• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 20 °C

İmralı’da ne oldu?

Bayram Bozyel

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da iki buçuk yıl boyunca devlet yetkilileri ve HDP heyetiyle yaptığı görüşmelere (Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa/İmralı Notları Weşanên Mezopotamya 2015) bakıldığında, Türkiye’nin bugünkü çatışma ortamına doğru adım adım nasıl geldiğini tespit etmek daha kolay.

Bilindiği gibi, Türkiye 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra tekrar şiddetli bir çatışma dönemine girdi. Söz konusu çatışma süreci devam ederken bir yandan da binlerce PKK’li cezaevlerinde yaygın bir ölüm orucu eylemi başlattı. Cezaevlerindeki ölüm orucu eylemleri bir anda Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesine dönüştü. Tam bu noktada Abdullah Öcalan devreye girer, hükümet nezdinde başlattığı girişimler sonucunda ölüm orucu eylemi son bulur. Bu olay iki buçuk yıl devam edecek İmralı görüşmelerinin başlangıcını teşkil eder.

2013 yılının başında başlayan ve hükümetin çözüm süreci olarak adlandırdığı dönemin üzerinden fazla zaman geçmiş sayılmaz. İmralı’da devlet yetkilileri ile Öcalan arasında başlayan görüşmeler üzerine önce çatışmalar durdu, ardından da PKK silahlı güçlerini sınır dışına çekme beyanında bulundu. Bu yönde belli adımlar da atıldı.

Çözüm süreci bir anda Kürt sorununda barış ve çözüm yönünde bir umuda dönüştü. Bu beklenti kısa zamanda toplumun büyük kesimine mal oldu.

Söz konusu tarihi fırsatın neden heba edildiği ve Türkiye’nin 2015 yılında bir kez daha neden kanlı bir çatışma girdabına girdiğini anlamak bakımından İmralı görüşmeleri önemli ipuçları içeriyor. Başka bir deyişle çözüm beklentisine ivme kazandıran süreç devam ederken, bir yandan da bugünlere gelinen yolun taşlarının da nasıl birer birer döşendiğini görüyoruz.

İmralı’da merkezinde Öcalan’ın bulunduğu görüşme trafiğinin birkaç boyutu söz konusu. Trafik aşağı yukarı şöyle işliyor: Önce MİT yetkilileri Öcalan ile görüşüyor, söz konusu görüşme ışığında Öcalan HDP yetkilileri ile buluşuyor. Öcalan ile yapılan görüşme notlarını HDP yetkilileri Kandil ve Avrupa’daki PKK yetkililerine ulaştırıyor. Bu görüşme trafiğinin ardından HDP duruma göre (her zaman değil) hükümet yetkilileri bir araya gelebiliyor.

İmralı görüşmelerinden altı çizilmesi gereken önemli noktalar var.

Birincisi ve bildik bir nokta şu: İmralı görüşmelerinde ipler her zaman devletin elindedir, sürecin yönünü tayin eden devlet tarafıdır. Devlet kâh Öcalan’ın Newroz çağrısına son şeklini veriyor, kâh Dolmabahçe’de HDP’lilerin okuduğu metnin içeriğini belirliyor, Öcalan’a gelen ve giden bütün yazı ve belgeleri kontrol ediyor, istediğini veriyor, istemediğini alıkoyuyor. Bu durum tek başına sürecin sağlıklı bir sonuca ulaşmamasında önemli bir etken.

İkincisi, Kürt sorununda kalıcı bir çözüm yönünde işin gerektirdiği bir ciddiyet ve çaba yok. İmralı görüşme notlarına bakıldığında, hükümetin İmralı’da Öcalan’la, dışarıda ise HDP’lilerle yaptığı onca görüşmede sorunu çözmeye dönük ne gerçek bir çaba ne de ciddiyet söz konusu 

Öcalan’ın MİT yetkilileri, HDP’nin de hükümet kanadıyla gerçekleştirdiği bütün görüşmelerin odağında esas olarak dört nokta yer alıyor; Öcalan’ın hapis koşulları, hasta tutukluların durumu, gözlemci heyetinin kuruluşu ve çözüm yasasının çıkartılması. İki buçuk yıl içinde gerçekleştirilen onca görüşme trafiğinin hiçbirinde, Kürt sorununun çözümünde olmazsa olmazlardan Kürtçe eğitim ve Kürdistan’a statü konusu gündeme getirilmiyor. Bu yönde HDP ve Kandil’den gelen öneriler ise Öcalan tarafından “zamanı değildir” denilerek geri çevriliyor.

Üçüncüsü, ortaya üzerinde anlaşılmış bir asgari program ve buna uygun bir yol haritası çıkarılamadığı için, süreç doğal olarak bir oyalamaya dönüşüyor. Hükümet önündeki üç seçim tarihini çatışmasızlık ortamında geçirmek istiyor, PKK ise bölgedeki konumunu daha çok tahkim etmenin peşinde. Taraflar birbirine güvenmiyor, güven geliştirici adımları atmıyor.

