• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -6 °C

İslâmcıların hazin nağmesi

Mümtaz er Türköne

Ali Bulaç'ın İslâmcılıkla Müslümanlık arasında gri tonlara bulayıp belirsizleştirdiği alanda yaptığı arınma çağrılarının siyasî bir karşılığı yok.

İslamcılığın siyasî karşılığı yoksa kendisi de yoktur. Şunlar, 90'ların başlarında çok duyduğumuz, neredeyse artık unuttuğumuz sözler: "Zaman, tarih ve soyut toplumsal kurallar kaderimizi belirleyemez". Ali Bulaç, "bir hüküm kitapta yer almışsa uygulanır" demiş oluyor. Peki bu hükümlerin muhatapları neredeler? Bulmak için gözünüzü devletin tepelerine veya akşam haberlerine dikmeniz yeterli. 

Elimde "İslâm ve Batı medeniyetlerinde meşruiyet ve çoğulculuk meselelerinin değer boyutu" başlıklı kısa bir makale var. Makale 1991 yılına ait ve Dergâh dergisinde yayımlanmış. Tezi kuvvetli. İslâm medeniyeti "değer bağımlı"dır; Batı medeniyeti ise "mekanizma bağımlı"dır. İslâmî şûra/icma prensipleri ile Batı medeniyetinin parlamenter geleneği bu yüzden birbiriyle çatışır. İslâm medeniyet tarihi içinde ortaya çıkan sosyal mekanizmalar meşruiyetini bu değerler sisteminden almaktadır. "Bu değerler sistemi ise son derece etkili ve geniş kapsamlı bir tutarlılık içinde bir bilgi disiplinine bağlanmış, bilgi disiplini de özel bir varlık telakkisine istinad ettirilmiştir. Dolayısıyla sosyal mekanizmaların gerçek meşruiyet zemini varlık-bilgi-değer sistemleri arasındaki bağımlılık ve tutarlılık ilişkisi içinde oluşmuştur." Bu türden derin felsefî-entelektüel metinlere nüfûz edemeyenler için yazarın sözlerini basitleştirelim. Yazar Batı'nın gayrî şahsî ve demokratik süreçlere dayandırdığı siyasî düzeninin tam karşısına, doğru ve yanlışı va'zeden bir değerler sistemini, yani vahiy düzenini yerleştiriyor. İslâmcılık tam olarak böyle bir şeydi. Batılı kavramlar, teoriler ve kurumlarla karşılaştırarak ve bu dünyaya ait birikimi kullanarak İslâmiyet'i en geniş cephede savunmak. Sadece savunmak değil siyasî-sosyal hatta ekonomik bir düzen olarak önermek ve bu önermelerden bir medeniyet projesi geliştirmek. 

Bu makalede kendini gösteren vukuf ve derinlik, 90'lı yılların başında İslâmcı kanatta zirveye çıkmıştı. O yılları ve arkasındaki nesilden nesile aktarılan zengin birikimi hatırlayalım. Yılların emeği ve çilesi. Horlanan, aşağılanan, küçümsenen toplum kesimleri dinine diyanetine sahip nesiller yetiştirmek için büyük fedakârlıklara katlandılar. O nesiller de kendilerine harcanan emeğin, donanımları nispetinde İslâmcı siyaset projeleri geliştirerek karşılığını ödediler. Başarılı oldular. Yukarıda iktibas ettiğim makalenin yazarı bugün kabinede çok önemli bir bakanlığın başında bulunuyor ve devlet politikasını tayin ediyor; ama bugünkü devlet politikasında bu makaledeki tezlerin en küçük izi bile yok. 

İslâmcılar nereye gittiler? O kadar tez, o kadar teori, o kadar birikim nereye kayboldu? Şairane bir benzetme yapalım. Gül ile bülbülün meşhur hikâyesi: Bülbül gül ağacının dalına konar, kalbini dikenine yaslayıp hazin hazin sabaha kadar öter. Sabaha karşı diken bülbülün kalbini deler, zavallı can verip yere düşer. Ama yukarıda kan kırmızı bir gül bütün ihtişamı ile açmıştır. 

Fizik kuralı: Var olan hiçbir şey yok olmaz. İslâmcılığın büyük enerjisi ve birikimi yok olmadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bugün kullandığı meşruiyet kaynağına dönüştü. Devlet derin bir meşruiyet krizi içindeydi. İslâmcılar, devraldıkları iktidar hakkı karşılığında bu devasa meşruiyet açığını kapattılar. Ekonomi için bütçe açığını kapatmak ne ise, siyasî sorunlar karşısında meşruiyet açığını kapatmak aynıdır. İkisi de bünyeye güç ve etrafa güven verir. Kürt sorununu hâlâ çözemedik; ama AK Parti iktidarı yerine Türkiye askerî vesayet curcunası ile bugünlere gelmiş olsaydı, hâlâ umutlu olabilir miydik? Dış politika eleştiriliyor; peki bugün bölgede sahip olduğumuz araçları kısır Kemalist politikalarla elde edebilir miydik? 

İslâmcılık bugün devletin meşruiyetine bütün varlığını adayarak bambaşka bir kalıba, iktidar gücüne dönüştü. Dünün İslâmcı bugünün iktidardaki politikacı kadrolarını var eden toplumsal dinamiğe dönüp bakalım. Dünün ateşli İslâmcı gençlerine burs veren, yurtlarının, çıkarttıkları dergilerin masraflarını karşılayan hayır-hasenat sahipleri, bugün iktidardaki hallerine bakıp ne düşünüyorlardır? İslamcıların derin sessizliğini açıklayacak olan asıl bu sorunun cevabı. Durumdan son derece memnun olmalılar. Yükselen zümrelerin, yeni sermaye sınıflarının durumdan şikayetçi olmaları mümkün mü? 

İslâmcılık bugün devlet tarafından hazmedilmiş, meşruiyet enerjisine dönüştürülerek tüketilmiş bir ideoloji. İktidarı teslim aldı ve ona can vererek görevini tamamladı. Bugünün dindarane gündemleri -Çamlıca'ya cami, imam- hatipler, dindar nesiller, kürtaj- bu yokoluşun bir özrü veya telafisi değil mi? İslâmcılık öldü. Hâlâ yaşadığını düşünenler, varlığına dair bir işaret bulabilirler mi?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89