• BIST 107.206
  • Altın 143,369
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 33 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 23 °C
  • Berlin 14 °C

İki çizgi bir nokta

Güler Yıldız

Hayatı iki çizgi bir noktayla tarif edenlere hastayım. Biz yazarlardan daha fazla söz sahibidir çizerler, onların dünyasında sözle karmaşıklaşan her olay, çizgi ve noktanın sadeliğine emanettir. Grafik sanatçısı arkadaşım Cemil Cahit Yavuz’un Leke Oyunları adlı çalışmasından bir adalet ve denge çizgisi hafta sonumu epeyi meşgul etti. Elinde adaletin terazisi ile düz bir çizgide denge arayan insanın şu anki duruma karşılık geldiğini biliyordum. Terazinin kefeleri aniden aşağı yukarı oynuyordu ve insanın bunca adaletsizlikte bir cambaz kıvraklığı ile sunulanı aşıp geçmesi gerekiyordu.

Zor…

N.Ç davasını ve ardından gelen skandal sözleri düşündükçe dengede bırakın yürümeyi, üç beş saniye durmayı becerebilmek bile zor.

Bir akademisyen anlattı: N.Ç’ye bu kararı veren hakimlerin de N.Ç’ye cinsel saldırıda bulunan o 26 kişiden olma olasılığını düşünmek lazım, verdikleri bu kararla. Yabana atılamayacak kadar önemli.

Aralarında devletin memurlarının olduğu bir hakiki saldırının faillerinin „iyi hal”de olmaları midemizi kaldırmalı. Sokaklara çıkarmalı ve „düşünce ve ifade özgürlüğümüzü hadım etmeye çalışıyorsunuz, zihinsel tüm çabalarımızın ırzına geçiyorsunuz, çocuklarımızdan, çocukluklarımızdan ne istiyorsunuz” diye haykırılmalı…

Cübbeli Ahmet’in bir oyuncaktan cinsel fantezi kurmasına paralel bir karar. Cübbeli’nin bu iğrenç sözlerini basın yoluyla ti’ye alanlara, kınayanlara RTÜK anında özür dilenmesi için ihtar yolluyor. Ben de iğrenç ve sapıkça bulduğumu söylemiştim radyolu günlerimde. Haftası dolmadan RTÜK’ten uyarı almış, özür dilemem istenmişti. Özrümü de gerekçemi anlatarak yeniden, diledim. Devletin bu fantezisini, tuhaf insanları savunur durumda olmasını bu düşüncede ortaklaştıkları için diye anlıyorum. O nedenle iki çizgi bir nokta aksine ben hep uzun cümlelere sığınıyorum.

Sen zahmet etme deniyordur belki bize, biz burada adaletimizle, Ömer’den aldığımız kılıcımızla her şeyin üstesinden geliyoruz. Hukuktan anladığımızın bu kadarıyla yeterli olması isteniyor.

Hep anlattığım bir hikayedir, Ömer’in adaletine değinen: İki adam toprak ya da mal yüzüne tartışır, bir orta yol bulamazlar. Soluğu Muhammed’in yanında alır, dertlerini anlatırlar. İşin içinden çıkamayınca peygamber, her ikisini Ömer’e yollar ki, adilane bir çözüm bulunsun. Ömer’in kapısına vardıklarında Ömer içeride öğlen uykusundadır. Rahatsız edilmiş olmaktan hoşlanmaz ama adamları dinler ve bir dakika deyip içeri girip, kılıcıyla geri döner. Adamlardan birinin kafasını keser ve öbürüne dönerek, „Başka?” der. Beriki korkudan uçaradım peygambere gidip, durumu anlatır. Toplum içinde hiç de hoş karşılanacak bir adalet değildir Ömer’in dağıttığı, anında bir ayet iner…

İşte anlamamız istenen sorun çözme yolu ya da hukuk bu. Bir tarafı imha ederek, geri kalanla sağlanan adaletin referans alınan tarihi bu! İktidar öğlen uykusundan uyandırılmış gibi kızgın ve elinde kılıcıyla adalet dağıtma derdinde. Çünkü biz çölde yaşıyoruz, adap erkan bilmiyoruz ve üstelik sürekli sorun çıkarıyoruz. İktidarın kılıcını cilalayanlar ise „görgü tanıkları”. Şöyle olay mahalinin kalbinden soluk soluğa bildiren, detaylar konusunda hakimlerin sıkıntıya düşmesini önleyen bir tür yardımcı kitap gibi yetişiyor yanıtı önceden kestirilemeyen sorulara.

N.Ç olayında da bir görgü tanığı „kız çok işveliydi, istekliydi, ağır tahrik vardı” mı dediği için mi, yerel mahkemeden tutun da tüm diğerlerine dek hepsi „rıza” konusunda birleşti? En komiği de Mardin 2. Ağır Ceza’nın eski hakimlerinden Nadir Özsoy da kanunları uygulayıp da karar verdiklerini anımsatıyor bize. Kanunlarda kişinin „kendi rızası” bir yetişkini mi işaret ediyor yoksa rızası alınmayacak kadar küçük olan birini mi? Demek hukukun da rıza tanımını yenilemesi gerekecek... Özsoy bununla da yetinmedi, artık kendini gizleme gereği duyduğunu söyledi. „Ben artık N.Ö’yüm” diyerek, kendinin öncesini de sonrasını da medyanın hizmetine sunmuş oldu... Trajikomik! Pek yetişkin tavrı değil, bırakın hukukçu tavrını...

13 yaşında 26 adamın saldırısına uğrayan bir kız çocuğunun hikayesini azmış bir yetersizlik olarak görmek istiyorum ve iğreniyorum. Köreltemediği nefsiyle önünde iki kat ettiği küçük bir çocuğun varlığı ömür billah düşmeyecek yakalarından ne de olsa.

Son söz yine kadınlara...

Bu 26 adamın kadınlarına çok iş düşüyor. Adalet yerini bulamıyor, ama ilahi adalet cezayı zamana yayarak, çürütebilir ömürlerini bu adamların. Öncelikle kızlarını ve oğullarını korusunlar „baba” şefkatinden. Sevdirmesinler çocuklarını babalarına. Çocukları da öptürmesin, okşatmasın torunları dedelerine. Ahlaksızlık sinmişse bu 26 kör nefislinin üzerine, kendi çocuğundan torunundan da esirgeyemez pis hallerini ne de olsa...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89