• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • İstanbul 32 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 35 °C
  • Berlin 23 °C

İğneyle kuyu kazar gibi

Orhan Miroğlu

İki ay sonra ders zili çaldığında Kürtçe dil bilgisi kitapları da pilot bölge seçilen okulların sıralarında yer alacak.

Ama Kürtçe alfabe, maalesef bu yıl ve muhtemelen gelecek birkaç yıl içinde, çok az sayıda basılacak. Çünkü o alfabeyi Kürtçe öğrenmek isteyenlere öğretecek yeterli sayıda öğretmen de yok, Kürtçe dil eğitimi veya öğrenimi için yeterli altyapı da..

Olsa ne iyi olurdu ama.

Devletin, bir gün gelecek de Türk Milli Eğitim müfredatına Kürtçe de dahil olacak diye bir öngörüsü olmadığı ve inkârın ebediyen devam edeceğine inandığı için, bugünleri düşünerek herhangi bir hazırlık yapması zaten mümkün değildi.

Ama geriye dönüp baktığımızda Kürt siyasetinin, Kürt aydınlarının ve diasporasının da bu işe kafa yormadığını ve en azından Avrupa’da kullanılabilecek bir çok imkân varken bu imkânları da kullanmadığını görmek çok üzücü.

1970’li yıllardan sonra çeşitli ama ağırlıklı olarak da siyasi nedenlerle Avrupa’ya giden Kürt aydınlarının bireysel düzeyde kalmış çabalarını bir yana bırakırsak, ortada ciddi bir kazanımın olduğunu söylememiz çok kolay değil.

Sonra, Kürt siyaseti 1999’dan başlayarak bölgedeki belediye başkanlıklarının önemli bir bölümünü yönetiyor.

Eğer o yıllardan başlayarak her belediye gücü ve imkânları ölçüsünde her yıl Sorbon’a birkaç öğrenci gönderseydi, bu alana yatırım yapılsaydı, şimdi, Artuklu, Dicle, Hakkâri gibi üniversitelerde Kürtçe lisans ve lisansüstü eğitim verecek yüzlerce akademisyenimiz, Sorbon’da öğretim üyesi olan Kızıltepeli Seydo Aydoğan gibi seçkin hocalarımız olurdu.

Asıl sıkıntı burada, akademik kadro yetersizliği..

Kürtçe öğretmek için üniversiteler sanırım iki yıldan bu yana bazı kurslar açıyorlar.

Ama bu yeterli değil, çünkü bu üniversitelere artık Kürt dili ve edebiyatı bölümüne kayıt yapacak öğrencilere ders verecek doçentler, proflar lazım.

Bunları tartışmaktan kaçınıyoruz da, meseleyi bugünün imkânları bakımından işe yaramayan bir tartışmanın içine sokuyoruz kendimizi.

Anayasa referandumuna evet diyerek işlediğimiz “büyük suçumuz!” sabıka kaydımıza yazıldı ya, şimdi ikinci bir “sabıka kaydını” göze alamıyor ve “Seçmeli derse evet, ama yetmez” de diyemiyoruz. Seçmeli dersin bir oyalama olduğunu, uygulamanın “ana dille eğitim” olarak başlamasını talep ediyoruz.

Medyamız bu konuya gereken önemi vermiyor.

Dicle veya Artuklu Üniversitesi’nin bu konudaki deneyimlerini kamuoyu yeteri kadar bilmiyor ve tartışmıyor.

Kürtçe kurslar açabilirsiniz ama öğrenci yetiştirmek için akademik kadrolara ihtiyacınız var.

Eğer üniversitenizde akademik kadronuz yoksa bu bölüme öğrenci alamazsınız.

Peki nereden bulunacak bu akademik kadrolar?

Sorbon’dan mı?

Duhok, Erbil veya Süleymaniye’deki üniversitelerden mi?

Olabilir belki, ama galiba Sorbon değil de, bu üniversitelerde eğitimin Arapça alfabeyle yapılıyor olması bir sorun yaratıyor.

Yine de, Türkiye’den gidip burada Kürt dili ve edebiyatı bölümü okuyan ve mezun olan öğrencilerden istifade etmek gerekiyor.

YÖK’e bu konuda yapılan denklik başvurularından şimdiye kadar cevap alınabilmiş değil.

Denklik talebinde bulunan Mustafa Aslan’ın gönderdiği mektubu paylaşmak istiyorum:
“Ben ilk, orta, lise eğitimimi Batman’da tamamladıktan sonra 2004-2005 eğitim yılında, Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünü okumak için Irak Kürdistanı’nın Duhok kentine gittim. 2004-2005 eğitim yılında başlayıp 2008-2009 eğitim yılında bölümümden orta dereceyle mezun oldum.

Diploma denkliğim için gerekli evrakları tamamladıktan sonra 25/03/2011 tarihinde denkliğimin kabulü için YÖK’e denklik başvurusunda bulundum.

Benim için üzücü olan; şu an Türkiye’nin gündeminde tartışılan ve eleman sıkıntısından dolayı yakınılan, dilin eğitimini görmeme rağmen YÖK tarafından denkliğimin kabulüne ilişkin bir yanıt alamayışımdır.

Denklik kavramı bilindiği üzere; kişinin üniversiteye yerleşebilme kapasitesine sahip olup olmadığını ve o kişinin okuduğu bölümün Türk üniversitelerindeki bölümlerle ortak derslerine bakılarak karar verilir.

Daha önce Türkiye’de bir üniversiteyi kazanmış olduğundan dolayı sanırım okuduğum derslerin Türkiye’de bir karşılığı olmasa gerek.

Kürt Dili ve Edebiyatı’nın eğitim tarihçesine bakıldığında 1900’lü yılların başlarına kadar medreselerde okutulan, daha sonra Erivan’da kurulan bir enstitü ve bunun devamı olarak Petersburg Üniversitesi bünyesinde kurulan bölüm sayesinde eğitim gören Kürt öğrenciler ve doğu bilimcileri Bağdat Üniversitesi’nde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünü açarlar. Son olarak öğretim yelpazelerini genişletip benim okuduğum üniversite dâhil olmak üzere birçok üniversitede bölüm açarlar.

Türkiye’de bu bölüm ile ilgili yaşanılan sürece bakıldığında ise; her ne kadar bazıları kendi çabalarıyla Kürt dili ve edebiyatı üzerine çok iyi eserler yapmış olsalar dahi bu yükü üstlenmiş filolog ve edebiyatçıların hiçbiri bahsettiğim eğitim geleneğinden gelmiş değil. Sevindirici olansa hocalarımızın, Türkiye’de bu bölümle ilgili iyi ve köklü bir eğitim için bölgedeki üniversitelerle dayanışma içinde olması gerektiğinin farkında oluşu. Eğitim programları için destek alışı da bunun en güzel kanıtı.

Göstermek istediğim çelişki de şudur ki Türkiye’de temeli atılan yeni bir bölümün eğitim ve program desteği benim okuduğum üniversiteden alınmasına rağmen YÖK benim ve arkadaşlarımın gördüğü dersleri karşılıksız görmesidir.”

Gördüğünüz gibi, anlaşılan her şey iğneyle kuyu kazar gibi ilerliyor..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89