• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 12 °C

İfade ve tebliğ özgürlüğü

Ali Bulaç

Haksız yere nefrete maruz kalanları korumak üzere yasalar çıkarılabilir, ancak nefret duygusunu yasalarla yok etmek, düzenlemek mümkün değildir. 

Nefret suçuna dahil edilmek istenen fiillerin çoğuna yakından baktığımız zaman bunların “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamına girdiklerini görürüz ki, bunun manası uyanmış bir duygunun başkasına vermesi muhtemel zararını önlemeye değil, başkalarına zararı olan fiillerin önündeki engeli ortadan kaldırmaya matuftur. Liberal bakış açısı konuyu “bireysel özgürlükler” çerçevesinde ele aldığından, başkasının özgürlük alanına tecavüz etmediği müddetçe kişinin dilediği gibi hareket edebileceğini savunur. Ancak mesele bu kadar basit değildir. Zira bir fiil doğrudan ve hemen başkasına zarar vermiyor diye “meşru ve makbul” olamaz. Dinin “münker ve fahşa” kabul ettiği nice fiiller var ki, özel-mahrem alanda işlense dahi hüküm olarak münkerdirler, mahiyetleri itibarıyla “meşru ve makbul” değildirler. Mesela birileri dağ başında alkol alacak olsa bile, “sarhoşluk vermesi (müsekkir)” dolayısıyla alkol almak münker bir fiildir. Kurtubi, Hac Sûresi’nin 30. ayetini tefsir ederken “rics”in pisliğin çeşitli türlerinden meydana geldiğini söyler “zina, faiz, içki, yalanı” rics sayar. Liberaller tabii ki zina, faiz ve içkiyi münker saymaz.

Farklı kültürel topluluklar ve hayat şekilleri bir arada var olmak istiyorlar, bunu anlıyoruz ama birinin diğerini kolayca zayıflatması, özellikle “kötü”nün “iyi”yi yok edip hayatiyetine son vermesi söz konusu olursa ne yapmalı? Dezavantajlı olan kendini korumaya çalışacaktır ve bu da doğaldır. İktisattaki gibi “kötü para iyi parayı kovuyorsa” iyi paranın korunması gerekir, aksi halde kötü paranın önündeki her engeli kaldırmak, tasfiye işlemini sadece parasal alanla sınırlı tutmaz, iktisadi piyasa ile birlikte sosyal, ahlakî hayat da yok olur, güvenlik de ortadan kalkar.

İslam dini açısından “buğz ve nefreti hak edecek” fiiller keyfi olarak tayin ve tespit edilmiş değildir. Ölçüleri Kur’an ve Sünnet koyar. Bir mü’minin asli görevi tebliğ, irşad ve bununla bağlantılı “ma’rufun emredilmesi, münkerden sakındırılması” olduğuna göre, birilerinin dinin münker kabul ettiği fiillerini, tercihlerini yasaların koruması altına almak kötü paranın iyi parayı yok etmesiyle ortaya çıkacak vahim durumun tahakkukunu yasalar tarafından koruma altına alınmak, hatta devlet eliyle toplumun mukavemet gücünü yok etmek anlamına gelir.

Sevgi ve nefret kalpte yeşerir. Liberal felsefeden farklı olarak İslam insandan kalbini Allah’a bağlamasını, severken ve nefret ederken de Allah’ın emirlerini ölçü almasını emreder: “Kalbini Allah’a yönelt. Her işinde Allah’ın emirlerini ölçü al, Allah seni sevsin, halkın elindekine göz dikme, halk da seni sevsin.” (İbn-i Mâce, H. No: 4102. ) Kişi kalbini Allah’la irtibatlandırırsa sevgisi de nefreti de Allah için olur: “Amellerin en faziletlisi, Allah için sevmek ve Allah için buğuz etmektir.” (Ebu Davud, Sünnet, 3). Bu çerçevede Yunus “Yaratılanı Yaratan’dan dolayı sevmek”ten söz eder.

Burada sorun inanmış insanların “kötülük/münker” olarak tanımladıkları bir fiili gördüklerinde alacakları tutumda düğümlenmektedir. Herkesin bildiği hadiste şöyle buyrulur: “Bir kötülük gördüğünüzde önce elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmezse dilinizle düzeltmeye çalışın, buna da gücünüz yetmezse kalben buğzedin. Bu, imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 78; Ebud Davud, Salat, 232). “Buğz” kötülük fiiline yönelmiş nefreti içerir.

Belirtmek gerekir ki mümkün bireysel düzeltmeler dışında, toplumsal düzen açısından kötülüğü “elle düzeltmek” kamu otoritesinin görevidir. “Dille düzeltmek” tebliğ, irşattır, yani ifade özgürlüğünün kullanımıdır, herkesin üzerine terettüp eder. Kalben buğz ise o fiili ruhen tasvip etmemek, engelleme bilincini kaybetmemektir. Evrensel, genel-geçer bir nefret suçu tanımı olamaz. Batı da kendince istisnalar yapabiliyor. Mesela 1976 Irk İlişkiler Kanunu, istihdamda ve toplumsal hayatın çeşitli alanlarında ırk, renk, ulus, etnisite veya milli kökene dayalı ayrımcılığı yasaklamaktadır. Bu çerçevede mesela Yahudilere, Sihlere, Güney Asyalılara karşı ayrımcılık yasaklanmaktadır. Müslümanlara karşı ayrımcılık ise yasaklanmamıştır. Düzenleme şiddet ve eylemi yasaklasın, ama hiç değilse “ifade ve tebliğ özgürlüğü”nü kısıtlamasın.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89