• BIST 89.764
  • Altın 145,477
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 7 °C

İç savaşa mı sürükleniyoruz?

Yusuf Karataş

Erdoğan, artık alıştığımız o öfkeli-tehditkar sesiyle “Ben diktatör olsam sokağa çıkabilir miydiniz” diye bağırırken sokak ortasında vuruldu Uğur Kurt. Üstelik sokak ortasında masum insanları öldürecek kadar gözü dönmüş polislerin nasıl bu kadar sabrettiklerine şaştığını söylüyordu demokrat Başbakan! AKP iktidarı boyunca Kürdistan’da ve özellikle son yıllarda Türkiye’de sokağa çıkıp polis şiddetine uğramayan insan yok gibi. Türkiye’de Gezi’den bu yana devlet terörü hız kesmedi. Kürdistan’da ‘barış süreci’ devam ederken, 2013 şubatında öldürüldü Şahin Öner. “Elinde bomba patladı” diyen valilin yalanı otopsi raporuyla ortaya çıkartıldı. Sonra Gezi sürecinde Lice’de ‘kalekol’ yapımını protesto ederken jandarma kurşunuyla vuruldu Medeni Yıldırım. Mülkiye müfettişlerinin raporuna göre eylem yapan halka 317 kurşun sıkılmıştı. Bir de tıpkı Uğur Kurt gibi olaylarla hiçbir ilgisi yokken öldürülen çocuklar vardı; Uğurlar, Enesler, Abdullahlar, Ceylanlar…

Erdoğan ve medyadaki çanak yalayıcıların ‘demokratik Türkiye’sinde, Soma’da nasıl işlendiği artık herkes tarafından görülen iş cinayetinde yaşamını yitiren işçilerin yakınları bile ‘provokatör’ ilan edilir ve bu ‘provokatör’lere devlet şiddeti ilk önce Başbakan eliyle uygulanır. Ama Erdoğan’ın medyadaki fedailerinden Kurtuluş Tayiz’den meselenin bizim bildiğimiz gibi olmadığını öğreniyoruz. ‘Erdoğan’ın fedaisi’ diyoruz çünkü “Biz hatasıyla, sevabıyla Erdoğan’ın arkasında durmaya devam edeceğiz. Onu terk etmeyeceğiz, yalnız bırakmayacağız. ‘Kötü’nün iyisi’ olduğu için mi? Hayır. ‘İyi’nin iyisi’ olduğu için” diyen birine başka bir şey denmez herhalde. Evet, meğer ülkede şiddet ve gerilimi tırmandıran Başbakan ve hükümeti değilmiş. Ülkedeki büyük gerginliğin nedeni Erdoğan’ın “iç savaşı bitirmesi”ymiş. “Erdoğan’ın Kürt savaşını bitirmesini engelleyemeyince yeni bir iç savaşla tehdit etmeye başladılar” diyor Tayiz, “İç savaşa mı sürükleniyoruz?” başlıklı yazısında. Kürt meselesi bittiği için ‘Alevi-Sünni çatışması’ çıkartılmaya çalışılıyormuş. Olayların arkasında kimler mi varmış? Cahil cahil sormayın! Tabii ki “devleti ve iktidarı yeniden ele geçirmek isteyen karanlık güçler.” Öyleyse ülkenin ve demokrasimizin selameti için yapmamız gereken şey, Tayiz gibi Erdoğan’ın arkasında durmak!

Yalnız ortada küçük bir sorun var. ‘Erdoğan muhipleri’nin her sıkıştıklarında “Erdoğan’ı desteklemezseniz Ergenekon gelir” diye salladıkları ‘Ergenekon öcüsü’ de AKP gibi düşünüyor bu konuda. İP’çi Perinçek de Okmeydanı’da Uğur Kurt’un öldürüldüğü olayda “apaçık bir kışkırtma” olduğunu söylüyor, polisin katliamına sahip çıkıyor. Söz konusu olan Soma’daki katliama karşı alanlara çıkan; insanca yaşayacakları demokratik bir ülke isteyen her milliyetten işçi emekçiler, Kürtler, Aleviler, gençler olunca İP’i de, MHP’si de devletin bekası için AKP ile aynı safa giriyor.

Öyleyse bu kez provokatörü başka yerde aramak gerek!

Aslında provokatörle ilgili bazı ipuçlarımız da yok değil.

Biz onu Suriye’ye savaş açarken ülkedeki Alevileri de düşman ilan etmesinden, onları meydanlarda yuhalatmasından tanıyoruz. Reyhanlı’da, devletin AGİT Büyükelçisinin el Kaide tarafından yapıldığını itiraf ettiği katliamda “53 Sünni vatandaşımızı kaybettik” diyerek Alevileri hedef göstermesinden biliyoruz. Biz onu dün Kürtlere “Bunlar Zerdüşt” demesinden, bugünse Alevileri “ateist” ilan etmesinden, kendisi gibi olamayan bütün inançlara düşmanlığından hatırlıyoruz. İşçiler 1 Mayıs’larda hakları için alanlara çıktıklarında “ayaklar baş olmak istiyor” diyerek onları aşağılamasından, kapitalist barbarlığın aşırı kr hırsıyla katledildiklerinde ise “İşin fıtratında var” demesinden biliyoruz.

“Biz Erdoğan’ın annesi için ağlamıştık” diyen, ama çocuklarının üzerine bomba yağdırdığı Roboskili ailelere “Tazminatlarını fazlasıyla ödedik. Bizden özür beklemesinler” diyen zalim yüzünden tanıyoruz.

Bu ülkede demokrasi, barış, özgürlük için sokağa çıkan herkesi düşman-provokatör ilan edip “Kadında olsa, çocuk da olsa gereken yapılacak” demesinden hatırlıyoruz.

Tayiz’in öyle karanlık köşelerde provokatör aramasına gerek yok, çünkü biz o provokatörün pek yakınında olduğunu biliyoruz.

Bir de ‘Erdoğan muhipleri’nin şu “çözüm süreci”ni kendilerine karşı her olayda kalkan yapmaya çalışmaları yok mu! Sanırsınız Kürtlerin eşit haklarını, ‘statü’ talebini karşılamışlar da sokağa çıkanlar bundan rahatsız olanlar. Bir buçuk yıldır silahların susmasının dışında çözüm için hangi adımı attı AKP? Yoksa Tayiz, KCK operasyonlarında zaten rehin olarak içeri konan Kürt siyasetçilerin bir kısmı salıverildiği için yatıp kalkıp ‘büyük demokrat’a dua etmemizi mi istiyor? Erdoğan’ın fedaisi, Kürdistan’ın dört bir tarafına ‘kalekol’ların “çözüm” için yapıldığına hangi Kürdü inandırabileceğini sanıyor? Ya da ne bileyim, belki de Rojava’ya yönelik saldırgan politika ve halkın üzerine el Kaide çetelerinin salınması da çözüm sürecinin bir parçasıdır da bizim haberimiz yok!

Soma, Roboskî, Reyhanlı katliamları ve Gezi sürecinde katledilenler… Tam da Erdoğan’ın söylediği gibi insanların sokağa bile çıkamayacağı bir baskı rejiminin ayak sesleridir. Ancak dün Roboskîli ailelerin acısını paylaşmak için Uludere’ye giden Aleviler, bugün Somalı ailelerin acısını paylaşan Roboskîliler, halkların bu baskı düzeni karşısında çaresiz olmadığını da gösteriyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89