• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 13 °C

İlker Başbuğ Paşa’dan Erdoğan’a...

Hasan Cemal

İlker Başbuğ Paşa, Genelkurmay Başkanlığı’ndan beri konuşmalarıyla, kitaplarıyla kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor.
Düşüncelerini yazılı olarak ifade ediyor olması önemli.
İnatçı bir kişiliği var.
Genelkurmay Başkanlığı’ndan beri kendisinin bazı temel konulardaki bakış açılarını paylaşmıyorum.
Eleştirel görüşlerimi birçok kez yazdım.
Kendisini izlemeye çalışıyorum, çünkü ‘asker’in zihniyet dünyasına ilişkin birçok ipucu veriyor.
Geçen hafta Abant İzzet Baysal Üniversitesi’ndeki bir konferansta konuşmuş.
Türkiye’nin Suriye politikasını üstü örtülü bir dille eleştirirken şöyle diyor:
“Türkiye Cumhuriyeti devletinin yapması gereken en önemli konu, Suriye ile aynı hedefleri amaçlayan, burada Rusya ve İran öne çıkıyor, bunlarla ilişkilerimizi geliştirmemiz ve açmamız lazım.Suriye merkezi hükümeti ile ilişkilerimizi normale çevirmemiz lazım. Elbette bu resimde ABD’yi de unutmayacaksınız. ABD ileortak hareket etmek için bütün çabamızı göstermemiz lazım. Bunlar olmazsa, ne Suriye’deki oluşumlar olumlu noktada gider, ne de Türkiye’de yaşadığımız acı olayların sonu gelir.”

İlker Başbuğ Paşa’nın bu bakış açısını genel hatlarıyla paylaştığımı söyleyebilirim.
Ama şunu da biliyorum.
Resme daha dikkatle baktığımda, görüş ayrılıklarımız derinleşir. Bu açıdan öne çıkabilecek sorunlar malum:
Ankara’nın Türkiye ve Suriye Kürtleri ile ilişkileri...
PKK-PYD...
‘Kuzey Suriye’...
Kürt sorunu...
Barış ve demokrasi açısından hem Türkiye, hem bölge Kürtleriyle ilişkilerin taşıdığı hayati önem...
Bu konularda Başbuğ Paşa’yla anlaşmamız mümkün değil.
Bunun gibi bir başka konu daha var:
Milli meseleler ve iç siyaset...
İzzet Baysal Üniversitesi’ndeki konuşmasında şöyle demiş:

Milli konuları, milli sorunları iç siyaset malzemesi yapmayacaksınız.
İşin özü bu.
Türkiye olarak maalesef bir kaostayız.
İnsan olarak hepimiz üzülüyoruz. Yazıktır.
Niye?
Milli konularımızın iç siyaset malzemesi haline dönüştürülmesidir bunun altında yatan sorun.
Burada bana göre birinci sorumluluk siyasal iktidarda.
İç siyaset malzemesi yaptığınız an, o kendi açısından bakacak, diğeri kendi açısından bakacak ve parçalanacaksınız.
Bölünmüşlük ortaya çıkar.
Milli sorunlarda bölünürseniz bu kötü bir olay.
Çıkamayız işin içinden.
(İlker Başbuğ’un ilgili açıklaması)

Bu noktada tam tersini düşünüyorum.
Bazı sorunlarda ‘işin içinden çıkamaz’ hale geldiysek bunun altında, Başbuğ Paşa’nın savunduğu “Milli sorunları iç siyaset malzemesi yapmayalım!” görüşü yatar.
      - Milli sorunlarda bölünmeyelim!
      - Milli sorunlar iç siyaset malzemesi yapılmasın!
Bunlar ne anlama geliyor?
Ayrıca milli sorun nedir?
Sorunun milli olup olmadığına nasıl karar verilir? Kim, hangi güç yetkilidir bu konuda?
Şu da var:
Sorun milli olunca, ‘bölünmemek için’ bu konuda tek bir görüş mü geçerli olacak?
Yetki kimin olacak bu konuda?
Bu bir ‘milli mesele’dir, ‘çözüm’ü de budur, bunu siyaset malzemesi yapmayın, deyip kestirir atarsan, işin içinden çıkabilir misin?
Çıkılmaz.

Cumhuriyet devletinin 1923’teki kuruluşundan bugüne ‘işin içinden çıkamadığımız’ o kadar çok sorunu var ki bu memleketin...
Bu sorunlar, Murat Belge’nin T24’teki yazısında belirttiği gibi,Türkiye’nin ezeli sorunları...
Bu ezeli sorunlar çözülmediği için de tarih, Türkiye’nin paçalarından çekmeye devam ediyor.
Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgürlükler düzeni alanında sürekli geriye gidiyoruz.
Bu ‘ezeli sorunlar’ın başında Kürt sorunu geliyor.
Kürt sorunu, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren adı bile konmadan Türkiye’nin milli sorunu idi.
İç siyaset malzemesi de yapılmadı.
Buna izin yoktu.
Çünkü asker kendi tekeline almıştı bu meseleyi.
Devletin kapalı kapıları arkasında son söz hep askerin oldu.
Kürt yok, Türk var!
Kürtçe yok, Türkçe var!
Şark İslahat Planı.
1938 Dersim kıyımı.
Sonuncusu PKK olan 29 Kürt isyanı.
Kürt sorunu yok, terör sorunu var.
Kürt sorunu yok, aş iş sorun var.
Sürgünler ya da Kürtlerin kendi topraklarında sürgün yaşatılması.
Diyarbakır Askeri Cezaevi’ndeki işkence düzeni.
1980’lerde, 1990’larda Kürt köylerinin zorla boşaltılması, yakılması.
‘Faili meçhul’ cinayetler.
Devletteki, ‘söz konusu vatansa, gerisi teferruattır’ zihniyeti.
Demokratik hak ve özgürlükleri yerle bir eden bütün bu politikalar,milli bir sorun çerçevesine oturtuldu.
İç siyaset malzemesi yapılmasına izin verilmedi.
Sonuç?
İşin içinden çıkılabildi mi?
Hayır.
Sorun çözüdü mü?
Hayır, derinleştikçe derinleşti.
Türkiye kanamaya devam etti.
2005’le 2013 arasında durum değişir gibi oldu.
Kürt sorunu ‘asker tekeli’nden kurtarılmaya başladı.
Sorun özgürce tartışıldı.
Erdoğan iktidarıİmralı’yla da, Kandil’le de diyalog kanalları açtı.
Doğru olanı yaptı.
Ama gün geldi Erdoğan da ‘eskiye’ döndü.
Asker gibi o da, “Kürt sorunu yok” dedi.
Terör sorunu var” dedi.
Kendisinden farklı düşünenleri hain ilan etti, terörist ilan etti.
Eski’nin ya da askeri vesayet döneminin devlet politikaları, bu kezErdoğan’ın sivil vesayeti ile uygulanmaya başladı.
Şimdi milli sorun diye ses etmeyecek miyiz?..
İç siyasete malzeme yapmamak için eleştirmeyecek miyiz Erdoğan politikalarını?..
93 yıllık çıkmaz daha da derinleşsin, işin içinden çıkılmaz hale gelsin istemiyorsak, kafayı değiştirmekten başka çaremiz yok.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89