• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 1 °C
  • Berlin 0 °C

İki puslu dış politika konusu

Doğu Ergil

Türkiye halkı her kamuoyu yoklamasında hükümetin Suriye batağına saplanmaması gerektiği doğrultusunda kanaat bildiriyor. Ama resmi Türkiye çok etkin biçimde Suriye iç savaşına müdahil oluyor. Amaç çok meşru: Kendi halkına acımasızca davranan bir diktatörlük yönetimini sonlandırmak. Amaç doğru ama yöntem isabetli mi?

Bunu kestirebilmek için şu sorulara cevap aramak lazım: 1- Uluslararası camia ile aynı doğrultuda mı hareket ediliyor? 2- Seçilen yöntem ülkeye zarar veriyor mu?

Belli ki dünya Suriye yönetiminden nefret etse de bu ülkede hükümet devrildiğinde oluşacak boşluk ve belirsizlik ile onu dolduracak güçlerin niteliği ve amacı endişe uyandırıyor. Bu böyle olduğu sürece ara formüller aranacak. Yani hükümet yerinde kalacak ama verdiği zarar ve benimsediği saldırganlık en aza indirilecek. Ta ki inandırıcı bir iktidar alternatifi oluşsun.

Ankara buna pek razı değil ama fiili olarak Beşşar el Esed hükümetini devirmeye destek verirken Cenevre-2 Konferansı'na katılmaktan geri durmadı. Yapılması gereken buydu. Ama konferansın akıbeti ne olacak?

Cenevre-2

İsviçre'nin Montrö kentinde toplanan konferansa, ABD ve Rusya yanında BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ve 25 başka ülke heyetleri katılıyor. Arap Ligi, İslami İşbirliği Örgütü ve AB temsilcileri de konferansta. Suriye'den hükümet temsilcileri ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) 20 kişilik bir heyetle katılıyor. Diğer muhalifler ve Kürtler yok. Zaten Suriye muhalefeti arasında bir uyum da yok. Bu da ellerini hayli zayıflatıyor. Suriye'de halk ayaklanmasının başladığı yaklaşık 3 yıldan bu yana ilk kez rejim yetkilileri ile muhaliflerin temsilcileri aynı masada bir araya geliyor.

Amerika Dışişleri Sekreteri John Kerry, kesin çözümün Beşşar Esed'in görevini bırakmasından geçtiğini söylüyor ama bunun "Ortak bir uzlaşma ile oluşturulmuş bir geçiş hükümeti" ile olmasını vurguluyor. Ancak gerek uluslararası dengeler, gerekse Şam hükümetinin taviz vermez tutumu, geçiş hükümetinin bile mevcut rejimin ortaklığı ile oluşabileceğine işaret ediyor. Bu arada Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim çok tanıdık şeyler söylüyor: "Suriye halkı adına söz almak isteyenler ne düşmanla işbirliği yapmalı ne de hain olmalı. Neden kimi ülkeler (komşu ülkeleri ilzam ederek) ülkemizde terörizmi teşvik ediyorlar? Biz ülkemizin milli egemenliğini koruyoruz?"

Tanıdık geliyor bu söylemler değil mi? Görülen o ki, bölge dengeleri, uluslararası güç dağılımı ve kararsızlığı, Suriye muhalefetinin dağınıklığı, hükümetin direnci ve askeri gücü, siyasi bir çözüme pek olanak bırakmıyor. Bu durum yeni bir Suriye politikasını gerektiriyor, aksi tutum Türkiye'ye zarar verecek.

Brüksel ziyareti

Başbakan Erdoğan, ülkesinin AB'ye üyelik ilişkilerini canlandırmak için Brüksel'e Türkiye'nin oldukça çalkantılı bir döneminde gitti. Hükümetinin otoriterleştiği ve keyfileştiği, yolsuzluk soruşturmalarının örtülmeye çalışıldığı, yargıya müdahale edildiği iddialarının Avrupa'da yankı bulduğu bir döneme rast geldi ziyaret. Hükümet ise tüm olan bitenin bir iftira ve devleti kuşatmış bir çetenin eseri olduğu iddiasında. Başbakan bu tezi Brüksel'de de tekrarladı.

İstediği sonucu elde etti mi? Bir kısım Türk medyasına göre etti. Batı basını pek o kanıda değil. Sayın Erdoğan'ın, "kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti konusunda durumu başka türlü tasavvur ettiği" izlenimi doğmuş görünüyor. Pek çok Batılı yayın organı, AB yetkililerinin "Türkiye'de yargı bağımsızlığı" konusunda endişelerinin sürdüğünü belirtiyor. "Türk hükümetinin yolsuzluk soruşturması üzerine polisleri ve yargı görevlilerini ceza olarak başka yerlere sürmesini", "Gezi protestolarına vahşice müdahale edilmesiyle" başlayan yeni bir dönemin göstergesi olarak sunuyor.

Türk hükümetinin "Kuvvetler ayrılığını, Avrupa Birliği'nde hukuk devleti prensiplerine göre yorumlamadığını, 'Birlik'e dahil olmak için, yargının hükümetin etkisinden bağımsız olmasını sağlamakla yükümlü" olduğunu vurguluyor AB yetkilileri.

Öyle anlaşılıyor ki Başbakan'ın Brüksel ziyareti, muhataplarını iknadan çok eleştirmenlerin elini güçlendirdi. Bu durum, Türkiye'de doğru yolda adımların atılmasına mı yoksa AB'den uzaklaşmaya mı yol açacak? Yakında göreceğiz. Deney alanı da ekonomi olacak. Çünkü uluslararası standartlara ve etkilere en açık alan orası.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89