• BIST 108.615
  • Altın 145,221
  • Dolar 3,4955
  • Euro 4,1321
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 14 °C

İranlıların direnci

Cihan Aktaş

İsrail’de sürekli İran’a saldırılması için bir çaba, bir mühendislik çalışması... “Dünya İran’a saldırıya hazırmış.” Bu hangi dünya acaba? Mültecilerin, evleri başına yıkılan Gazzeli çocukların, Noam Chomsky duyarlığının dünyası olmadığı muhakkak.

Hem bakalım devrimin başından bu yana abluka altında olan İran hangi komşusuna saldırmış da bir saldırıyı hak ediyor...

İranlılar devrimlerinin 33. yıldönümünü kutluyorlar. Ülke sorunsuz değil. Hayat pahalılığı artıyor. Dış baskı her zamankinden daha fazla hissettiriyor etkisini.

İmam Humeyni Havaalanı’ndan taksiye binen yabancı yolcular şoförlerin mollaların ve Ahmedinejad’ın uğrattığı hayal kırıklığına dair şikâyetleri dinlemeye alışkınlar. Tesettür devriyeleri elbet can sıkıcı. Yakında yapılacak seçimlere reformist kesimden katılımın oranı yüzde 20’ye bile ulaşmıyor. Yine de başka bir katmanda nabzı atıyor toplumun ve mesela İran’da kalmaya devam eden yönetmenler şaşırtıcı yapımlarla gündeme gelmeyi sürdürüyorlar. Ve ben yönetimi destekleyen ya da eleştiren insanlarla konuşurken bu sorunun cevabını arıyorum: İranlılar bu dirençlerini neye borçlu acaba?

Ayetullah Humeyni üzerine değerlendirmelerinde Wallerstein, ABD’nin İran’da olup bitenin savaşın ardından Üçüncü Dünya’da süren ulusal bağımsızlık hareketlerinden tamamen farklı bir tür olduğunu hesaplayamama yanlışı olduğu tesbitinde bulunuyordu.

İran tarihi genellikle İÖ VI. yüzyılın ortalarında yakın doğunun siyaset sahnesinde görülen yeni (bilge) bir kral profiline sahip Kuruş’la başlatılıyor. İlk insan hakları beyannamesini yazdırtan, tarihe adaletiyle geçen bir hükümdar olan Kuruş’un yanı sıra Daryuş hatta adaleti hadis-i şerifle övülen Nuşirevan, İranlılara iftihar edecekleri somut insancıl sahnelerle dolu bir tarihî miras bıraktılar. İran birçok kavim tarafından işgal edildi. Araplar, Moğollar, Afganlar... Ancak, Muhammed Hatemi’nin deyişiyle ülkesi işgale maruz kalsa da işgal eden güçlerin egemenliği altında asimile olmadı halkı.

BM’nin kapısı üzerinde yer alan Sadi şiiri mısraları, İslamiyet ile doğal mecrasında akmaya devam eden bir hayat felsefesinin özeti: 

Benî Âdem âzâ-yı yek-digerend
Ki der âferiniş zi yek gevherend
Çü uzvî be-derd âvered rûzigâr
Diger uzvuhârâ nemâned karâr...

Bütün insanlık birbirinin uzvu, yaratılışları aynı cevherden çünkü, eğer talih bir uzvu acıtırsa, diğer uzuvlar da eski ahengini yitirecektir” diyor Sadi bu dörtlükte, mealen...

Her görüşten İranlıyı Şahlık rejimine karşı harekete geçmeye götüren sebeplerinin en önemlisi, rejim ve ABD tarafından haysiyetlerinin ayakları altına alındığı hissiydi.

Ayetullah Humeyni’nin Şah’a karşı ilk karşı çıkışı da 1964 yılında Kapitülasyon Kanunu’nun Meclis’te kabulü üzerine gerçekleşti. Kanun, herhangi bir Amerikalının bir İran vatandaşını İran sınırları içinde öldürmesi durumunda dahi İran mahkemelerinde yargılanmaması gibi hususları içeriyordu. Humeyni’ye göre bu kanunun onayı, İranlılarının ve Müslümanların haysiyetlerinin hiçe sayılmasının onayıydı aslında.

İran Devrimi ekonomik krizden kaynaklanan bir devrim değildi. Tersine, Şah Rıza Pehlevi petrol fiyatlarının ani artışına bağlı olarak Batı’dan ithal her tür ürünle bir tüketim merkezine çevirmişti İran’ı. Geniş halk kesimleri ekonomik açıdan doygundu.

Devrimden sonra halkın tepkisini doğrudan ABD’ye yönelmesinin başlıca sebebi, bu ülkenin müdahalelerinin sürmesiydi... Amerikan ordusunun Tebes saldırısı ve ardından İran’ı ablukaya alması, İran halkına karşı tahkiramiz tutumunun sürdüğünün göstergeleri olarak algılanıyordu.

ABD devrimin ardından hesaplarını bloke ettiği gibi İran’a satmış olduğu silahların parasını almasına rağmen, bu silahların teslimine de yanaşmadı. Buna karşılık İran makamları iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesinde öncelikli koşulun manevi açıdan önem verdikleri “eşit seviyede görüşme” olacağını dile getirmeye devam ettiler. Amerika ise bütün ülkelerle ilişkilerinde alışageldiği mütehakkim ve kibirli tutumundan vazgeçmek istemedi.

İran’ın asıl direnç kaynağı bu zannedersem: Haysiyeti her zaman önde tutmak. Reformistleri ayağa kaldıran, Ahmedinejad’ın derin bağlantılarla öne sürülmüş gücünü zaman içinde –etkin siyasal aktörlerin inisiyatifine pek de bağlı olmaksızın– hakiki ölçeğine indirgemeye sevkeden de aynı ölçüde önemli bir kavram: Adalet.

Döneminin süper güçlerinden biri olan İran’ın İslamiyet’i kabulü, İslam orduları karşısındaki teslimiyeti, İslami değerlerin korunmasında Hz. Hüseyin’in direnişini içselleştirmeye götüren aynı kavramlardan bağımsız düşünülemez. ”Eğer dininiz yoksa, en azından haysiyetiniz olsun” demişti Hüseyin, Kerbela katliamını yönlendiren Kufe Valisi İbni Ziyad’a...

İran’ın 33 yıldan beri savaşa, ablukaya, kendi içindeki çelişkilere karşılık direnmesinin sırrı, “haysiyet” kelimesinde yatıyor. Bu kelimeyi gündemde tutan sebeplerle de, İsrail’in tanıdığı “Dünya” İran’ın Irak veya Afganistan olmadığını öğrenmeye devam ediyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89