• BIST 83.124
  • Altın 147,600
  • Dolar 3,7839
  • Euro 4,0578
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin -3 °C

İki dindarın çatışan milliyetçilikleri

Ali Bulaç

İslam dünyasının sorun çözme potansiyelinin zayıflığına örnek gösterilecek konulardan biri yaşadığımız “etnik sorun”dur. 

Müslüman aydınlar ve kanaat önderleri İslamî bakış açısının ne olduğunu tam olarak tespit edemediklerinden gerek teşhisleri gerek çözüm önerileri yaranın iyileşmesine çare olamıyor, İslam inancının ve hükümlerinin ruhuna ve maksadına aykırı fikir kaynaklarından hareketle mevcudu –üzerine dini boya sürüp- tekrar ediyorlar. Eşzamanlı olarak iki yazarın Kürt sorununa yaklaşımları bize durumun trajik boyutunu gösterebilir. İki zat da dindar, hayat tarzları mazbut. Kolayca herhangi bir vakit namazında aynı mescitte aynı safta namaz kılmak üzere yan yana gelebilirler. Bugünlerde ele aldıkları konu “anadilde eğitim” konusu. İki dindar yazardan biri Türk milliyetçisi (Türkçü), diğeri Kürt milliyetçisi (Kürtçü). Yazarlarımıza Türkçü ve Kürtçü dediğinizde belki itiraz edeceklerdir, ama milliyet, devlet, dil, egemenlik konularında modern ulus devletin kurucu ideolojisini esas alıyorlar ama çözüm ve önerilerinde zıt kutuplarda yer alıyorlar. İki yazarın ortak fikrine göre “anadilde eğitim devletin egemenliği”nin simgelerinden biridir. “Türk milliyetçisi”ne göre çoğunluğun dili Türkçe olduğundan eğitim ve devletin dili Türkçe olacak, başka anadillerde eğitim yapılacak olsa bu devletin egemenliğine ortak (şerik) olmak anlamına gelecek. Devlet ise tektir, ortak/şerik kabul etmez. “Kürt milliyetçisi”ne göre de devletin egemenliğinin simgelerinden biri eğitim ve devletin resmi dilidir. Kürtler, Türklerin egemenliğinde için Türkler anadilde eğitime karşı çıkıyorlar. Sorun, Kürtler anadilde eğitim hakkını alıp devletin egemenliğine ortak/şerik olmadıkları sürece çözülmeyecektir. “Türkçe dışında anadilde eğitim egemenlikte şirktir, Kürtler devlete şerik sayılmadıkça… demokratikleşme sağlanmayacaktır.” Türk milliyetçisi Batı’dan örnekler gösterip “demokrasilerde birden fazla resmî dilin şart olmadığını”, Kürt milliyetçisi de “anadilde eğitim olmadıkça demokrasinin olamayacağını” kanıtlamaya çalışıyor. Her iki milliyetçinin dine bakışları “dindarane ve diyanetçe”dir. Kur’an ve Sünnet’i sorunun anlaşılıp çözülmesinde referans almıyorlar. Verili modern ulus devleti “ortak/şerik kabul etmez mutlak egemen” kabul ediyorlar.

Aslında milliyetçilerin çatışma sebebi haline getirdiği sorunun İslamî çözümü basittir: Allah birdir, O’ndan başka ilah yoktur. Mutlak iktidar O’nundur, devlet, parti, lider veya halk mutlak iktidarı kendinde toplayamaz. Devlet akl-ı meaş ile insanların iç ve dış güvenliklerini, ortak ve bölünemez ihtiyaçları için teşekkül etmiş bir organizasyondur. Bu siyasi organizasyonda kavimlerin varlığı yok sayılmaz; anadillerde eğitim yapılır, ama siyasi coğrafyanın bir tane resmi dili olur. “Dil ve renk (kavim) Allah’ın ayetlerindendir.” (30/Rum, 22) Varlıkları inkâr edilmeyen kavimlerin dillerini özgürce kullanmalarından başka hakları da yoktur.

İki milliyetçinin fikirlerini –isimlerini vermeden- somut oldukları için buraya aldım. Sorun iki yazarın sadece modern ulus devleti var eden felsefi kaynaklardan hareket etmelerinden değil, kendilerini ırkları üzerinden tanımlamalarından, kimliklerini etnik kökenlerine refere etmelerinden kaynaklanıyor ki, bu İslam tarihinde bir ilktir. İlk defa Müslümanlar kendilerini ırkları veya etnik kökenleri üzerinden tanımlıyorlar. Ve ilk defa Müslüman kadınlar kendilerini cinsiyetleri üzerinden idrak edip erkeklerle aralarına mesafe koyuyorlar. Bu yüzden Müslüman dünyanın kadınlarına “duvarların arkası”ndan bakan dindar yazar, feminizmin fikri kaynaklarına müracaat edip Türk ve Kürt milliyetçisi dindar yazarlar gibi Kur’an ve Sünnet’i asli referans almıyor, “İyi ki Türkiye seküler hukuka geçti” deyip sevincini izhar ediyor.

Müslüman dünyanın kendini ırk, etnik köken veya cinsiyet üzerinden tanımlamaya başlaması yeni bir durumdur ve hakikaten İslamiyet’i referans almadıkça postmodern kaos ve çatışma evreninde kıblemizi bulup tevhit zemininde bir arada yaşamamız kolay olmayacaktır.

  • Yorumlar 9
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89