• BIST 82.504
  • Altın 147,463
  • Dolar 3,8179
  • Euro 4,0606
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 0 °C

İŞİD’in Bağdat-Akdeniz hattı ve Kürtler

Abdullah Kıran

Napoleon Bonaparte, ‘bir ülkenin politikalarını anlamak için o ülkenin harita üzerindeki yerine bakmak yeterlidir’ diyordu.  Aynı şekilde İŞİD’i anlamak da,  örgütün ele geçirdiği ve ele geçirmek istediği coğrafyaya bakmak yeterli olacaktır. 10 Haziranda Musul’u, ardından da Irak’taki Sünni bölgelerin nerdeyse tamamını denetim altına alan İŞİD’in bundan sonra nereye saldıracağı ve neler yapacağı merak konusu iken, İŞİD son birkaç günde tüm gücüyle Rojava’nın  Kobani Kantonuna yöneldi. Suriye’de 200 000 kişilik nüfusa sahip Rakka kentini ve petrol bölgesi Deyr el Zor’u elinde tutan İŞİD, son olarak Irak ordusundan ele geçirdiği füze ve ağır silahlarla (muhtemelen bunların arasında kimyasal silahlarda var), artık modern bir ordunun sahip olduğu bir mühimmata sahiptir.

İŞİD’in Hedefi veya İslam Devleti Sınırları

Peki, İŞİD’in kurmak istediği İslam devletinin sınırları nereden başlayıp nerede bitecektir?  İslam Devleti bütün İslam coğrafyasını mı kapsayacak yoksa sadece eski Irak ve Suriye’deki muayyen yerlerle mi sınırlı olacaktır? İŞİD Irak ve Suriye ile yetindiğinde,  buralardaki Sünni alanları mı egemenlik sahasına katacak, yoksa Şii nüfusun yerleşik olduğu yerlere de mi saldıracak? İŞİD, sürekli cihat felsefesini şiar edindikçe, önce bütün İslam coğrafyasında, ardından da Darülharp olarak adlandırılan yerlerde egemen olabilmek için daimi bir mücadele içinde olacaktır.  Zaten daha şimdiden Endülüs’ün alınmasından ve İslam âlemine dâhil edilmesinden söz edilmektedir.  Ancak hemen belirtelim ki İŞİD, reel politikanın sınırları dâhilindeki bir strateji çerçevesinde hareket edecek ve önce, kontrol ve denetim altına alabileceği yerlerden başlayacaktır. Büyük bir olasılıkla bu yerler de, en zayıf halka olarak bilinen noktalar şeklinde olacaktır. Kısacası İŞİD şu anda,  hem Irak hem de Suriye’de Şii Arapların zinde ve etkin olduğu yerlere saldırmayacaktır. İŞİD Türkiye’ye ve Irak Kürdistan’ına da saldırmayacaktır.

O halde İŞİD kısa vadede nereyi hedef alacaktır? Bu sorunun cevabı İŞİD’in yakın vadede üzerinde egemen olmak istediği toprakların harita üzerindeki yerinde saklıdır. Reel Politika,  İŞİD’in şu anda Suriye ve Irak’taki Sünni nüfusun yoğun ve yerleşik olduğu yerlerde bir devlet kurmasını mümkün kılmaktadır. Peki, bu yerler neresidir diye sorduğumuzda, Irak’ta; Bağdat’tan başlayıp Musul’da biten hat üzerinde ve Suriye’de, Ebu Kemal Sınır kapısından başlayıp Deyr-el Zor, Rakka, Halep, Hatay ve Lazkiye arasında Akdeniz’e ulaşmak olacak.  Tabi Şam, Humus ve Hama’nın da Lazkiye ile birleştirilmesi hedeflenmektedir. Suriye ve Irak kısmında, ‘çantada keklik’  denilen yerler çok rahat bir şekilde ele geçirildi. Maliki’nin Şii ordusu, bir işgal zihniyetiyle Musul’da bulunduğu için herhangi bir direniş göstermeden teslim oldu. Suriye’de Esat yönetiminin en son sığınacağı kale, 1920’de Fransız Generali  Henri Gouraud  tarafından kurulan ve 5 Aralık 1934’te  Suriye Devletine katılan Cebel Alevi devletinin sınırları olacaktır. Olağanüstü koşullar dışında, hiçbir güç kolaylıkla Suriye Alevilerini, merkezi Lazkiye olan yerlerinin dışına atamayacaktır. Ancak,  benim bildiğim Esat, Şam, Halep, Humus ve Hama kentlerini tamamen yok etmeden kolay kolay buraya çekilmez; en azından son kerteye kadar Şam’ı elinde tutmaya çalışacaktır.

İŞİD Bağdat’a Saldırır mı?

