• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 12 °C

İhkak-ı Hak; Kürt Milliyetçiliği veya İslamcı Kürtler

Yavuz Delal

Malum XIX. yüzyılın sonları XX. yüzyılın başları İslam dünyasının yeniden biçimlendirildiği ve aynı zamanda dünya İslam literatürüne yeni kavramların hediye edildiği dönemdir. Bu kavramların en meşhurlarından biri de, ümmetçilik ve İslamcılık'ın modern kavram kardeşlerinden olan milliyetçiliktir. Osmanlıcılık ise, miadını tamamlamış bir imparatorluk sayesinde çok şükür akla geldiği gibi gitmiştir.

Osmanlı sonrasında şekillenen bu topraklarda Kürdistan'ın ve Kürtlerin egemenlik hakkı ihlal edilmiş ve Kürtler başka egemenliklere kendi iradeleri dışında mahkûm bırakılmıştır. Bu istemsiz ilişki egemenleri doğal olarak zor ve baskı ile çeşitli haksızlıkları Kürtlere dönük politik bir ölçüt kılmaya itmiştir. Yani egemenler, Kürtlerin istemsiz ilişkisi yüzünden zulmetmeye dayalı bir politika inşa etmiş ve Kürtlere zulmetmek zorunda kalmıştır. Egemenleri ayrıca zulme sevk eden neden de, Kürtlerin kendi vekâletini kendi iradelerine teslim etme, yani ihkak-ı hak azmi ve kararlılığı olmuştur.

Yani zalim ve onun zulmü "Kürt sorunu"nda zorunlu bir sonuçtu; Kürtlerin iradesinin rağmına tesis edilen siyasal mekanizma doğası gereği Kürtlere zulmetmek zorundaydı.

Zulmün öncül olgusu Kürtlerin egemenlik hakkının ihlal edilmesi; zulmün artçıl olgusu da Kürtlerin egemenlik hakkının ihlalinin ihlaline dönük inatçı tutum almasıdır.

"Kürt sorunu"nda zulmün öncül ve artçıl olguları böylece Kur'an vahyinin bahsini yaparak kuram ve eylemini belirgin biçimde kurduğu zalim-mazlum diyalektiğini zorunlu olarak doğurmuştur.

Kur'an vahyi, zulmün öncül olgusunu zalim; zulmün, hem fıtraten hem de ahlaken kaçınılmaz olan ve olması gereken artçıl olgusunu da mazlum olarak tanımlamakta ve hem fıtraten hem de ahlaken kaçınılmaz olan ile olması gereken arasındaki uyumu sağlayan artçıl olguyu olumlarken, uyumu kurmayan artçıl olguyu da olumsuzlamaktadır. 

Kur'an vahyi Kasas 5’te Allah'ın iradesinin zulmün öncül olgusu karşısında, diyalektiğin zorunlu kıldığı zulmün artçıl olgusunun yanında olduğunu açıklayarak, Nisa 97’de artçıl olgunun biçimsiz (organizesiz, mücadelesiz) olmasını kınamış ve onu zalimlikle tanımlamıştır: "Melekler, kendilerine zulmeden kimselere canlarını alırken soracaklar: Neyiniz vardı sizin?  Onlar; biz, yeryüzünde güçsüz (mazlum) bırakılmıştık diye cevap verecekler. Melekler, Allah'ın arzı sizin kötülük diyarını terk etmenize yetecek kadar geniş değil miydi? diyecekler. Böylelerinin varış yeri cehennemdir".

Burada bahsi geçen kendilerine zulmedenler, zulmün öncül olgusu karşısında zorunlu olarak doğan artçıl olgunun mücadele etmeyen mazlumlar tarafıdır. Yani mücadele etmeyen mazlumlar, böyle yaparak kendilerine zulmetmekte ve bu manada zalimlerden olmaktadır.

Kur'an vahyi, zulmün sonuç verdiği zalim-mazlum diyalektiğinde Allah'ın iradesinin mazlumdan yana olduğunu öyle açık biçimde beyan etmektedir ki, tâ ki Allah, biçimli mücadele veren artçıl olgunun, yani mazlumun yoluna kendi yolu diyerek yandaşlığının keyfiyetini, kesinliğini ve kayıtsız kararlılığını zihinlere nakşetmiştir. "İsrailoğulları'nın önde gelenlerinin, peygamberlerinden birine; bize bir kral tayin et ki Allah yolunda savaşalım, dediklerini bilmez misin? O; ya savaşmanız emredilir de savaşmaktan kaçınırsanız? Diye sordu. Onlar ise, biz ve çocuklarımız yurtlarımızdan sürülmüşken Allah yolunda neden savaşmayalım? Diye cevap verdiler." (Bakara; 2/246)

Burada Allah yolunda savaşmanın nedeni bir milletin yurdundan sürülmüş olmasıyla açıklanmaktadır. Haksızlığa karşı verilen savaşın, yani ihkak-ı hakkın kendisi Allah yolunda savaş olarak değerlendirilmektedir: İhkak-ı hak aynı zamanda Allah yolunda savaştır!

