• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 29 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 26 °C

İslamcılık ve Nurculuk (2)

Mücahit Bilici

Bir önceki yazıda İslamcılık nedir sorusuna cevap vermeye çalışmış, eleştirel bir İslamcılık tarifi sunmuştum. Bu yazıda ise Nurculuk nedir sorusunu kendi şahsi kanaatlerim çerçevesinde kısaca ele alacağım. İslamcılıkta bulduğum yüzeyselliği, muhtemelen hakiki Nurcular benim Nurculuk tasvirimde bulacaklardır. Tasvir edilen şeylerin doğasına riayet ederek İslamcılığı analitik kategorilerle tarif ederken, Nurculuğu biraz daha metaforik bir dille anlatacağım. 

NURCULUK

Nurculuk, Bediüzzaman Said Nursi’nin (1878-1960) ortaya çıkmasına vesile olduğu bir yenilenme hareketidir. Tecdid yahut yenile(n)me, kadim bir hakikatin, değişen bağlamın dil ve duyusuna hitap eder hale getirilmesi işlemidir. Nurculuk gürültüsüz bir iman ınkılabıdır. Bir fenomen olarak Nurculuğun merkezinde Said Nursi vardır ama o kendisini oradan çekmiştir. Kendisini de bir talebe, aynı derste bir sınıf arkadaşı olarak görmüştür. Said Nursi’nin eserleri olan Risale-i Nur Külliyatı, Kur’an’ın günümüz bağlamına yapılmış bir tercümesi yahut bilgiden çok perspektif kazandıran yeni bir tefsiridir. Her Müslüman’ın değil, her insanın sorduğu, sormaktan kaçamadığı sorulara cevap arayan bir eserdir: Kimim, nereye gidiyorum?

Risale-i Nur’un dili, bilim dilleri Arapça ve Farsça olan bir Kürd’ün Osmanlı Türkçesidir.Tipik Osmanlıca değil, kendine özgü, özgün bir dildir. Okuyucusunu Kur’an’ın anlamına hazırladığı gibi diline de hazırlar. Bir edebiyat veya bilimsel eser dramaturjisinden uzaktır. Bir yangında ilk kurtarılacak şeye uzanan insanın doğrudanlığı ile hakikati anlatan bir eserdir. Hatta denebilir ki Risale-i Nur hakikati anlatmaz, sanki onda konuşan yalnız hakikattir. İlk kez karşılaşanı rahatsız edecek ölçüde kendinden emindir.

Şairler ve virtüözlerbu söylediğimin bir övgü değil bir tespit olduğunu bilecektir. Zira, Risale-i Nur, ilim yakıtını tükettikten sonra ümmileşen bir (asfiya) kalbin kendisini doğrudan Kur’an’a açmasıyla ilhama dayalı olarak açılan anlamlarla yazılan bir eserdir. Bir hakikat yolculuğu ve anlam külliyatı olarak Risale-i Nur’u okuyanlara Nur talebesi denir. Risale-i Nur, dinî bilgi ve otoriteyi demokratikleştirmiştir: otorite ve şahıs-merkezli değil, hakikat ve metin-merkezlidir. İnsanları kozmos okur-yazarı yapan, insana kendi kendisini okutan, bu kâinat sarayında misafirlik için yol gösteren bir elkitabıdır. 

Konvansiyonel tefsirler gibi ayetleri tek tek açıklamaz, sınırlı sayıda ayetten bir perspektif, bir anlama kapasitesi kazandırır. Önemi yeterince tartışılmamış “temsillerle anlatım metodunu kullanır. Yöntem olarak seçtiği şey, yolcuyu başkasına vagon eden doxik bir taklid değil, yolu yolcuya mal ve yolcuyu yola şoför (ve tek başına lokomotif) eden teyakkuzlu bir tahkiktir. 

Risale-i Nur bir iman bilimidir, bir imanbilimdir.Nurculuk bir tarikat değildir. Asırlarca unutulmuş “veraset-i nübüvvet” çizgisini yeniden canlandırır. Bu büyük caddede birbirlerine yabancılaşmış ve tek başlarına topallayan akıl (kelam, felsefe) ile kalp (tasavvuf, duygular) yahut şefkat (Rahim) ile tefekkür (Hâkim) yeniden buluşur. Gelenekteki yoksullaşma ile modernlikteki körlükleri aşan bu buluşma önemlidir. Çünkü Roma ve Yunan’ı tam olarak mezcedemeyen Batı medeniyeti hâlâ Eflatun’un metafizik gölgesinden çıkmaya ve aklın demir kafesini, pre-Sokratik Yunan tecrübesindeki ihlâs ve kalbilik ile kırmaya çalışmaktadır. 

Kalın bir halat düşünün, her geçen gün incelen. Neredeyse kopacak kadar inceldiği bir zamanda, biri çıkıp en merkezdeki, en az görünür ama en önemli olan ipliğin sağlam kalması ve canlı tutulması için çalıştı. Bu iplik hastada kalp, İslam’da imandı. Çünkü kâinattaki en yüksek hakikat imandı. Eğer o ip kopsa diğer üstündeki parlak, sloganlar yazılı ipliklerin bir hükmü kalmayacak, tüm halat kopacaktı. Kabukla ilgilenenler, kabuğa kendi sloganlarını yazmak veya kendi bayrağını asmak isteyenler, kavgayı seçip hep yüzeyde kaldılar ve zamanla tek tek döküldüler. Risale-i Nur’un yaptığı devrim ise kalplerde ve zihinlerde sarsılan iman temellerini yeniden kurmak ve tahkim etmekti. Nurculuğun neyle meşgul olduğunun görünmez hâle gelmesinin sebebi, iman kavramının modern zamanlarda bir düşünme nesnesi olarak ortadan kaybolmasıdır.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89