• BIST 89.282
  • Altın 145,428
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 16 °C

'İmralı notları'ndan öğrendiklerimiz

Nazlı Ilıcak

HDP heyeti ile Abdullah Öcalan’ın görüşmeleri, “İmralı Notları” adı altında Avrupa’da yayınlandı. 

Bu konuşmaların bir bölümünün içeriğinden, ilk defa, Milliyet, “İmralı zabıtlarını” neşredince haberdar olmuştuk. Öcalan’ın “Tayyip Bey’in Başkanlığı’nı destekliyoruz” sözleri, en fazla aklımızda kalan cümlelerden biriydi. Zira Başbakan’ın amacının, Öcalan’a verilen vaatler karşılığında Başkanlık’ı almak olduğu bu suretle ortaya çıkmıştı. ­ 

“İmralı Notları” kitabında, birçok yeni şey öğreniyoruz. Mesela 18 Mart 2013 tarihli görüşmede, Öcalan, “Benim için infaz erteleme olabilir. Cumhurbaşkanı’nın da yetkisi var. Sağlık sorunları gerekçesiyle mesela… Bunun olabileceğini sanmıyorum ama siz gene de AKP ile konuşmalısınız” diyor. 

Demek pazarlık bu! Tayyip Erdoğan’a Başkanlık, Öcalan’a özgürlük… Barışın sağlanması çerçevesinde, Öcalan’ın serbest bırakılmasına şahsen bir diyeceğim yok. Benim karşı çıktığım, şahsi menfaate dayalı pazarlık. ­ 

- Zabıtlarda Öcalan’ın İmralı’daki yaşantısına ilişkin de ipuçlarına rastlıyoruz: “Bu yaz adada bazı mekân değişiklikleri olabilir. Daha geniş bir mekâna geçebilirim. Misafirlerimle toplantı yapabileceğim daha geniş bir yer olabilir. Belki de inşaatına başlanmıştır burada; bilmiyorum. O zaman Kandil’dekiler de bu yaz buraya gidip gelebilirler belki. Hatta en son silah bırakma gibi şeyler de bir kongreyle olur. Benim bizzat kongreye katılmam gerekebilir.” 

Öcalan’ın, 2013 yazına ilişkin beklentileri yüksek. Zaten bu yüzden HDP, Gezi’ye mesafeli yaklaşmıştı. Görülüyor ki, İmralı-Kandil irtibatı sadece, mektup göndermekle sınırlı kalmayacaktı; bizzat Kandil’den İmralı’ya heyetlerin gelip gitmesi planlanıyordu. Sonunda da, PKK’nın, silahların bırakıldığını, Öcalan’ın da katıldığı bir kongreyle açıklaması düşünülüyordu. Kısmen bu adımlar atıldı. 28 Şubat 2015 Dolmabahçe Mutabakatı buna ilişkindi. Ama, ilk başta sözünü ettiğim pazarlık tıkandığı için, (Selahattin Demirtaş’ın “Seni Başkan yaptırmayacağız” demesi sebebiyle) masa devrildi. ­ 

- 26 Haziran 2014’te, TBMM’ye sunulan yasa tasarısının da önce Öcalan’la paylaşıldığı ve onun onayının alındığı “İmralı Notları” kitabından anlaşılıyor. Malûm bu yasa, hükümete, terörün sona erdirilmesi için siyasi, hukuki, sosyo-ekonomik, psikolojik, kültürel, insan hakları ve güvenlik bağlamında atılacak adımları belirleme yetkisini veriyordu. Silâah bırakan PKK’lıların eve dönüşünün sağlanmasını öngörüyordu. Bu kanun kapsamında ifa edilecek görevleri yerine getiren kişiler açısından, hukuki, idari veya cezai bir sorumluluk doğmamasını teminat altına alıyordu. 

Konu, 18 Mart 2013 tarihli HDP heyeti ile Öcalan’ın görüşmelerine de yansımıştı. Öcalan şöyle diyordu: “Bizim burada yaptığımız işin bir hukuka ihtiyacı var. Nedir bu? Parlamento bir yasa çıkaracak ve bu yasa dışılığa son verecek. MİT’in 2 müsteşarını niye sorgulamak istediler? Çünkü yaptıkları iş yasa dışıdır, suçtur. Hepimiz vatana ihanetle yargılanabiliriz. Bu görüşmelerin hukuki bir güvencesi olmalıdır.” 

İşte bu hukuki güvence, tasarının yasalaşmasıyla sağlandı. ­ 

- Kitapta, Sırrı Süreyya Önder ile Tayyip Erdoğan’ın, Gezi olaylarından bir süre sonra, ikili görüşmesine ait ilginç bölümler de var. Önder, Öcalan’a, Erdoğan’la neler konuştuklarını aktarıyor. 

Erdoğan şöyle demiş: “Bana ne yapacağımı soruyorsun, söyleyeyim. Her şeyi yapacağım. Bir zamanı var. Bu konuda Apo ile anlaşmışım. Tek kırmızı çizgim Suriye. Orada, Kuzey Irak’taki gibi yapılanmaya asla izin vermem.” 

Yukarıdaki satırlar, Öcalan ve arkadaşlarına “af” vaat edildiğini de ortaya koyuyor. 

Bu arada Erdoğan, Sırrı Süreyya Önder’den bir de ricada bulunuyor: “Kandil’e gittiğinde, Cemil’e (Bayık) söyle, bana meydan okumasın.” 

Öcalan bu sözleri Önder’den duyunca şu cevabı veriyor: “Türk işi kabadayılık… Cemil’i ben uyaracağım. Başbakan’ı da siz uyarın. Bu işler böyle yürümez.” 

*** 

Şu anda Güneydoğu’da yaşananları düşünün. Türkiye nereden nereye savruldu. Tabii ki bunun sorumlusu hükümet. Hatta Tayyip Erdoğan. Zira barış masasını deviren hükümet değil, cumhurbaşkanıdır. Ahmet Davutoğlu’nu, ancak, “Neden her konuda Cumhurbaşkanı’na boyun eğiyorsun?” diye suçlamak mümkün.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89