Mazlum-zalim diyalektiğinde öncül ve artçıl olgular konusunda Kur'an vahyinde gösterebileceğimiz onlarca ayetten bir diğeri de şudur: "Zulme uğradıklarında kendilerini savunanlara (artçıl olguya) gelince; onlara hiçbir suç isnat edilemez: çünkü asıl suçlu insanları baskı altına alan ve yeryüzünde gaddarca davranarak her türlü haksızlığı yapanlardır (öncül olgudur)". (Şuara; 42/41-42)

Ayetler, zulmün kaçınılmaz olarak doğurduğu zalim-mazlum diyalektiğinde öncül olgunun, yani zalimin bütün sonuçlardan sorumlu temel taraf olduğunu açıklamaktadır.

Kur'an vahyi Artçıl olgunun ihkak-ı hak azmi ve kararlılığı sonucu olarak kendi menfaatini gerektirdiğinde kullanacağı kimi yöntemlerin toplumda yaratacağı sarsıntının sorumluluğuna ilişkin olarak ise şu ayetle meseleyi vazıh biçimde ortaya koymaktadır: "Allah, bir kötülüğün, ondan zarar gören (mazlumlar/artçıl olgu) tarafından söylenmesi dışında, açıkça dile getirilmesini sevmez." (Nisa; 4/148)

Bakara 193. ayetiyle yalnızca zalime (öncül olguya) düşman olduğunu deklare eden Kur'an vahyi, Kasas 28. ayetiyle de ihkak-ı hak azim ve kararlılığına veya ihkak-ı hakkı gündeme getirmeye düşmanlığı yasa dışı olarak deklare etmiştir.

Öyleyse "Kürt sorunu"nda; zulmün zalim-mazlum diyalektiğinde artçıl olgusu, yani mazlum tarafı olan Kürtlere ve Kürtlerin iradesi olan ihkak-ı hakka Kur'an vahyinden düşmanlık üretmek mümkün değildir. Aksine Kur'an vahyi Kürtlere ihkak-ı hakkı emrediyor; Kürt olmayanlara da yandaş olmayı (bkz. 40/28-45), hiç değilse köstek olmamayı öneriyor (bkz. 44/21).

Kur'an vahyi zulmün öncül ve artçıl olgularını konu edinirken, Allah'ın zalimleri asla sevmediğini özellikle belirtir ve fakat mefhumu muhalifi olan mazlumları sevdiğini söylemez. Buna mukabil Allah'ın mazlumlardan yana olduğunu belirttiğini yukarıda da söylemiştik. Zira mazlumlar konusundaki hakikat, onların sevilmeye layık olup olmamaları değil, onların haklı olmasıdır. Zaten Kur'an vahyi haklı olup ihkak-ı hak davasında bulunanlara mazlum demekte ve bu mazlumları olumlamaktadır.

Kur'an vahyine göre mazlum bir toplumun öncelikli imtihanı mazlumiyetini gidermeye dönük ortaya koyduğu çabasıdır ki, diğer toplumlar gibi kendi yapıp etmelerinden sorumlu olsun (bkz. 7/129). Kendisi üzerinde başkasının egemen olduğu bir toplum özgür olmayan, dolayısıyla kendi iradesini kullanamayan bir toplumdur. Bu durum ise vekâletini Allah'tan başkasına teslim etmek olduğundan büyük bir suçtur (bkz. 17/2). Bu suçun izale edilmesi gasp edilen egemenliğin bir biçimde tesis edilmesini sağlayacak iradenin tahakkukuyla mümkündür (bkz. 5/20).

Mazlum toplumlar; yeryüzünde olumlu veya olumsuz, kafir veya mümin gibi bir anlam sahibi olmak için zulmün mazlumiyet günahından kendilerini kurtarmalıdır. Çünkü mazlum toplumlar; anlamı yitirmiş, anlamsız kalmış toplumlardır. Anlam sahibi olabilmek için özgür olmaları gereklidir. Bu özgürlük, nihai kurtuluş değil sorumluluk sahibi olmak demektir.

Malum olduğu üzere Kur'an vahyinin ana fikri tevhittir. Tevhit ise Yüce Allah'ın ihkak-ı hak davasıdır. Yani tevhit ilah/tanrı kavramının tabiatına yapılan gaspa karşı Yüce Allah'ın iradesinin tahakkuk etmesidir: Tevhit, tanrı kavramının olan ile olması gereken arasındaki uyumudur. Öyleyse ilahi vahyin ihkak-ı hak üzere inşa olduğunu söyleyebiliriz.

