• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 13 °C

İki ihtimal

Gülay Göktürk

30 Mart'ın bir yerel seçimi çok aştığını akılda tutarak, bu seçimde sandıktan şu iki sonuçtan birinin çıkacağını söyleyebiliriz: Birincisi AK Parti'nin yüzde 38'in altına düşmesi, ikincisi ise üstüne çıkması... Diğer partilerin oranları fazla önemli değil.

Birinci sonuçla karşı karşıya kalırsak -hele hele 38'in epey altına düşülmüşse- bunun yol açacağı siyasi gelişmeleri değerlendirmek için epey vaktimiz olacak.

Şimdilik, anketlere göre daha muhtemel gözüken ikinci sonuç üzerinde yani AK Parti'nin yürütülen organize operasyona rağmen seçimden güçlenerek çıkması ihtimali üzerinde duracak olursak:

Bu durumda da yine iki ihtimalle karşı karşıya kalıyoruz. AK Parti'nin seçim sonuçlarını nasıl okuyacağı ve bundan böyle nasıl bir yol izleyeceği konusunda önümüzde biri iyimser diğeri kötümser iki senaryo var.

Reformlara dönüş senaryosu


İyimser senaryoya göre AK Parti 30 Mart sonrası dönemi parti ve hükümet için bir rehabilitasyon dönemi olarak görür, yeni bir sayfa açar, önce kendini toparlayıp, toplumdaki tansiyonu düşürmek için daha serinkanlı bir üslup tutturur, savaş terminolojisi ile konuşmayı bırakır, ardından da hiç vakit kaybetmeden yeni demokrasi atılımlarına girişir. Daha saydam ve denetlenebilir bir yönetim mekanizması kurmak, yargıya intikal etmiş dosyaların sağlıklı bir şekilde ilerlemesini engellememek, tersine yardımcı olmak, kendine göbekten bağlı bir basın yaratma sevdasından vazgeçip basını özgür bırakmak, Avrupa Birliği ile ilişkileri daha sıkı tutmak, çözüm sürecini sürüncemeden kurtarmak ve atılması gereken son adımları da cesaretle atıp Kürt sorununu tarihe gömmek, laik kesimin korkularını ve küskünlüklerini gidermek, yaşam tarzlarının güvence altında olduğuna ve dışlanmayacaklarına inandırmak için bir şeyler yapmak, Aleviler'in ve diğer dışlanmışların taleplerini karşılamak ve "tek adam partisi" tablosunu değiştirmek için harekete geçer. Elbette bu arada otonom yapıyı tasfiyeyi de toplumu ikna ede ede ve hukuk içinde sürdürür.

Bu iyimser senaryo. Ama bir de felaket senaryosu var.

Otoriterleşmeye devam senaryosu

Bu senaryoda Erdoğan, sandıkta kazandığı başarıyı "halk iradesinin" kendisine otoriterleşme yetkisi vermesi olarak okur!

Öyle ya, ortaya çıkan bunca yolsuzluk iddiasına, basına yönelik yoğun baskılara, yürütmeyi aşırı güçlendirmeyi hedefleyen yasa değişikliklerine, yargıya yapılan müdahalelere ve ortaya çıkan "tek adam" tablosuna rağmen, eğer hâlâ oy kaybetmiyorsam, bütün bu politikaları değiştirmem için ne sebep var diye düşünür.

Eğer halk çoğunluğu benim kutuplaştırıcı söylemimden hoşlanıyorsa; ona buna posta atmam "delikanlılık" özlemlerini okşuyorsa; "uluslararası komplo" söylemim milliyetçilik duygularını gıdıklıyorsa; İstanbul sermayesine, Türkiye'nin elitlerine laik aydınlarına yönelik hakaretlerim, Cumhuriyet tarihi boyunca aşağılanmanın acısını yaşamış olan halk kesimlerinde gizli bir tatmin yaratıyorsa ben bu söylemi neden terk edeyim der...

Arkasına aldığı toplum kesiminin kendisini en az bir dönem daha iktidarda tutmaya yeteceği hesabıyla, bütün toplumu kucaklamak gibi fantezileri (!) bir yana bırakıp, müdanasız bir şekilde otoriterleşme yolunda ilerlemeyi seçer.

Parti tavır alabilir mi?

Şu son zamanlarda AK Parti'nin önemli bazı figürleri, danışmanları ve köşe yazarları, 30 Mart sonrasında "her şeyin farklı olacağı", Başbakan'ın sakinleşip gerçek bir başbakan gibi davranmaya başlayacağı, 30 Mart'la genel seçimler arasındaki dönemin hızlı bir reform ve demokratikleşme dönemi olarak yaşanacağı yönünde işaretler veriyorlar.

Tanıdığım bazı AK Partililer'le konuştuğumda da benzer şeyler duyuyorum. "Merak etmeyin, şu seçim bir geçsin, biz de mutlaka aramızda oturup bir durum değerlendirmesi yapacağız, bir bilanço çıkaracağız. Bütün bu yaşananlardan sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edemeyeceğimizin biz de farkındayız" diyorlar.

Dileyelim ki haklı olsunlar ama ne kadar belirleyici olabileceklerini ne biz biliyoruz ne de onlar...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89