• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 24 °C

IŞİD proje mi

Yüksel Taşkın

Sanırım anlamakta zorlandığımız veya yüzleşmekten kaçtığımız gerçekliklerle ilgili komploculuğa meyletmek, düşünce hayatımızın vazgeçilmez bir tutkusu ve kolaycılığı. Hem sol hem de sağ akımlarda komplocu düşünme alışkanlığı oldukça eski.

Tek kaşını hafifçe kaldırarak imalı ifadeler kullanan, iddiasının altını doldurma zarureti duymadan, dinleyicilere veya okuyuculara “siz bilirsiniz canım kimleri kastettiğimi” şeklinde paslar atan aydın tipi, hiçbirimize yabancı değil. Üstelik bu tipler abarttıkça itibar gördüklerini de gayet iyi biliyorlar.

Bu düşünce biçimi devlet söyleminden, ona muhalif konumlanan akımlara kadar benzer özellikler gösteriyor. “Türkiye’nin büyümesini istemeyen güçler” kalıbı, İslamcılık sözkonusu olunca, “tarihsel yürüyüşümüzü engellemek isteyen güçler”e dönüşüyor. İslamcılar iktidara geldiğinde bu birikim, “Türkiye’nin büyümesini istemeyen güçler, partimizi ve liderimizi hedef alıyorlar” şeklinde bir terkibe de olanak tanıyor.

Türkiye’deki İslamcıların büyük çoğunluğu IŞİD’e mesafeliler. Ama IŞİD’i var eden sosyolojik realitelerle yüzleşmek istemiyorlar. “Onlar bizden değil” demek bir temenni olarak hoş olabilir ama bu topraklardan IŞİD’e yönelik ciddi bir ilgi olduğunu yadsımamakla işe başlanmalı.

IŞİD Projedir, üst aklın tezgâhıdır” gibi ifadeler, karşımızdaki realiteyi tüm yönleriyle kavramamızı zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

Yasin AktayYeni Şafak’ta “‘DAEŞ’le savaş’tan üretilen kirli meşruiyet” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bu yazıdan bir alıntıyla meramımı anlatmaya çalışacağım: “11 Eylül’den sonra El-Kaide’nin aynı anda dünyanın her yanında ortaya koyduğu eylemlerle ulaştığı sınır-aşırı mobilite uluslararası bir akıl ve idare olmadan, salt İslamcıların kendi imkânlarıyla, güçleriyle veya stratejik akıllarıyla anlaşılabilecek ve açıklanabilecek bir durum değildi.

Aktay’ın kurduğu neden sonuç ilişkileri mantıklı olabilir ama bu “uluslararası akıl ve idare”yi tanımlamaya çalışmak zorundadır. Tanımlama çabasına girişmek ayrı, üstü kapalı ifadelerde bulunmak ayrıdır. Tanımlamalar yetersiz kalabilir ama tanımlama girişimlerini ötelemek bizi komploculuğun kolaycı dünyasına sürükler.

Aktay daha sonra konuyu DAEŞ’e (IŞİD) getiriyor. Aşağıdaki ifadelerine katılmamak mümkün değil: “(DAEŞ) Suriye’de rejime muhalefet saflarında ortaya çıkıyor ama şimdiye kadar rejimin kendisiyle hiç bir savaşı olmuyor, aksine bütün savaşı Özgür Suriye Ordusuna karşı yürütüyor.

Peki, buradan yola çıkarak DAEŞ’in bir projenin piyonu olduğu söylenebilir mi? Aktay, “Tezgahın Kod Adı IŞİD” başlıklı yazısında da benzer ifadeler kullanıyor: “IŞİD’inse ortaya çıktığı saatten itibaren büyüme ve güçlenme hızı arkasında büyük bir aklın ve yönetimin olduğunu gösteriyordu.

Aktay şunu mu demek istiyor? Binlerce kayıp verdiği hâlde ölümü göze alarak mücadeleye devam eden bir inat, bu üst akıl için mi kendisini feda ediyor? Peki, bu mekanizma nasıl işliyor? IŞİD kullanıldığının farkında mı? Bile bile bu tezgâhın parçası olarak mı ölüme gidiyorlar? Yoksa kullanıldıklarının farkında mı değiller?

Aktay, hakikaten dünyada İslamofobiyi ve bölgede otoriterliği güçlendiren IŞİD türü yapıları besleyen sosyolojik kaynakları irdelese ve bunların nasıl aşılacağına dair öneriler geliştirse çok daha gerçekçi olmaz mıydı?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89