• BIST 88.588
  • Altın 144,100
  • Dolar 3,6217
  • Euro 3,8460
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 10 °C

İslamcılık ve baskı rejimi

Ali Bulaç

İslamcı akımlara yöneltilen bir itiraz da, iktidara geldiklerinde baskıcı/otoriter rejim kurdukları ve devlet eliyle Müslümanlığı veya kendi din anlayışlarını topluma empoze ettikleri iddialarıdır.

Eleştiriye maruz kalan İslamcıların daha çok siyaset yolunu takip edenler, yani “siyasal İslamcılar” olduğu açıktır, çünkü sosyal ve fikri-kültürel mecralarda hizmet etmeye çalışan İslamcıların siyaset veya iktidar öncelikleri yoktur.

Belirtmek gerekir ki, bu eleştiriyi yapanların büsbütün haksız oldukları, yersiz bir korkuya kapıldıkları söylenemez. Bunun birkaç sebebi var:

1) İslamcılar modern iktidar, ulus devlet ve egemenliğin kullanımıyla ilgili 18. yüzyıldan sonra Batı'da teşekkül eden modern siyasetten temelde farklı bir yönetim veya iktidar projesi ortaya koyabilmiş değiller. Böyle olunca 300 sene Roma'yla mücadele eden ilk Hıristiyan nesillerin zaman içinde Roma'yı dini evrenlerinde ürettikleri gibi, İslamcılar da modern devleti kendi zihin evrenlerinde üretmişlerdir. Modern devlet, mutlak iktidarın kullanımı tartışmasından doğmuştur. İslamcılar da, devlet atmosferine sinip de gözle görülmeyen, elle tutulmayan modern iktidarın rafine totaliterliğini, sofistike zorbalığını İslamî atmosfere kolayca transfer edebileceklerini düşünmüşlerdir. Öyle ki Cemaleddin Efgani'nin dilinde modern devlet neredeyse “mehdi inancı”nın bürokratik aygıta tercümesi hükmündedir. İslamcıların modern siyaset, iktidar ve devlet üzerinde kelam ve fıkıh mirasını kullanıp derin bir sorgulama yapmadıkları; İslam ve Batı siyasi tarihinden gerekli dersleri çıkarmadıkları sürece modern ulus devleti İslami terimlere ve sloganlara tercüme edeceklerinden söz konusu endişe, kaygı sürecektir.

2) Ancak adil olmak gerekmez mi? Modern devlet eritici kazan olması hasebiyle İslamî değerleri, geleneği, aileyi ve toplumun tümünü içinde eritme kabiliyetine sahip olup hukuk, ekonomi ve eğitim gibi hayati alanları düzenleme tekelini elinde bulundurduğundan İslamcılar da aynısını yapmaya kalkıştıklarında neden onları eleştirenler, hakiki manada özgürlükçü, ahlakî değerleri yücelten ve adaleti tesis eden çoğulcu bir siyaset arayışına girişmiyorlar? Kendileri mesela eğitimi tümüyle sekülerleştirirken hak oluyor da, İslamcılar “dinileştirme”ye çalışırken neden haksızlık oluyor? Neden mesela eğitimi sivilleştirelim, herkes çocuğuna ne okutacaksa okutsun, devlet bu işe karışmasın diyemiyor?

3) Modern zamanların kurucu ideolojisi İslam olan ilk İslam cumhuriyeti Pakistan'dır (1947). Sonra başka İslam cumhuriyetleri de kuruldu ama hiçbiri Batı'daki modelden farklı model koyamadı. Velayet-i Fakih'le tek istisna İran'dır, maalesef o da belli faktörlerin etkisinde ulusalcı-mezhepçi bir yapıya doğru evriliyor. Mısır ve Tunus'ta yasal seçimleri kazanan Müslüman Kardeşler büyük bir umuttu, yazık ki küresel sistem onlara tecrübelerini bile ortaya koymaya izin vermedi. Körfez monarşilerinin sivil/medeni hukuklarının İslamî olması, siyasal rejimlerinin İslamî olduğu anlamına gelmez.

4) Bir başka faktör İslamî idealler ve davayla iktidar olan dindar gruplar, ya modern iktidar üzerinde yeterince düşünmediklerinden ya da iktidarın nimetleriyle tanıştıktan sonra ideallerini unutup kolayca ulusalcı ideolojiyi sahiplenip “devletin bekâsı, milletin refahı” adına kamu bütçesine konduklarından, “dindar-muhafazakâr” kimlikleri dolayısıyla her ne yapıyorlarsa faturası İslamcılığa çıkıyor. İktidar kavga alanıdır, kavga bürokratik, malî ve tabii kaynakların bölüşümü üzerinde büyüyüp rüşvet ve yolsuzluk kokuları rahatsızlık verici olunca, iktidar baskıyı artırır, otoriterleşir. Bu da İslamcıların baskıcılığına delil olur.

Başka sebepler de sayılabilir. Benim yarım asırdır süren gözlemlerimden, okumalarımdan ve son zamanlarda Ortadoğu'da ve Türkiye'de yaşadığımız acı tecrübelerden çıkardığım sonuç şudur: İster “siyasî” ister “sosyal” veya “fikrî İslam” olsun, bu böyle devam edemez. Her iktidarın bir hasmı ve her iktidar mücadelesine katılanın bir düşmanı var. Hepsi aynı kapıya çıkıyor. Ya oturup yeni bir siyaset ve iktidar modeli üzerinde anlaşacağız veya birbirimizi boğazlamaya devam edeceğiz. Tek yol diyalog ve uzlaşmadır. Tercih bizim!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89