• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 6 °C

İnkara ve imhaya dayalı kardeşlik hukuku!

Muzaffer Ayata

Türkiye, hızla değişen dünyada neden değişime direniyor? Herkes Kürt sorunu çözüm yoluna girecek diye ciddi bir beklentiye girmişken, tekrar savaş ortamına çekildi. Bu sorun hala Türkiye’nin en önemli, en temel sorunu olmaya devam ediyor. Böyle olduğunu Türkiye’yi yönetenler de kabul ediyor. Buna rağmen sorun neden çözülmüyor?

Sorunun çözümü oldukça kolaylaşmış ve çözüme de epey yaklaşılmıştı. Hükümet ve sayın Öcalan arasında görüşmeler başlamış, Silopi üzerinden barış grupları gönderilmeye başlanmıştı. Milliyetçi çevrelerden gelen eleştiriler karşısında hükümet kararlı bir duruş sergileyememiş ve süreci sekteye uğratmıştır. Kamuoyunu soruna daha fazla ortak ederek çözümü hızlandırabilirlerdi.

Oslo ve İmralı’da uzun süren görüşmeler çözümün mümkün olduğunu göstermiştir. Kürt tarafının başka bir güce dayanmadan kendi iradesiyle karar verebileceği gayet net ortaya konulmuştur. Aynı iradeyi hükümet gösterememiştir. İş gelip başbakana dayanmış, o da evet diyememiştir. Çözüme evet diyemeyince savaşa ve operasyonlara hız vermiştir.

Haziran 2011 seçimlerinden beri Kürdistan açık bir operasyon alanına çevrilmiştir. Kandil dahil istedikleri gün ve saatte uçakları kaldırıp bomba yağdırıyorlar. Kimse ne oluyor, bu halkı ve coğrafyasını neden bombalıyorsun, demiyor. Kürdistan, Türkiye’ye bırakılmış ya, Türkiye’nin sınırlarına dahiliz ya, ister sever ister döverler! Türkiye devleti de egemenlik haklarını bombalama ve hapishaneye doldurma şeklinde kullanıyor. Tıpkı Ortadoğu’daki diğer diktatörler gibi.

Ortadoğu’daki diktatörler halkına işkence yapar, katliama tabi tutar, hapishanelere doldururlardı. Bu bizim içişlerimiz, siz karışmayın, halkımıza istediğimizi yaparız derlerdi. Türkiye’de aynı zihniyetle cumhuriyetin kuruluşundan beri Kürtleri yönetiyor. Sıkıyönetimler, olağanüstü haller, sömürge hukuku Kürdistan’da olağanlaşmış. İstediğinde öldürüyor, istediğinde sürüyor veya hapishanelere dolduruyor. Kimse de buna karşı çıkmıyor.

Türkiye de devlet merkezli bakış ve eğitim aydınları ve yönetenleri bunu olağan bir hak olarak görme biçiminde şekillendirdi. Türkiye’nin okumuşları ve aydınları Kürtlerin asimile edilmesini ve iknarını yadırgamadı, karşı çıkmadı. Dünyanın her yerinde ırkçılık ayıplanan ve reddedilen bir yaklaşım iken Türkiye’de bu gayet olağanlaşmış ve yaşama, zihinlere yedirilmişti. Irkçılığa, asimilasyona karşı çıkanlar yadırganır ve suçlanırlardı. Neden Türk olduğunuzu kabuletmiyorsunuz, neden bölücülük yapıyorsunuz, diye itirazda bulunanlar yalnızlaştırılır ve suçlanırlardı.

Geldiğimiz noktada hâlâ Kürt coğrafyası bombalanıyor ve Kürtleri istedikleri gibi öldürüp tutuklayabiliyorlar. Bunu kendilerine bahşedilmiş doğal bir hak olarak görüyorlar. Bu durum, Türkiye’yi yönetenler ve aydınları tarafından yadırganmıyor, karşı çıkılmıyor. Kürtler, Ankara nasıl bir ilişki ve statü emretmişse itiraz edemez ve farklı bir hak arayışında olamaz. Olursa, ölümü ve hapsi hakeder.

Erdoğan iki gün önceki ulusa sesleniş konuşmasında aynı zihniyet ve hükümet etme biçimini gayet net biçimde seslendirdi. Bu ırkçı ve inkarcı dili yandaşları ve yalakaları yüceltebilir, ama Erdoğan kendisini açıkça ifade etmiştir. Salı günkü meclisteki grup konuşmasında da aynı zihniyeti sergilemiştir. Bazı aydın ve yazarlar bu konuşmayı Erdoğan’ın en kötü konuşması olarak değerlendirdiler. Kötü olan ne diye sorulabilir, Kürtleri ve Uludere’de ölenleri suçlaması mı? Bunda yeni olan birşey yok ki. Eğer Kayseri veya Konya’da öyle bir katliam olsaydı Erdoğan bakanlarını alıp olay yerine koşmaz mıydı? Uludere’ye gitmemesi ve soğuk bir açıklama ile yetinmesi yaklaşımını açıklamaya yetiyordu. Irkçı ve egemenlikçi bir zihniyetle yetişenler durumu anlamada hep gecikiyorlar. Erdoğan Uludere’ye gitmedi, çünkü ölenlerin yakınları onurlu bir duruşa geçtiler. Ayrıca katliamın emrini veren hükümetin başında Erdoğan vardı ve olayı biliyordu. Olayın nasıl olduğu, bombalama emrini kimlerin verdiği sır değildi. Erdoğan’ın bugün daha fazla saldırganlaşmasının nedeni olayı gizlemesine izin verilmemesidir.

Erdoğan PKK’yi kastederek “onlar sadece canlara kastetmekle kalmıyor, taşeron bir örgüt olarak Türkiye düşmanlarının karanlık emellerine de aracılık ediyorlar...” diyor. Tüm devlet, istihbarat Erdoğan’ın elinde. Neden Türkiye’nin düşmanlarının kim olduğunu açıklamıyor. Bu düşman ABD mi, Avrupa mı, yoksa İran mı? Bu devletlerin hepsiyle ittifak yapan ve yardım alan kendisi. Kimmiş bu düşman güçler neden açıklamaz?

Öcalan ateşkes ilan ettiğinde, Erdoğan seçimleri sakin bir ortamda yaptığında kimsenin taşeronu olmuyordu. Ama Erdoğan’ın dayatmalarını reddettiklerinde taşeron oluyorlardı. Aynı konuşmada Erdoğan, ölen asker ailelerine başsağlığı diledi. Unutmayalım, Bitlis’te onbeş Kürt kızı karda kuşatılıp öldürüdüklerinde aynı Erdoğan güvenlik güçlerini kutlamıştı. Kürtlerin bunu unutacağını mı sanıyorlar. Bu genç kadınların da aileleri vardı ve onlar da Erdoğan’ın vatandaşlarıydı. Bu mu kardeşlik hukuku? Erdoğan; kardeşlik hukukunun zedelenmesine fırsat vermeyelim, diyor. Kardeşlik böyle mi sağlanacak?

Kürtlerin anadiliyle eğitim hakkına saldıracaksın, milletvekillerini ve seçilmişlerini hapislerde tutacaksın, hergün evleri basıp binlerce Kürt içeri tıkayacaksın sonra da kardeşlik hukuku zedelenmesin diyeceksin. Anlaşılan Erdoğan Kürtleri de Türkiye’deki ırkçı, egemen zihniyetin bir parçası olarak algılıyor. Bu zihniyetle kardeşlik ve barış olmaz. Zorbalık ve zulüm üretiliyor. Bunun kurbanı ve hedefi de Kürt halkı oluyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89