• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -4 °C

İlginç zamanlar ve Kürt sorunu

Atilla Yayla

Çin'de “ilginç zamanlarda yaşayasın” dileğinin bir beddua olduğu söyleniyor. İlginç zamanlarda yaşamak bir bedduanın yansıması olarak görülürse, Türkiye halkının tamamının hem de çok fena beddua almış olduğu sonucuna varmamız lâzım. Bu ülkede ilginç zamanlar değil, ilginç olmayan zamanlar istisna. Hadiseler başka yerlerde eşi benzeri çok az görülecek derecede yoğun, akışkan ve değişken. Bu manzara özellikle Türkiye'de çalışan gazeteciler ve Türkiye üzerine araştırmalar yapan akademisyenler için heyecan verici olabilir ancak biz Türkiye insanları için gayet yorucu ve yıpratıcı.

Daha önce de yazdım, 7 Haziran seçimlerinde HDP'nin barajı aşmasını memnuniyetle karşıladım. Sosyal medyaya sıcağı sıcağına düştüğüm bazı notlarda, bu sonucun Türkiye'nin kronik Kürt probleminin çözümü sürecinde işleri kolaylaştıracağına inandığımı belirttim. Hatta, daha da ileri gidip, seçimlerin HDP'yi (ve dolayısıyla Kürt hareketini) demokrasiye mahkum ettiğini öne sürdüm. Seçim kampanyalarında sarf edilen saldırgan ve abartılı sözlerin çok geçmeden unutulacağına ve çözüm sürecinin ivme kazanacağına inanmaktaydım. Ne yazık ki, en azından bu satırların yazıldığı an itibariyle, ben ve benim gibi düşünenler yanılmış durumda. Bugünlerde çözüm sürecinin en kritik günlerini yaşıyor gibiyiz.

Çözüm sürecine AK Parti cephesinden sâdır eden “Kürt problemi yoktur”, “ortada bir masa bulunmuyor” gibi sözlerin de zarar verdiğinden kuşkum yok. Ne var ki, bugün içine girilen çıkmazın sorumluluğunun ağırlıklı kısmı, Kürt hareketinin omuzlarında. HDP değil Kürt hareketi dememin sebebi belli, bu ismi verdiğimiz çevreler Kürt toplumunun tek temsilcisi olmadığı gibi, hareketin kendisinin tek değil birkaç kanadı var: Öcalan, Kandil, KCK, HDP.

Siyaseti her zaman silaha tercih eden biri olarak söylemek isterim ki, belli bir sorumluluğu elbette taşımakla beraber tüm sorumluluk HDP'nin omuzlarında değil. Evet, HDP PKK'nın son zamanlarda işlediği cinayetlere karşı net bir tavır alamadı, şiddeti prensip olarak reddeden bir tutum sergileyemedi. Ancak, siyasî bir açılım gerçekleştirmek istediğine dair işaretler verdi. Zaman zaman makul açıklamalar yaptı. Demokratik siyasetin doğası zaten insanları radikallikten ılımlılığa çekme özelliğine sahip. Ne var ki, Kandil HDP'nin bu çizgide ilerlemesine izin vermedi. Seçimin ertesi gününden başlayarak HDP'yi azarlayan, aşağılayan, hizaya çeken bir tavır takındı. Böylece bir anlamda demokratik siyaseti sabote etti. En sonunda, şiddet tapıcılığını açıkça yansıtarak, toplu savaş çağrısı yaptı. Cinayetleri ve saldırıları başlattı.

PKK niçin bu çizgiye geldi? Sürece zarar vereceği aşikâr saldırıları ve cinayetleri niçin gerçekleştirtti? Bunda birkaç faktör rol oynamış olmalı. Sanırım en önemlisi, PKK'nın PYD üzerinden tek süper güç ABD ile geliştirdiği ilişki. DAEŞ'e karşı PYD'yi kara gücü olarak kullanma arzusu ABD'yi PKK'ya umut verici davranışlar içine soktu. PKK bu yüzden mevcut tabloyu yanlış okudu ve hayalci senaryolar geliştirdi. Sanki uluslararası destek istediği her şeyi yapmasına yetermiş ve Türkiye bölgede önemli bir faktör olmaktan çıkmış gibi davrandı. Akıl, mantık ve ahlâk dışı cinayetler yanında yol ve baraj inşaatlarına saldırması da, PKK'nın Türkiye'nin bir parçası olarak yaşamaktan ziyade bağımsız bir ülke ortaya çıkarmak arzusunda olduğunu ve bunu silah zoruyla yapabileceğine inandığını gösterdi.

Uzun süre sessizce bekledikten sonra Türkiye stratejik bir hamle yaptı. ABD ile yürüttüğü müzakereler sonucunda tamamen edilgen bir konumda kalmak yerine aktif bir aktör olmayı seçti. ABD'nin bazı taleplerini kabul ederek ve kendisinin bazı taleplerini ABD'ye kabul ettirerek meydana çıktı. Anlaşılan hayli geniş kapsamlı bir paket üzerinde fikir birliğine varıldı. Bu sadece bölgede birçok şeyi değiştirmekle kalmayacak, Türkiye'ye yönelik iç ve dış aktörler ortaklığındaki kuşatmayı da önemli ölçüde kıracaktır.

Ne olacağını, olayların nereye varacağını, bölgesel ve uluslararası aktörlerin nasıl bir konum alacağını zaman ilerledikçe göreceğiz. Şüphe yok ki, PKK şiddeti gayri meşrudur ve kayıtsız şartsız durdurulmalıdır. Ancak, mesele bundan ibaret sanılmamalı. Bence Türkiye açısından şu günlerde en önemli olan şey Kürtlerle PKK'yı özdeşleştirmemek, HDP'yi sırf sözlerinden dolayı kriminalize ederek demokratik siyasetin önünü tıkamamaktır. Geçmişte yaşananlar, öfkeye kapılarak demokratik siyaset yollarını kapatmanın haklı, doğru ve yararlı olmadığını gösteriyor. Türkiye geçmişten ders almalı, aynı hataya tekrar düşmemeli.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89