• BIST 105.101
  • Altın 147,354
  • Dolar 3,4874
  • Euro 4,1874
  • İstanbul 29 °C
  • Diyarbakır 31 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 11 °C

İslamcılar, CHP ve Kürtler için üzülüyorum

Oral Çalışlar

Twitter’daki hesabıma birkaç gün önce şöyle bir mesaj gönderildi: "Mutlu musunuz? Kendinizi affedebiliyor musunuz? Hayalinizdeki demokrasi bu muydu?" 

Tek tek cevap vereyim: Mutlu değilim. Benim beklediğim; her türlü farklılığın barış içinde yaşadığı, yaşayabildiği, herkesin hakkını hukukunu savunabildiği, kültürel dinamizmi ve refah düzeyi yükselen bir Türkiye tablosuydu. Yakın bir zamanda böyle bir ülkeye ulaşma ihtimalini, imkânını; birçok açıdan ortadan kaldırma riski içeren gelişmelerle yüz yüzeyiz. Geleceğe ilişkin umutlarımızda derin bir hayal kırıklığı yaşıyoruz. 

Askeri vesayeti bir ölçüde aşabildiğimizi düşünürken, demokrasiyi derinleştirme olanağı her zamankinden daha fazla mümkün görünürken, bugün, ters yönde bir ‘sistem kilitlenmesi’nin ortasındayız. Bağımsız ve adil yargıya doğru ilerleme umudundayken, yargının yeniden ‘vesayetçi bir yapı’ olarak karşımıza dikildiği gerçeğiyle sarsılıyoruz. Bu ‘yeni vesayetçilik’le mücadele ederken hükümetin, otoriterliği arttırma potansiyeli taşıyan önlemleriyle yüz yüze geliyoruz.

Affetmek

İkinci soru: Kendimi affedebiliyor muyum? 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği referandumunda 'evet' oyu kullandım. Askeri vesayetin geriletilmesini, siyasetin normalleşme imkânını destekledim. Geçen yıl başlayan ve ateşkesi sağlayan 'çözüm süreci'ni büyük bir özgürlük imkânı olarak gördüm ve elimden geldiğince katkıda bulunmaya çalıştım.

Seçmenlerin parlamenter sisteme desteğini, ‘siyasetin normalleşmesi’nin bir imkânı olarak görüyor, bu doğrultudaki tüm işaret ve ipuçlarını olumlu buluyorum. Ancak, ülkemizdeki (bu parti dahil) siyasete hep egemen olmuş 'otoriterleşme'yi, hayat tarzına yönelik müdahaleleri, dış politikanın gerçekçilikten koptuğu noktaları, demokrasi konusundaki tutarsızlıkları, ‘tek adam mantığı’nı, bütün bunların ekonomiye verdiği zararı, eleştiriyorum, eleştirmeyi de sürdüreceğim.

Bazılarının yaptığı gibi, Erdoğan’ı ve AK Parti hükümetini, 'şeytan' olarak görmedim. Olumlu bulduklarımı söyledim, eleştirilerimi ifade etmekten geri durmadım. Bu bağlamda bir pişmanlığım yok.

Hayalimdeki demokrasi, tabii ki bu değildi. Türkiye’nin yasal sisteminin de siyaset kültürünün de toplumsal kodlarının da köklü bir demokrasi üretecek olgunlukta olmadığının bilincindeydim ve hâlâ da bilincindeyim. Bu nedenle değerlendirmelerimi, idealimdeki demokrasi ile ‘gerçekleşebilir olan’ arasındaki ‘makas’ı dikkate alarak yapıyorum. 

Eski vesayet sistemiyle boğuşurken, başka bir vesayetle yüz yüze gelen, kırılgan bir parlamenter rejimin, üst üste üç seçim kazanmış bir partiyle bir anda olgun bir demokrasiye sıçramasının mümkün olmayacağını biliyordum. 

İslamcılar adına üzülüyorum, CHP adına üzülüyorum, Kürtler adına üzülüyorum. İslamcılar, ilk kez tam anlamıyla kullanabildikleri iktidar imkânını, olgun şekilde kullanıp, yeni bir çoğulculuk yaratamadılar. CHP, geleneksel 'seçim dışı yollardan medet umma refleksi'ni sürdürüyor. Olgun bir siyasi tutum gösteren Kürtler ise özledikleri barış için sıkıntılı günlerden geçiyorlar. 

Meşru zemin

Geçmişteki üç askeri darbenin, bir post-modern darbenin ve birçok askeri müdahalenin tanığı ve mağduru bir insan olarak; meşru siyaset zemininin korunmasının ne kadar hayati olduğunun bilincindeyim. Bu yüzden, yolsuzluk operasyonlarının, bir ‘yok etme stratejisi’ şeklinde yürümesini onaylamıyorum. Seçimle gelenin seçimle gidebildiği siyaset zemininin yok edilmek istenmesini, ülkemizin geleceği için riskli görüyorum. 

Yolsuzlukların hesabı sorulsun. Rüşvet çarkı kurulmuşsa kırılsın. İktidarın tüm eksik, çelişki ve hatalarının daha ileri düzeyde tartışılabileceği bir ‘psikolojik zemin’ gelişebilsin. Tabii, bunların hiçbiri, ‘meşru siyaset zemini’ni ortadan kaldırmak isteyenlerin ellerini güçlendirmesin.

Biliyoruz ki bir kez normal siyaset ortamı karartılırsa ülke yıllarca bir daha kendisine gelemiyor. Hâlâ, askeri darbe anayasasını ortadan kaldırabilecek bir siyaset uzlaşması gerçekleştirilemedi.

Bunca olumsuz tabloya rağmen, Türkiye’nin ‘sigorta’larının, düşünülenden daha sağlam olduğuna inanıyorum. Bu badireyi de seçimlerle, toplumun sağduyusuyla aşabileceğimizi düşünmeyi sürdürüyorum.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89