Meseleyi daha da detaylandırmak, yeni ve meselenin ruhuna uygun orijinal açıklamalar getirmek, elinde Kur'an vahyi olan için hiç sorun değildir; yeter ki, hakkın ve haklı olanın yanında olun; meseleyi anlamak, tanımlamak ve açıklamak için Allah'ın izniyle hiçbir sorun yaşamazsınız!

Kürtlerin iradesinin ihkak-ı hak davası olmadığını söyleyebilecek "insan" bulmak herhalde mümkün değildir. Eğer bulunabilirse, o bulunanların insandan başka bir şey olması icap eder.

Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız şey; hakları gasp edilmiş bir toplumun zorunlu olan ihkak-ı hak davasının Kur'an vahyindeki yasal dayanaklarıdır.

Bir Müslüman'ın yaşama ilişkin aldığı tutumun modern zamanlardaki karşılığı İslamcılık'a tekabül ediyorsa, ihkak-ı hak davasını gütmeye İslamcılık da diyebiliriz. Batılı literatürde ise hakları gasp edilmiş bir toplumun ihkak-ı hak çabası "milliyetçilik" kavramıyla tanımlanmaktadır.

Modern zamanlarda ihkak-ı hak çabasının milliyetçilik olarak tanımlanması ihkak-ı hak davasının sorunu değildir. Kur'an vahyi ile irtibat kuramamış ihkak-ı hak davasında bulunan bir kısım insanların da, kendi kuram ve eylemlerini milliyetçilik kavramıyla açıklamaları, Batılı paradigmanın yeryüzündeki egemenliğinin onlardaki boşluğu doldurmasıdır. "Egemen milliyetçiliği" ise asla ihkak-ı hak davasına tekabül etmez; çünkü hakları gasp edilmiş olsa egemen olmazlardı; bunların davası ancak Kur'an vahyindeki şişinmeci ırkçı zulme tekabül eder.

İhkak-ı hak davasını, kişilerin veya grupların açıklama çerçevesini oluşturan ölçüte göre tanımlamak mümkündür. İhkak-ı hak davasını Kur'an vahyi çerçevesiyle açıklayana İslamcı diyebileceğimiz gibi, açıklama çerçevesini seküler veya Batılı paradigmayla yapana da milliyetçi diyebiliriz.

İhkak-ı hak davasında açıklama çerçevesi, yalnızca açıklamayı yapanın inanma biçimini gösterir: Bizatihi açıklama çerçevesi ihkak-ı hak davasının yasal veya yasadışı olduğuna delalet etmez. Çünkü hem Kur'an vahyine hem de evrensel insani değerlere göre ihkak-ı hak davası her halükarda yasaldır.

İster seküler veya milliyetçi PKK, İslamcı veya İslamî Azadî, emperyalist ABD veya ister liberal Avrupa eliyle olsun Kürtlerin ihkak-ı hak davasının sonuçlanması her halükarda yapılan işin, yani ihkak-ı hakkın İslam’a uygun olmasına mani değildir.

Öyleyse ihkak-ı hak konusunda İslamcı ve milliyetçi tanımları yalnızca birer açıklama çerçevesi olduğundan, açıklama çerçevelerine göre Kürtlere İslamcı demek de, milliyetçi demek de doğru olur.

Kur'an vahyinden ve ayetlerde ortaya çıkan Allah'ın iradesinden anladığım şeyi kısaca toparlamaya çalıştım ve başlıkla yazı arasındaki bağın belirginleşmiş olduğuna inandım!

Öyleyse açıklama çerçevesini Kur'an vahyi ile elverişli kılanlara, güttükleri ihkak-ı hak davası dolayısıyla bilgiye egemen olan modern dünya gayet doğal olarak milliyetçi diyecektir. Ancak ihkak-ı hak davasını güden Kürdistanlı Müslümanlara Türkiye İslami camiasının bir töhmet olarak milliyetçi demesi onların modernlik etkisi altında kaldıklarını gösterir. Çünkü Kur’an vahyini ve onun üzerine ana fikrini kurduğu ihkak-ı hak davasını anlayabilselerdi, Batının etkisiyle milliyetçi değil, aksine İslamcı tanımlamasını yapmaları icap ederdi. Kaldı ki onlar Kürtlerin Batı etkisinde kaldığını söylemekteler. Hâlbuki mesele anlattığım gibi tam aksi yöndedir!

“Kürt sorunu” bir zulmün adıdır ve zulmün öncül olgusunun ihlal-i hakkı gerçekleştirdiği, zulmün artçıl olgusunun ise ihkak-ı hak davasını güttüğü bir sorundur. 

  • Yorumlar 10
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89