İŞİD’in şu anda Bağdat’a saldırması de pek kolay görünmüyor.  Çünkü Maliki yönetimi, Bağdat’ı bir Şii merkeze dönüştürme anlamındaki politikasını çok başarılı bir şekilde sürdürdü ve bunda da başarılı oldu gibi görünüyor.  İŞİD Musul ve diğer Sünni yerleşim yerlerinde iktidarını pekiştirmeye çalışırken, Maliki de tüm gücüyle bir yandan olası bir saldırıya karşı Bağdat’ın etrafındaki askeri mevzileri güçlendirmekte, diğer yandan da Sünnileri Bağdat’tan çıkartma operasyonları yapmaktadır.  Ayrıca Maliki yönetiminin şiddet politikalarında Sünnilerden pek de aşağı kalmayacağını belirtelim. Her iki güç de, egemenlik altında tuttukları yerlerde acımasız bir şekilde etnik ve mezhebi temizlik yapmakla meşguller. Aralarındaki fark, İŞİD, korku salmak için vahşetini tüm dünya ile paylaşırken, Maliki daha siyasi hareket etmektedir.  Şiiler Bağdat’ı tam anlamıyla güvenlik altına almadan Sünniler üzerine yürümekten imtina edeceklerdir. Bağdat gibi tarihi bir Sünni kenti dururken, İŞİD’in Necef, Basra ve Kerbela gibi Şii merkezlere saldırması akıl karı değil. Ancak Bağdat’tan vazgeçmek, Sünnilerin asla sindiremeyecekleri bir durumdur.

Hedef Devletsiz Kürt Toprakları

Bağdat’a saldıramayan İŞİD’in en temel stratejilerinden biri Suriye üzerinde Akdeniz’e ulaşmak olacaktır. Son birkaç gündür İŞİD’in Kobani’ye saldırmasının sebebi budur. Suriye, Ağustos 1962 yayınladığı 93 No’lu kararname ile Türkiye sınırındaki yerleşim yerlerinden Kürtleri çıkartarak bir ‘Arap Kemeri’ oluşturma planı çerçevesinde sınır boylarındaki 322 köyü önemli oranda Araplaştırdı. Böylece Cizire, Kobani ve Afrin arasındaki fiziki ve coğrafi temas ortadan kaldırıldı. Bu nedenledir ki Rojava’da birbirinden kopuk üç Kanton yönetimi oluşturuldu. Bu kantonlardan Cizire’nin Irak Kürdistan’ıyla sınırı var, ancak Kobani ve Afrin birbirlerinden kopuk durmaktadırlar.

İŞİD, devletsiz Kürtlerin topraklarını ele geçirmenin kolay olacağını düşünüyor ve bu nedenledir ki 2 Temmuz’dan beri tank ve ağır silahlarla Kobani’ye saldıryor; girdiği köylerde insanları çarmıha gererek göçe zorluyor. Kobani, İŞİD’in elindeki Girê Sipî  (Tel Ebyad) ve Carablus arasındaki kara bağlantısını kesiyor ve bu özelliğiyle İŞİD’in egemenlik kurmak istediği coğrafya’da kesinti oluşturuyor. Kobani’den sonra İŞİD ikinci hedefi muhtemelen Afrin olacaktır.

Kürtlerin İki Seçeneği

 Görünen o ki Kürtlerin önünde iki yol var; ya Cizire, Kobani ve Afrin’in fiziki teması sağlanacak, ya da Kürtler buralarda sürekli bir tehdit altında yaşayacaklardır. Şimdiye kadar PYD tek başına bu coğrafi alanın tamamında hâkimiyet sağlayamadı. Bundan sonra da bu iş çok zor görünmektedir. Yegâne çözüm, bu ‘hawar’ durumunda, bütün ideolojik ayrılıkları bir tarafa bırakarak diğer Kürt örgütleriyle anlaşmaya varıp, Irak Kürdistan’ının da lojistik desteğini sağlayıp tarihsel olarak Kürtlerin kabul edilen coğrafi sahada egemenlik sağlamasıdır. Kürtler, gerekirse Şam ve Halep’teki varlıklarından vazgeçip,  Arap Kemeri ile demografik yapısı bozulmuş yerleşim yerlerini güvenlik altına almalıdırlar. Aksi takdirde Rojava’da bir topyekûn imha veya göç politikalarına maruz kalabilirler.  İbn-i Haldun ‘coğrafya kaderdir’ diyordu. Kürtler, dağılan Irak ve Suriye’de, kendi devletleriyle uluslar arası hukuk nezdinde bir güvenceye kavuşmadıkça, geçmişte de pek çok kez olduğu gibi, gelecekte de her türlü saldırıya maruz kalabilirler.

Salih Müslim, son günlerde akıl almaz bir şekilde Irak Kürdistan’ının bağımsız devlet ilan etmesinin gerekli olmadığını dile getirmektedir. İŞİD, Irak ve Suriye Sünnilerini ortak bir devlet çatısı altında bir araya getirirken, Suriye Kürtleri İŞİD’in kurduğu İslam devletinin bir bileşeni mi olacaklardır? 

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89