• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -7 °C

Irak dağılır, Kürdistan kurulursa...

Şahin Alpay

El Kaide bağlantılı Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün Irak’ın Sünni Arap çoğunluklu bölgelerini ele geçirip Bağdat’a doğru yürümesi, Irak’ın geleceğini sorgulanır hale getirdi.

IŞİD’in statükoyu derinden sarstığı açık, ne var ki Suriye ve Irak’ta bir İslam devleti kurma projesinde başarı sağlaması beklenemez. Sadece Şii Arapların ve Kürtlerin değil, bölgedeki ve bölge dışındaki bütün devletlerin, hem İran hem de Suudi Arabistan’ın, hatta Sünni Arapların çoğunun karşı oldukları bir projenin geleceği olamaz. IŞİD ayaklanmasının anlamı, Sünni Arapların Nuri el-Maliki’nin kendilerini dışlayan otoriter yönetiminden duydukları derin huzursuzluğa tercüman olması. Yoksa Sünni Arap aşiretlerinin çoğunun, hele Baasçıların IŞİD’e sempatiyle bakmaları söz konusu değil.

IŞİD’in gündeme getirdiği esas sorular şunlar: Bugünkü haliyle Irak’ın sonu geldi mi? Irak dağılacak, Kürdistan Bölge Yönetimi (KYB) bağımsızlığa mı yönelecek? Bu takdirde Türkiye’nin tavrı ne olacak? Hatırlamakta yarar var: Kabaca 1990’daki birinci Körfez Savaşı’ndan başlayarak, Ankara’da esas olarak iki görüş çarpıştı. Askerlerin ağırlıkta olduğu, Kürt sorununu bir güvenlik sorunundan ibaret görenler, PKK isyanının bastırılması için öncelikle Iraklı Kürtlere göz açtırılmaması gerektiğini ileri sürdüler. Buna karşılık sivillerin ağırlıkta olduğu, Kürt meselesini siyasi sorun olarak anlayanlar ise, giderek tüm Kürtlerle uzlaşmayı çözümün anahtarı olarak gördüler. Sivil yaklaşım, ancak AKP iktidarıyla, iki ileri bir geri olsa da, adım adım uygulamaya konuldu.

Görünen şu: Eğer Irak bütünlüğünü koruyacak ise, bu ancak Kürtlerin yanında Sünni ve Şii Arapların da birer federe devlete sahip oldukları, gevşek bir federal yapı içinde mümkün olabilir. Nuri el-Maliki’nin temsil ettiği, Irak’ın tamamı üzerinde Şii çoğunluğun tahakküm kurduğu rejimi ne Kürtler kabul eder, ne de Sünni Araplar. KBY Başbakanı Neçirvan Barzani, BBC’ye “Sünni Arapların da bir özerk bölgesi olmalı” derken bu gerçeğin altını çizmekte.

Peki, Irak’ın bütünlüğü gevşek bir üçlü federasyon halinde dahi korunamazsa ne olur? Bu durumda Türkiye’yi kuşkusuz en çok ilgilendiren konu, Iraklı Kürtlerin bağımsızlık ilan etmeleri halinde Ankara’nın takınması gereken tavrın ne olacağı, olması gerektiği. Irak’ın dağılması halinde Ankara’nın 2008’den bu yana giderek derinleşen siyasi ve iktisadi ilişkiler kurduğu, ortak çıkarlara sahip olduğu, kendi Kürt sorununun demokratik bir çözüme kavuşmasına destek veren KBY’nin bağımsızlık ilanına karşı çıkması, gerçekçi bir seçenek değil. AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, yakınlarda, Iraklı Kürt haber ajansı Rudaw’a, “Irak bölünecek olursa, Kürtler kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir…” derken bu gerçeği ifade etmekte.

Uzun yıllar seslendirilen, Irak Kürtlerinin bağımsızlığının Türkiye’de ayrılıkçılığı teşvik edeceği iddiası inandırıcı değil. PKK dahil Türkiye Kürtlerinin ezici çoğunluğu, Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözümden yana. Açıktır ki Türkiye’nin bütünlüğü, Iraklı Kürtlerin bağımsızlığına karşı çıkarak değil, Türkiye Kürtlerinin demokratik talepleri özgürlükçü ve çoğulcu yeni bir anayasa ile karşılanarak güven altına alınabilir.

Irak’ın dağılmasının, muhakkak ki, Türkiye açısından olumsuz sonuçları olacaktır. Bunların başta gelenleri, Araplarla (özellikle Bağdat ile) artacak gerginlikler ve domino etkisiyle Ortadoğu’da sınırların altüst olması olasılıklarıdır. Türkiye’nin bu olumsuzlukları kendi başına değil, Kürtlerle ittifak halinde göğüslemesi çok daha akıllıca olur.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89