• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 30 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 17 °C

İdris Naim Şahin: İnciler mi, itiraflar mı?

Ali Bayramoğlu

Birkaç ay önce, Uludere'de askeri uçakların yağdırdığı bombalar sonucu 34 sivil insan öldü.

Bu tür olayların, bu tür ölümlerin bahanesi, gerekçesi, tartışması olmaz.

Biz de oluyor...

Hükümetin tutuk bakışını, ardından gelen "soruşturuyoruz bekleyin" tavrını, "tazminat verilecek" açıklamasına gizlenmiş "silik hata" vurgusunu, bunları takip eden uzun ve garip sessizliği, zamana havale edilme, geçiştirme halini hatırlayın...

ABD'de WSJ'da yayınlanan bir haber olmasa bu böyle devam edecekti.

O haber, "istihbaratın Amerikalılardan geldiğini, bunun yanında kafilenin kimlerden oluştuğunun incelenmesi uyarısının yaptığını, Türk ordusunun bu uyarıyı dinlemeden hedefi vurduğunu" söylüyordu.

Genelkurmay haberi yalanladı.

Ama tortu kaldı, akış değişti, konu tekrar gündeme geldi.

Ancak bu gündeme geliş, tarzı ve içeriğiyle, "adalet" ve "vicdan" açısından daha da rahatsız edici oldu.

Nitekim Başbakan Tayyip Erdoğan Pakistan'da konuyla ilgili şunları söylüyordu:

"Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz bu görevi samimi bir şekilde yapmıştır. Hata da olabilir. Hatayı da açıkladık, özrü de açıkladık. Tazminatı da açıkladık. Allah aşkına tazminatsa tazminat... İlle de terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar..."

Cengiz Çandar, başbakanın bu sözlerinin, "Gereğinden fazla da para verdik; otursunlar oturdukları yerde" şeklinde yorumlanmaya açık olduğunu söylüyordu son yazısında...

Haksız mı?

Adalet, açıklık ve yaptırım, her şeyden önce sorumluların ortaya çıkarılmasını, cezalandırılmasını, devletin resmi olarak ve açık bir şekilde özür dilemesini gerektirmez mi?

Siyasilere açık ve cesur bir özür bile fazla geliyorsa, özür ve yaptırım terör örgütünün isteği olarak yorumlanıyorsa, en azından Kürt meselesi açısından eski mantık, eski düzen, eski ideoloji yeniden ürüyor demektir.

Kanıt öyle çok ki...

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in "soğuk savaş" ruhunu, "Komünizmle Mücadele Dernekleri" dönemini anımsatan zihniyetiyle, hükümet için yanlış bir seçim olduğunu sık söylerim.

Ancak zaman zaman bu tespitin doğruluğundan şüpheye düşüyorum.

Tersine Şahin'in en azından Kürt sorunu bağlamında hükümetin derin ruhunu yansıttığı kanısına kapılıyorum.

Nitekim daha dün, İçişleri Bakanı Uludere konusunda inanılmaz sözler sarfedebiliyordu...

Diyordu ki:

"Bu hayatını kaybeden insanlarımız kaçakçılık yaparken hayatlarını kaybettiler. Sağ ele geçirilmiş olsalardı, kaçakçılık suçundan yargılanıyor olacaklardı..."

Diyordu ki:

"Orada 34 insanımız ki çoğu yaşı küçük insanlar, gençlerimiz, bunlar, bu olayın sadece figüranlarıdır. Esas filmin büyüğüne bakmak lazım. Filmin senaristi var, filmin baş oyuncuları var. Orada biz figüranlara takılıp kalıyoruz. Büyük film, bölücü terör örgütünün yönettiği kaçakçılık olayıdır. Bu gençler de oraya götürülmüşlerdir, kaçakçılık yaptırılmışlardır..."

Diyordu ki:

"Bu, özür dilenecek mahiyete dönüşmüş bir olay değildir henüz. Arka planı vardır. Filmin bütününe bakıldığında özür dilenecek bir yanı yoktur..."

Değerlendirme, hüküm, eylem...

Hepsi bir arada...

İster inanın, ister inanmayın, ister sindirin, ister sindirmeyin, işte, böyle...

Bu açıklamaları nasıl ele almalı?

Bakanın yeni incileri olarak mı yoksa, "bunlar PKK kaçakçısıydı, imha ederek devlet doğru iş yapmıştır, özüre ne gerek var..." şeklinde bilinçsiz bir itiraf olarak mı?

Yanıt sizin...

Beni kaplayan ise sadece "dehşet duygusu..."

Bakanın sözlerinin bir ilerisi şudur zira:

"Onlar zaten Kürt'tü..."

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89