• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 3 °C

İnsanlık hukuku

Reyhan Yalçındağ

Adalet, bugün olmazsa yarın; yarın olmazsa sonraki gün; ama bir gün mutlaka herkese lazım olandır. İnsanlık tarihi boyunca, mazlumlar ve zalimler arasındaki kavga, adaletsizliğe karşı adaletin sağlanması için süregelmiştir. Montesqieu, "Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince, o rejim mahkum olmuştur" derken, adaletin tesis edilmediği bir ülkede, halkın vicdanında o rejimin mahkum olduğunu anlatmaya çalışır. Bugün yaşadıklarımıza baktığımız zaman, adaletin yerlerde süründüğünü söylemek hiç de abartılı bir söylem olmayacaktır. AKP iktidarı da, kendi sistemini sürdürmek için olmadık "adalet" hilelerine başvurmakta; en geçerli uluslararası hukuk kurallarını bile tanımamaktadır.

Kobanê’de 74 gündür yaşananlar, Kürtlerin kendi özyönetimine duyulan tahammülsüzlük ve korkudan kaynaklı, insanlık dışı DAİŞ eliyle yaşatılanlardır. Avuçlarını sıvayarak "Kobanê’nin ha düştü ha düşecek" seyrine dalanlar, Kürt hareketinin direngenliğini hesaba katmadılar. Büyük bedeller verilerek, tarihlerinin gömülü olduğu toprakları insanlık dışı çetelerden temizlemek için insan üstü bir çabaya girdiler; bu destansı direniş bugün de tüm görkemiyle devam etmekte. Lakin, başta çocuklar ve anneler olmak üzere çok sayıda Kobanê ve Şengalli’nin mültecilik hukuku dışında yaşam savaşı vermeleri oldukça trajik boyutlara ulaşmış durumda.

Bugün, Suruç’da AFAD çadırlarında kalan 11 Kobanê’linin askerlerce "partili oldukları" gerekçesiyle zorla çadırlardan atılması, sokakta yaşamaya terk edilmesi, Türkiye’nin birçok hukuk alanının yanı sıra mültecilik hukukunu da tanımadığını gösteriyor. 90 yıl önce yapay sınırlarla birbirlerinden kopartılan bu halk, bugün mülteci durumuna düşürülmüşse bunda en çok AKP’nin payı vardır. Hal böyleyken, sınırın bu tarafına geçen çoğu bebek, yaşlı ve hastalardan oluşan insanlara dayatılan hukuksuzluk, adaletsizliğin en somut örneklerinden biri.

Yine, çözüm sürecini sürüncemeye bırakan ve her fırsatta Kürt siyasetçileri söylemleriyle hedef alan AKP, bir yandan da siyasi soykırım operasyonlarına devam ediyor. Yeri gelmişken tekrar etmeliyim ki, her ne kadar tutukluluk süresinin 5 yılla sınırlanmasından dolayı birçok siyasetçi tahliye edilmiş ise de, cezaevlerinde hala haksız yere tutuklu bulunan binlercesi var. Demoklesin kılıcı gibi yargı mekanizmasını Kürtler üzerinde sallayan devlet, yargının AKP Hükümetine bağlı çalıştığını her fırsatta göstermekte. Öyle ki, Yargıtay başkanı da yargının teşkilat yapısının "ani gelişen olaylar üzerine, makul, meşru ve haklı gerekçe içermeden" düzenlenemeyeceğini ve Yürütmeyi daha nasıl memnun edebileceklerini açıklamak zorunda kaldı.

Kobanê direnişine destek amacıyla birçok yerde gerçekleşen eylemlikler sonrası yasaları tekrar dizayn etmeye koyulan ve zaten fazla yetkili olan kolluğa da olağanüstü yetkiler vererek, AKP, "kendisinden olmayan hiç kimseye" özgürlük tanımayacağını açıkça ortaya koydu. Söz konusu iç güvenlik yasayı Meclisten geçerse, "bundan sonrası tufan" demek hiç de abartılı olmayacaktır. Yine çözüm sürecinin asla bir parçası olmaması gereken ve zaten insanlık hukuku nedeniyle tahliye edilmesi gereken hasta mahkumlarla ilgili bir arpa boyu yol alınamaması da, adalet mefhumunu ortadan kaldıran bir durum.

Saymaya kalkarsak sayfalar yermez, AKP’nin yeni Türkiye’sindeki hak ve hukuk katliamlarını; adaletsizlikleri. Sokak gösterilerindeki polis cinayetleri, kadına yönelik cinskırım uygulamalarına karşı idari ve adli pratiğin sınıfta kalması, 6 bin zeytin ağacının nükleer santrale kurban verilmesi gibi doğa katliamları, iş cinayetlerinde ölen ve aralarında çocukların da olduğu yoksullar ve daha neler neler… Bunlar bir yana, Başbakanın başdanışmanı Etyen Mahçupyan gibilerinin, "Kürtler ve başkaları için de bundan daha iyi bir Hükümet bulma ihtimali yok" şeklindeki akıl almaz açıklamaları, tek görevi gerçeği halka anlatmak olan "gazetecilerin" bazılarının çoktan bu misyonlarının dışına çıktığını göstermekte. Ölümün, yoksulluğun, işsizliğin, AVM inşaatlarında can veren gençlerin, ve daha nelerin nelerin olduğu bir ülkede bundan daha iyi bir hükümetin bulunamayacağını ileri sürmek, olsa olsa bir akıl tutulması, vicdan donmasıdır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89