• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 11 °C

İbret

Bejan Matur

Time'a kapak olan Başbakan'ı, dünya ekonomi listelerini zorlayan başarısı ve Ortadoğu'da liderlik iddialarıyla tafra satan Türkiye Cumhuriyeti, aslında ne olduğunu görmek istiyorsa Van depremine baksın.

Dünyanın her yerinde yaşanabilecek bir felaketin buraya has sonuçları 'adamlığımızı' özetliyor aslında. Devletin acziyetini, bürokrasinin hesapçı, hantal zihniyetini, halkın iyi niyetinin nelere yetmeyebileceğini, her şeyi...

Bir tanıdığım 'aslında halk elinden geleni yaptı, sorun devlette' diyerek konuyu o kadar iyi özetledi ki. Türkiye'de yaşayan herkes büyük bir duyarlılık göstererek ilk günden itibaren Van halkına yardım için hazırdı. Hatta sokakta kâğıt toplayan çocuklar bile sahip oldukları tek şeyi, kâğıt kolilerini göndermek için seferber olmuşlardı. Ama devlet kendi dersinde sınıfta kalmayı seçti! Felaketin yaşandığı ilk günden itibaren yardım için elinden geleni yapan milyonlarca insanın sıcaklığı, Van'daki deprem mağdurlarını ısıtmaya yetmedi. Ve bu yetmemede devlet dediğimiz ve başımızın tacı saydığımız aygıtın payı çok büyük!

Daha ilk günlerde 'politikleştirilen deprem' derken bunu kastetmiştim. AKP ve BDP makasında kalan Vanlıların nasıl sahipsiz bırakıldıklarını her geçen gün ibretlik sonuçlarıyla görüyoruz. Yazlık çadırlarda, eksi 16 derecede üşümeye mahkûm edilen insanların yaşadığı zorluk, sıcak yataklarımızı uykusuz bırakmıyordu belki ama bu son çocuk ölümleri aklı, vicdanı zorlayan korkunçluğuyla 'pes' dedirtiyor.

Başbakan Erdoğan dün İstanbul'da, Van için düşünülen depreme dayanıklı konutların maketlerini inceliyordu. Soyadı Albayrak olan bir zatın projesi olarak tanıtılan evlerin iki günde tamamlanması mümkünmüş. Bir evin kurulması sadece iki gün alıyormuş.

Ve bu iki günde, yazlık çadırlarda kalan, ikisi yangından, biri soğuktan, biri hastalıktan dört çocuk hayatını kaybetti. Binlercesi doğduğu yerden batıya, bilmedikleri şehirlerin varoşlarına, tesislerine doğru yola çıktı. Köklerinden birer çiçek gibi koparılarak. Korkuyu geride bırakmak, rahat bir uyku uyumak için. Gittikleri yerlerde onları neyin beklediğini hiçbirimiz alsa bilemeyeceğiz. Belki de hayatta kalmanın bedeli olarak ayrımcılığa maruz kalacaklar. Okullarına alışamayacaklar. Her göç gibi büyük travmaları beraberinde getiren acı bir yer değiştirme yaşanıyor şu an. Van'dan kafileler halinde insan batıya göç ediyor.

Başbakan'ın basına tanıttığı depreme dayanıklı konutların tanesi 50 bin TL imiş. Hazırlanması için sadece iki gün gerekiyormuş. Ben bu bilgileri duyunca; Van'ın tüm nüfusunu elliyle çarptım, bini ekledim ve ortaya çıkan rakamın son bir haftada kaybettiğimiz dört çocuğun hayatını karşılayıp karşılamayacağını düşündüm. Oysa Filistinli, Somalili çocuklar konusundaki duygusal konuşmalarıyla tanıdığımız Başbakan'dan, daha azını hak etmiyor Vanlı çocuklar.

Bu tarz konularda hep çok dikkatli konuşmaya gayret ettim. Duygusal olmamaya, soğukkanlı davranmaya. Ama 2011 Türkiye'sinde eksi 16 derecede, ilkel çadırlarda yaşamaya terk edilen insanların hali artık 'insan olmaktan ne anladığımızı' sorgulanır hale getiriyor. Geçmiş depremleri yaşayanlar haklı olarak 'o zamanlarda bile devlet bu kadar aciz değildi' diyorlar. En azından devletin gücü o kadarla sınırlıydı. Küçük bir Kızılay çadırının, sıcak bir aşın varlığı bile devletin sıcaklığını hissettirebiliyordu. Ama bugünün ölçüleriyle bakıldığında yaşanan manzara ne ahlaki, ne insani, ne de sosyal açıdan kabul edilebilir değil. Bürokrasinin farklı kademelerine çöreklenen açgözlü yöneticilerin kilitlediği, hantal hale getirdiği bir devlet mekanizması yönetiyor bizi. Bırakın çözüm üretmeyi, vatandaşın kendi imkânlarıyla gönderdiği yardımı ulaştırmaktan bile aciz ve gönülsüz bir bürokrasi bu.

Kimse kalkıp, felaket karşısında en güçlü ülkeler bile aciz kalabilir savunmasına girişmesin; Van'da yaşanan acizliğin sebepleri masum değil.

Bürokrasideki zihniyet başka türlü yapılansa ve yerelle bu kadar çatışmasaydı herhalde çoktan Vanlılar, su sızdırmayan bir çadıra, ısınan bir göz odaya kavuşurlardı.

Devlet içindeki uyumsuzluğun cezasını nefesiyle ödeyen çocukların hayatı o hantal yapıyı korumaktan çok daha değerli çünkü.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89