• BIST 110.248
  • Altın 155,637
  • Dolar 3,8262
  • Euro 4,5259
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -1 °C

İran-Türkiye ilişkileri ve bazı soru işaretleri

Nihal Bengisu Karaca

BAŞBAKAN'IN Pakistan-İran gezisinin, İran ayağı ‘belge' olayına rağmen Türkiye'nin azami ilgisini çeken bir konu oldu. Bu çok doğal, zira dünyanın ağababalarıyla yıllardır kavga eden ve önemli bir enerji kaynağına sahip bulunan İran ile kurulacak ilişkilerin zemini ve önemi yadsınamaz bir konu.

Ankara, ‘Ahmet Davutoğlu vizyonu' diyebileceğimiz dış politika hamlesiyle, bir süredir Türkiye'nin bölgedeki nüfuzuyla ilgili bir dizi girişim içinde. Bu girişimler, enerjiden dış ticarete, turizme kadar uzanan kapsamlı bir işbirliğini hedefliyor. Bu durum, ‘İran' gibi iddialı ve farklı bir rejimle ilişki meselesinde önem kazanıyor, endişeler ve ihtiyaçlar alt alta sıralanıp çeşitli toplama çıkarma işlemleri yapılıyor.

İran, malumunuz üzere dış politikasını ve iç bütünlüğünü ‘ABD karşıtlığı' üzerine bina eden bir ülke. Bütün ambargolara, baskılara, yalnız bırakılmalara rağmen ayakta kalmış ve iddiasını savunmuş bir ülke. Nükleer enerji çalışmaları konusunda dünya ile çatışma içine girmiş bir ülke. Rejimine sahip çıkan bir ülke ve rejimini söz konusu kapalı, ulusalcı ekonomisi ile ayakta tutabilmiş bir ülke. Lakin artık ekonomisini açmak isteyen de bir ülke. Dolayısıyla Türkiye –İran ilişkilerinde her iki tarafta da hem yakınlaşma, hem endişe var.

İKİLİ İLİŞKİLER, İKİLİ ENDİŞELER

İran, özelleştirmeleri mümkün kılan yasa değişiklikleri yapıyor ve kısmi de olsa liberal ekonominin bazı gerekliliklerine sıcak bakıyor. Öte yandan rejimini ulusçuluk ve kapalı ekonomi ile tahkim ettiğinin farkında. Dolayısıyla, bir yüzü Batı'ya dönük olan, yarı Doğulu yarı Batılı bir ülke olan, ‘ABD ile ilişkileri iyi olan!' bir Türkiye ile kuracağı ilişkilerin, kısacası ‘açılımın' boyutunu, kendi rejimine halel getirmeden nasıl dengeleyebileceğini, bunun mümkün olup olmadığı meselesini kendi içinde tartıştığını tahmin ediyorum. İran bir hukuk devleti ama demokratik bir hukuk devleti değil. Liberal bazı eğilimlerin demokratik eğilimleri de getireceği ve rejimi sıkıntıya sokacağı varsayımının İran'ı ‘yavaşlatan' bir etken olduğunu düşünüyorum.

Endişenin, Türkiye ayağında olması muhtemel endişe ise İran'ın nükleer enerji çalışmaları konusu olabilir. Zira dünyada bu konuda iki eğilim var, İran'ın deklare ettiği şekilde sadece nükleer enerji çalışmaları yaptığına inananlar, bir de ‘hayır, silah da yapıyor, ya da yapacak' diyenler. Türkiye nükleer silahların yaygınlaştırılmasını engelleme konusunda taraf olmuş ve imza atmış bir ülke. Ve, İran'ın sadece insani amaçlı nükleer enerji çalışmaları yaptığına inanan az sayıda ülkeden biri. İran'ın rejimini ve nükleer silah konusunu yıllardır anti propaganda vesilesi haline getiren ve Türkiye'ye ‘aman ha, İran'dan uzak durun' diyen kimi Batılı ülkeler, arkadan dolaşarak İran ile yıllardır iş yapıyor, oradaki pazarı kullanıyor ve enerji kaynaklarından faydalanıyor. Türkiye ise artık bunu yutmaya hevesli değil. Başbakan Erdoğan, ‘hiç sağa sola bakmayın, burada biz varız' derken, ‘bağırsanız duyarız, size o kadar yakınız' derken, iyi günde kötü günde, İran'ın doğal refikinin Türkiye olması gerektiğini de kastediyor. Nitekim Türkiye üzerine düşeni yapıyor, İran'ın Cenevre görüşmelerinde kendisini ifade edebilmesi ve ilk ağızdan kendisini anlatabilmesi imkânı elde etmesinde Türkiye'nin de rolü var. Öte yandan son görüşmelerde sağlanan anlaşma ile İran, Türkiye'ye, Pars bölgesinde doğalgaz çıkarma hakkı verdi. TPAO ile İran kamu şirketlerinin ortaklığıyla kurulacak üçüncü bir şirketin, bu bölgede çıkaracağı gazın yarısı Türkiye'nin olacak. Türkiye, bu gazı Avrupa'ya da ihraç edecek.

Fakat bu durum, İran'ın, özellikle nükleer enerji konusunda, Türkiye'yi tümüyle yanına aldığını da göstermiyor. Perde arkasında, Türkiye'nin nükleer silah yapmadığı konusunda dünyaya daha inandırıcı bir ikna yöntemi kullanması gerektiği yolunda, İran'a telkinlerde bulunduğu tahmin ediliyor.

Hülasa, Türkiye de, İran da, gerek endişelerinde, gerekse beklentilerinde haklılar. Bakalım, birbirlerini yenemeyeceklerini anladıkları 17. yüzyıldan beri soğuk ve mesafeli bir komşuluk hukukunu tercih etmiş olan bu iki ülkenin yakınlaşması, ne gibi sonuçlar doğuracak. Bekleyip göreceğiz, ama iyi niyetimizi kaybetmeden...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89