• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 13 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 11 °C

IŞİD’e karşı söz değil eylem zamanı

Gülay Göktürk

Abdullah Öcalan’ın ilk Nevruz çağrısının Kandil’de çok ciddi bir rahatsızlık yarattığını, Kandil’in o zamandan bu yana İmralı’dan gelen bu “emrivaki” ye söylem düzeyinde karşı çıkmazken çağrıyı etkisiz hale getirmek için elinde gelen her şeyi yaptığını baştan beri görüyorduk. Savaşan taraflardan birinin istemediği bir barışın imkansızlığının da farkındaydık elbette.

Ama çok önemli bir güvencemiz vardı:

Barış ihtimali Kürt tabanında o kadar büyük bir heyecanla karşılanmıştı ki, Kandil’in bu geniş tabanı karşısına alması mümkün değildi. Ateşkesin sürdüğü ve müzakerelerin devam ettiği her gün çözüm sürecinin lehine yazılıyor; barış süreci geri dönülmez bir süreç haline geliyordu. Bu kitle desteği devam ettiği müddetçe Kandil’in barışı sobate etme imkanı yoktu.

İşte Kobani meselesi bu koşullarda bir “umut” olarak devreye girdi. Eğer bu noktada Kürtlerin AK Parti’ye olan güveni sarsılabilirse Çözüm Süreci’nden de soğutulabilirdi.

Kandil bütün propaganda araçlarıyla bir algı operasyonu başlattı: Var gücüyle Ak Parti Hükümeti’nin “Rojawa Devrimini” boğmak için karanlık işler çevirdiği, IŞİD’i destekleyerek Kürtlere ihanet ettiği propagandasına girişti. Çözüm sürecinin kaderini Kobani’ye bağlayarak; “Kobani’de Kürtlere ihanet edenlerle Türkiye’de barış yapamayız” temasını işlemeye başladı ve itiraf edelim ki bu konuda başarılı oldu.

Şimdi yine benzer bir dönüm noktasındayız ve mesele artık Kürt kitlelerin çözüm sürecinden desteklerini çekmesi tehlikesini aşıp Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eder hale gelmiş durumda.

Türkiye’nin ne yapıp edip “Kürtlere karşı IŞİD’i desteklediği” yolundaki algıyı değiştirmesi gerekiyor. Bunun için de IŞİD’e karşı koalisyonda daha aktif bir biçimde yer alması son derece önemli.

Kaldı ki, IŞİD’e karşı sadece söz düzeyinde değil, eylem düzeyinde de aktif bir konuma geçmek sadece Kürtlerle yeniden bir güven ilişkisi kurmak için değil, sınırımıza dayanan canavarı durdurmak için de boynumuzun borcu. Bölgenin en büyük askeri gücüne sahip olan Türkiye, Ortadoğu’da gittikçe büyüyen bu tehlike karşısında daha ne kadar süre el el üstünde oturmaya devam edebilir ki?

Sevinerek altını çizelim ki, Ankara’dan bu konuda iyi haberler gelmeye başladı.

Dünkü Cumhuriyet’te Çiğdem Toker’in “üst düzey bir yetkili”ye atıfla yaptığı önemli bir haber vardı.

Haberde, Suriye’ye girme ihtimalleri üzerine çıkan tartışmalara ilişkin olarak bilgi veren üst düzey yetkili, IŞİD ile kıyaslandığında, PYD’yi bölgede “konuşulabilir, rasyonel bir oyuncu” diye tanımlarken, “PYD ile kanalların açık olduğunu, mesajların gelip gittiğini” kaydediyor.

Aynı kaynak, PYD ile Türkiye’nin ilişkisinin, PYD’nin alacağı tutuma bağlı olacağını; PYD etnik temizlik gibi bir amacı olmadığına, bölgedeki faaliyetlerinin DEAŞ ile mücadele kapsamında olduğuna dair ikna edici olabilirse ilişkilerin olumlu yönde ilerleyebileceğini de belirtiyor.

Haberde ayrıca, Ankara’nın son haftalardaki gelişmelerin ışığında, şu an için Suriye’ye tek taraflı bir müdahaleden ziyade ‘IŞİD’e karşı koalisyonun parçası olarak operasyonlara katılma’ seçeneği üzerinde ABD ile aktif müzakere yürüttüğü belirtiliyor ki bu gelişmeyi de Türkiye’nin öncelikli mücadele alanı olarak IŞİD’e yöneldiğinin ve bundan böyle IŞİD’e karşı daha aktif bir mücadele yürüteceğinin belirtisi olarak okuyabiliriz.

Bütün bunlar iç rahatlatıcı gelişmeler...

Ne var ki, bu adımlar atılırken liderler düzeyinde kamuoyuna verilen mesajların da aynı dalga boyunda olması gerekiyor.

Malum, biz AK Parti’nin eylem düzeyinde gayet barışçı adımlar atarken söylem düzeyinde son derece şahin çıkışlar yaptığına çok tanık olduk. Kobani ile ilgili algı operasyonunun başarısında dikkatsizce kullanılan bazı ifadelerin ne kadar etkili olduğunu; Türkiye’nin Kobani’ye destek için yaptığı onca yardımın bazı söylem hataları yüzünden nasıl görünmez hale geldiğini de biliyoruz.

Dileyelim de bugün de aynı şey olmasın.

Mesela, Telabyad olayı patlak verir vermez sarf edilen “PYD’nin İŞİD’den tehlikeli olduğu” sözü gibi sözler sarf edilmesin. Bu sözlerin ağızlarda sakız haline getirilip atılan ve atılacak olan olumlu adımların önüne geçirilmesine fırsat verilmesin.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89