Dördüncüsü, birbirine güvenmeyen, süreci gerekli kurum ve kurallarla tahkim etmeyen tarafların her biri önceliği kendi B planını işletmeye veriyor. Hükümet, çözüm adına yeni kalekol ve baraj yapımına hız verir, korucular kadrosuna yenilerini eklerken; PKK sınır dışına çekmeyi taahhüt ettiği silahlı güçlerini geri çekmeyi durduruyor, süreci kendi pozisyonunu güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Yol kesmeler, asker ve memur kaçırmalar, araç yakma ve benzeri eylemler güya sürecin işlediği bir dönemde sıklıkla tekrarlanıyor. Hükümetin 6-8 Ekim Kobani olaylarından sonra çıkarttığı İç Güvenlik Yasası, onun daha o dönemde 7 Haziran seçim sonrası için çatışmalı bir döneme hazırlık yaptığının göstergesi. Benzer şekilde PKK de bu son bir yılda patlattığı onca patlayıcı ve silahı daha o dönemde getirip kentlere yerleştirmişti.

Öte yandan görüşme trafiğinin sürdüğü dönemde Öcalan’ın hükümetin adım atmaması halinde yaşanacaklara dair yaptığı uyarı/tehditler dikkat çekici. Öcalan bir yandan PKK bakımından taleplerin çıtasını özenle aşağıya çekerek sürecin devamı için çaba sarf ederken, öte yanda PKK’yi hükümetin tutumuna bağlı olarak gerekli tedbirleri alma konusunda sıklıkla uyarıyor. Hatta PKK’yi, işin başında güçlerini hızlı çektiği için, daha sonra ise çektiklerini geri göndermediği için sert şekilde eleştiriyor. “Sadece adam öldürmeyin, onun dışında her şey yapabilirsiniz” diyerek PKK’ye yol gösteriyor. Öcalan, PKK’nin gücü ve etkisi oranında devletle pazarlıkta elinin güçleneceğinin bilincinde.  Öcalan, MİT ve HDP’lilerle yaptığı görüşmelerde sürecin çökmesi halinde Rusya, İran ve Suriye’nin büyük desteği ile daha kapsamlı bir savaşın başlayabileceğinin altını çiziyor. Söz konusu görüşmede dile getirilenler, aslında son bir yılda yaşananların pek de sürpriz olmadığının bir göstergesi.

İmralı görüşmelerinde ele alınan sadece PKK ve Türkiye ile ilgili iç sorunlar değil. Türkiye, Öcalan üzerinden Suriye Kürt hareketini de dizayn etmek peşinde. Sırrı Süreyya Önder, sorduğu bir soru üzerine Başbakan Erdoğan’ın şunları dediğini anlatıyor: “Bana ne yapacağımı soruyorsun. Her şeyi yapacağım. Bir zamanı var ve bu konuda Apo ile de anlaşmışım. Tek bir kırmızı çizgim var, oda Suriye’dir. Orada Kuzey Irak benzeri bir yapılanmaya asla izin vermeyeceğim”. Başbakanın söz konusu değerlendirmesi de bir yıldır Kuzey Kürdistan’da yaşananların Suriye/Batı Kürdistan’daki gelişmelerle ne kadar bağlantılı olduğunu gösteriyor.

Son bir nokta da şu. HDP projesi sadece İmralı görüşme trafiğinde ortaya çıkmıyor, aynı zamanda onun süreçteki edilgen niteliği de orada kararlaştırıyor. Öcalan, BDP/HDP yetkililerine esas olarak arabuluculuk işlevi yüklüyor ve son kararı verme yetkisinin kendisine ait olduğunun altını çiziyor.

İki buçuk yıllık Çözüm süreci sonuçta çöktü, ancak bu durum bu dönemde atılan kimi adımların değerini ortadan kaldırmaz.

Bunlardan ilki, Akil Adamlar gurubunun kurulması oldu. Akil Adamlar grubunun barış ve çözüm fikriyatının toplumsallaşmasında hiç kuşkusuz büyük katkısı oldu. Toplumun çözüm sürecine desteğini artırdı.

İkincisi, 16 Temmuz 2014 tarihinde çıkarılan Çözüm Süreci Yasası oldu. Bu yasa çözüm sürecine dolaylı bir resmiyet kazandırdı. Süreci yürütmek ve ileri götürmek bakımından hükümete yasal güvence sağladı. Ne var ki ortada içerikli bir süreç ve güçlü bir irade olmadığı için çıkarılan yasa fazla bir işe yaramadı.

Üçüncüsü ise Dolmabahçe açıklaması oldu. Gerçi Dolmabahçe’de HDP’nin de hükümetin de açıkladığı metinlerde çözüme ilişkin somut hiçbir belirleme yoktu. Öcalan adına okunan metinde tumturaklı belirlemeler dışında bir şey yer almıyordu. Hükümetinki de genel ve yuvarlak ifadeler içeriyordu. Ama yine de Dolmabahçe tablosu sembolik açıdan önemliydi. Ve ilk kez hükümet ile Kürtleri temsil ettiğini iddia eden bir partiyi aleni bir biçimde bir masa etrafında bir araya getiriyordu.

Bir süreç yaşandı ve sonuçta kanlı bir şekilde çöktü. Çözüm süreci barış ve çözüm ihtiyacından kaynaklı olarak gündeme geldi. Ancak bu süreci daha ileriye taşıyacak, onu gerçek bir barış ve çözümle taçlandıracak iradeden yoksun olduğu için de çöktü. 

Önümüzdeki dönemde daha somut ve sonuç alıcı hamleler için Çözüm süreci deneyimi üzerinde önemle durulması gerekir. 

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89