• BIST 107.303
  • Altın 153,156
  • Dolar 3,7141
  • Euro 4,3624
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 7 °C

IŞİD faktörü ve çözüm süreci

Gülay Göktürk

Boşuna tekrarlayıp durmuyoruz, “siyasi süreçler sonu baştan belli olmayan süreçlerdir” diye...

Neden böyle söylüyoruz?

Eğer sonu baştan belliyse zaten o süreçte demokratik siyaset işlemiyor demektir; birileri daha baştan kendi kafasında kurduğu siyasi projeye uygun olarak varılacak “son nokta”yı sabitlemiş; olayın ana aktörü olan toplumsal güçlerin süreci belirlemesine ve sürecin kendi dinamikleriyle ilerlemesine müsaade etmemeyi baştan kafaya koymuş demektir.

Demokratik siyasete liderlik eden aktörler de elbette kafalarında belli bir projeyle işe koyulurlar. Ama bu donmuş bir proje değildir. Onlar hem “yol boyunca” somut şartlarda ortaya çıkabilecek değişikliklerin hem de farklı aktörlerin ortaya koydukları projelerle kendi projeleri arasında vuku bulacak tartışmaların ilk projeyi değiştirebileceğini, hatta mutlaka değiştireceğini öngörür, kabul eder, ona göre hareket ederler.
 
Irak ve Suriye parçalanırken
 
Bunları yazmamın sebebi, çözüm süreci açısından şimdi tam da böyle bir noktada bulunmamız...

IŞİD’in Musul’u işgaliyle birlikte Irak’ta değişen dengeler, Ortadoğu’da farklı dinamikleri harekete geçirirken, Kürtler açısından yeni fırsatlar ve çözüm süreci açısından da yeni bir durum yaratıyor.

Nedir bu yeni durum?

Tablo henüz çok flu olmasına rağmen, IŞİD’in Irak’taki Sünni aşiretlerin desteğiyle gerçekleştirdiği Musul işgalinin ülkenin fiilen üçe bölünmesiyle sonuçlanacağı tahmin ediliyor: Sünni aşiretlerin ağırlıkta olduğu bölgelerde IŞİD’in başını çektiği ve eski Saddamcı güçlerin de arka planda olduğu radikal bir Sünni yapının oluşması, bununla eş zamanlı olarak, daha şimdiden Kerkük’ü ele geçiren Kürtler’in kendi egemenlik alanını daha da pekiştirmesi ve belki bağımsızlık ilanına kadar gitmesi, üçüncü olarak da, bugünkü Irak merkezi güçlerinin de güneyde Şii kontrolünde bir bölge oluşturması...

Benzer bir parçalanmanın Suriye’de de yaşanması beklenebilir. Suriye’de muhalefet içine sızan ve güçlenen IŞİD’in daha şimdiden ülkenin kuzeyinde PYD ile çatışma halinde olduğunu ve devletimsi yapılar oluşturduğunu düşünürsek, Cumhurbaşkanı Gül'ün 2013'te yaptığı “Radikal terör bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor, böyle giderse Afganistan Akdeniz'e inebilir” uyarısının haklı çıktığı bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.

Ortadoğu’da ortaya çıkan bu yeni tehdidin ABD, İsrail, İran dahil birçok önemli ülkeyi rahatsız etmesi ve bu tehdit algısı altında, bölgede güçlü ve seküler bir Kürt varlığının oluşmasını bir anlamda güvence olarak görmeleri sürpriz olmaz. Böyle bir destek Kuzey Irak’ın yanı sıra Rojava’da oluşma aşamasında olan Kürt bölgesine de ivme kazandıracaktır.

Rojava’ya bakışta revizyon ihtiyacı
 
Böyle bir durumda, Türkiye’nin de Rojava politikasını gözden geçirmesi ve çözüm sürecini yeni koşullara adapte ederek yeniden değerlendirmesi gerekebilir.

Şurası açık ki, güçlenen ve uluslararası desteği artan Kürt varlığının bugün bölgede en iyi ilişkiler içinde olduğu ülke Türkiye... AK Parti iktidarı döneminde Barzani yönetimiyle kurulan iyi ilişkiler ve açılan petrol boru hattı, Kürdistan ve Türkiye’nin çıkarlarını birbirine bağlamış ve iyi komşu haline getirmiş durumda. Buna bir de Rojava’daki oluşuma destek politikası eklenirse, Türkiye kendi güneyinde oluşan ve istikbal vadeden yeni Kürdistan’la her iki tarafın da kazançlı çıkacağı son derece yoğun ve verimli bir müttefik ilişkisi geliştirebilir. Ayrıca hem güney sınırının güvenliğini sağlama almış hem de radikal Sünni akımların sızmasını önlemiş olur.

İşte o zaman, Davutoğlu’nun öteden beri arzuladığı “sınırların transparan haline geldiği; ekonomik, kültürel ve toplumsal anlamda bir Kürt havzası oluştuğu, Türkiye’deki Kürtler’in diğer bölgelerdeki Kürtler’le her anlamda iç içe yaşadığı bir tablo” çıkar ortaya... Türkiye, güneyinde oluşan Kürdistan için hem güvenilir bir dost hem sırtını dayayabileceği askeri olarak güçlü bir müttefik hem de yeniden inşasına katkıda bulunabilecek güçlü bir ekonomik partner haline gelebilir.

Böyle bir tablonun gerçekleşmesi için, Türkiye’nin siyasi sınırlarının değişmesi gerekmez; sınırın anlamsızlaşması, kendiliğinden silikleşmesi yeterlidir.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89