• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

I see cemaat people

Yıldıray Oğur

Altıncı His filminin meşhur sahnesinde çocuk, yatakta battaniyesini üzerine çekip, korku içinde titreyen kısık bir sesle ağlayarak Bruce Willis’e sırrını açıklar: Ölü insanlar görüyorum (I see dead people). Her yerdeler, normal insanların arasında dolaşıyorlar. Ölü olduklarını bilmiyorlar.

Son günlerde cemaatten de sanki büyük bir sır açıklanamıyormuş gibi, kısık sesle, dün Demiray Oral’ın harika yazısındaki gibi neredeyse “üç harfliler” gibi kodlarla, imalarla, kaş göz hareketleriyle bahsedilince aklıma geldi o meşhur sahne.

Sanki 30 yıldır ortalıklarda olan, hakkında yazı dizisi hazırlamayana sosyolog, kitap yazmayana araştırmacı yazar, iftar, toplantı gezilerinden en az birine katılmayana ünlü denmeyen bir yapıdan bahsetmiyoruz.

Neredeyse memleketin köşe yazarları- kanaat önderleri cemaatin okul gezileriyle dünya turu yaptılar, ömründe bir kez Abant Platformu toplantısına katılmayana kız verilmiyor, her apartmanda bir Zaman abonesi, her sınıfta bir şakirt var, en az 30 yıldır Anadolu’dan üniversiteye giden üç kişiden biri cemaatin okullarından dershanelerinden mezun, Anadolu’nun eşrafı, en önde gelen esnafları, sanayicileri cemaatin bağışçısı, hâlihazırda sadece Türkiye’de yüzlerce okulunda, binlerce dershanesinde onbinlerce öğrenci okuyor, gazetesi 900 bin satıyor ama cemaate hâlâ Amazon ormanlarında yeni keşfedilmiş bir İnka medeniyeti muamelesi çekiliyor.

Bana daha da tuhaf geleni dün Ergenekon soruşturmasını yaparken “demokrasi kahramanı” ilan edilen savcıların, polislerin, bu kez hoşa gitmeyen bir operasyon yaptıklarında bir anda cemaatçi olduklarının hatırlanıvermesi.

Dün sonuçtan memnun oldukları için siyasetin, demokratikleşmenin polis ve savcı operasyonuyla at başı ilerlemesinden rahatsızlık duymayanlar, hatta bundan iktidarlarını sağlamlaştırmak için istifade edenler bugün aynı savcı ve polislerin sonucu hoşlarına gitmeyen operasyonuna karşı “ama bu siyasete müdahale” kartını açmakta bir ilkesizlik görmüyor.

Tabii soran bir Nasrettin Hoca da çıkmıyor: İyi de kazanın doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne inanmakta neden bu kadar zorluk çekiyorsun?

Bugünlerde ordudaki generallerin yüzde onunu tutuklatan davaları “büyük arınma” olarak selamlayanlar, aynı savcılar ve polisler tarafından yapılan benim de yanlış bulduğum MİT operasyonu sonrası “büyük tasfiye” ister oldular.

Evet, Beşiktaş’ta ışıkta beklerken Twitter’a yazdığım o twitimi tekrarlayayım: İlke çok net: Gerektiğinde oylarımızla değiştiremeyeceğimiz hiçbir güç iktidara ortak olmamalıdır. Asker, polis, savcı, MİT siyasi otoritenin kararlarını soruşturma konusu yapmak için değil uygulamak için var. Bu ülkede kolluk güçleri, bürokrasi ister demokrat olsun ister Kemalist her zaman bu iktidar sarhoşluğuna kapıldı ve bu basit ilkeyi unuttu. Hükümetin siyasi riskini aldığı PKK görüşmelerini sırf yanlış bulduğu için gayrı meşru ilan etmek bu klasik bakışın sonucu. Hükümetin siyasetin kırmızıçizgilerini aşan savcıları, polisleri görevden alması da doğru. (Tabii bunu Ragıp Zarakolu, Büşra Ersanlı tutuklanırken değil şimdi yapması ilkesizlik, iktidarını biraz da aynı savcı ve Emniyetçilerin yaptığı Ergenekon soruşturmalarına borçluyken de vefasızlık.)

Ama buradan topyekûn bir cemaat cadı avı çıkarmak, hele de sosyolojik hakikatlerle sopayla savaşılmayacağını bilmesi gerekenlerin neredeyse bir 28 Şubat paşası keyfiliğinde “tasfiye” kelimelerini dillendirmeleri en hafif tabirle ayıp.

Dün, 28 Şubatçıların, 2000’lerden beri Genelkurmay’ın psikolojik harp siteleri, bitirme planlarıyla yapamadığını bu kez AKP hükümetine yaptırmaya çalışanlar günlerdir açık kapalı neredeyse şöyle laflar etmekteler: Cemaat vesayetinden sadece savcı ve polisleri tasfiye etmekle kurtulamayız. Bataklığı kurutmak lazım. Unutmayın yaralı cemaat daha tehlikelidir.

Yani şu “derin yapı”, “paralel devlet” imaları, İsrail, ABD ve diğer tüm şer odakları bağlantıları kurmakla vakit kaybedenlerin yerine cesur bir Talat Paşa bulunabilse cemaate tedip ve tenkil hareket planları bile masaya gelecek.

Böyle bir şey olursa herhalde önce en zayıflardan başlanır. Kız liseleri ve anaokulları Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile İlim Yayma Cemiyeti arasında paylaştırılır. Üniversite hazırlık dershaneleri rejime bağlılığı tescilli büyük zincir dershaneler arasında bölüştürülür. Samanyolu ATV grubuna bağlanıp magazin kanalı haline getirilir. Zaman, Star gazetesinin cumartesi eki olur. Emniyet, Yargı ve ordu içindekiler bıyık, namaz kılmaktan kaynaklı pantolon kırışıklığı, ses tonu kontrolü, alkol testi ile tesbit edilir ve meslekten atılma ya da görevden el çektirme tedbirleri alınır. Amerika vizesi başvurusunda “Pensilvanya’ya gidiyorum” diyen işadamlarının servetlerine tedbir kararı çıkarılır.

Evet, bir zamanlar adını memleketin en hassas meselelerinin cesurca tartışılabildiği Abant toplantılarıyla, biraraya gelmezleri aynı sofrada biraraya getiren diyalog iftarlarıyla duyuran cemaat, bugün neden içinde emniyet, istihbarat, operasyon kelimesi geçen cümlelerle adından bahsedildiği üzerinde uzun uzun düşünmeli.

Ama cemaatfobikler de tasfiyesinden, yok edilmesinden bahsettikleri şeyin milyonlarca insanın içinde etrafında olduğu bir sosyolojik gerçek olduğunu unutmamalı.

O filmin sonunda Bruce Willis’in de “cemaatçi” çıktığını unutmayın...

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89