• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 1 °C

Hükümetin hiç sorumluluğu yok mu?

Nazlı Ilıcak

“Sokak eylemlerinin sorumlusu HDP” deyip, siyasi iktidarın köşeye çekilmesi mümkün mü? HDP zaten, PKK’nın siyasi kolu. Yani şiddet de şiddete çağrı da doğasında var. PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nın hadiselerin müsebbibi olduğu belirtiliyor. Bütün KCK sanıkları, bir süre önce mevcut mahkemeler lağvedilerek cezaevinden çıkmamış mıydı?

Diyelim ki bir “seri katil” var; sürekli adam öldürüyor. Bir türlü yakalanamıyor. Katili mi suçlarsınız, emniyet teşkilâtını mı, İçişleri Bakanı’nı mı?

Hükümet, PKK ile müzakere ederek, barışın sağlanabileceği kararını verdi; askeri seçeneği masadan kaldırdı.

Şahsen ben de bu tercihi onayladım. Ama seçilen yolda ilerlerken doğru adımlar atılıyor mu? Muhatap ile aradaki güven ilişkisi sürdürülüyor mu? Yoksa bir adım ileri, iki adım geri giderek oyalama taktiği mi benimseniyor? Diğer siyasi partileri ve farklı düşüncedeki insanları barış amacı etrafında, onların desteğini alacak şekilde toplayacak yumuşak bir iklim yaratılabildi mi?

Demek mesele, sadece barış sürecini başlatmak değil, bunu kazasız belasız başarıya ulaştırmak. İşte o noktada hükümetin sorumluluğu ortaya çıkıyor. Kimse suçu, HDP’nin, PKK’nın ya da KCK’nın üstüne atarak işin içinden sıyrılamaz. Zira huzur ve güveni sağlamak KCK ya da PKK’nın değil hükümetin meselesi. Tayyip Erdoğan’ın anlamadığı da bu. Amaç doğru olabilir, yöntem yanlıştır ya da PKK’nın nihai hedefi, uluslararası konjonktürden yararlanarak bir devlet kurmaktır. Öcalan, KCK’yı, şehirdeki ayaklanmaları tertip etmek ve gerektiğinde hükümeti istediği çizgiye çekmek için oluşturmadı mı? Son birkaç gün, gelişmeler, bu silahın nasıl maharetle kullanıldığını bize gösterdi. Bir anda kendimizi anarşik bir ortam içinde bulduk.

Doğru bir yola girseniz dahi, kavşakta hangi istikamete yöneleceğiniz önemli. Sembol değere sahip bir Kobanê imtihandı. Orada umutlar birikmişti; ortak bir kader çizilirken, Türkiye’den Kürtler’in beklentileri vardı. Bu yüzden hayal kırıklıkları yaşandı.

Muhatap aldığınız PKK’yı IŞİD ile aynı kefeye koydunuz. Olmadı… Beklentileri boşa çıkardınız; Kobanê’ye yardım için Esed şartını sürdünüz. Bu da olmadı… Hatta bir milletvekili, (alelade bir milletvekili değil; Erdoğan döneminde Başbakan yardımcılığı makamında oturan kişi; Emrullah İşler) IŞİD ile PKK’yı mukayese ederek, “Kafası taşla ezilerek öldürülen gencin suçu neydi? Bunu yapanların eline IŞİD su dökemez. IŞİD öldürüyor ama bari işkence yapmıyor” bile dedi. AK Parti içinde “IŞİD bin kişi öldürdü; Esed 300 bin kişi” diyerek, elmalarla armutları kıyas etmeye devam edenler de var.

Sanki hep bir mazeret üretiliyor. Esed’in elinin kana bulunması, IŞİD’in eli kanlı bir terör örgütü olduğu gerçeğini kamufle etmek için mi kullanılıyor? Bence IŞİD ile değil Esed, Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir ile mukayese edilmeli. Ve Erdoğan’ın Esed’e düşmanken, Ömer El Beşir’e niçin sempati beslediği açıklanmalı.

Lafı dağıttım, toparlayayım. PKK, KCK ya da HDP’yi şiddet eylemlerinin sorumlusu ilan etmek, bununla da yetinmeyip CHP’yi de bu pakete eklemek, iktidarın mesuliyetini yok etmez. AK Parti, hep başkalarına yüklenip, kendisini mazlum göstermekte mahir. Altını çizerek tekrarlayayım: Şiddet, PKK’nın ve türevlerinin tabiatında var. İktidarın görevi ise huzur ve sükûnu sağlayacak tedbirleri almak, muhataplarını, barış sürecindeki samimiyetine inandırarak, bu tip patlamalardan ülkemizi sakınmak.

Aktay’a ödül

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay, BBC’ye verdiği röportajda, IŞİD ile Esed’i aynı kefeye koydu ve ölümleri kıyasladı: “Kobanê’de binden az insan öldürüldü. Ama Suriye’de 300 bin insan öldürüldü. Hangisi daha önemli? Türkiye’deki terör örgütü PKK’dan bazılarının çığırtkanlığını yaptığının aksine, Kobanê’de ya da başka bir yerde trajedi yok. Fakat Suriye’nin her yerinde gerçek trajediler yaşanıyor.”

Acıları, istatistiklerle açıklayan Yasin Aktay, Nobel Matematik Ödülü’nü alamasa bile Guinness Rekorlar Kitabı’na “En duyarsız adam” başlığı altında girebilir ya da “En densiz.”

Ölünce kahraman

Sokağa dökülen KCK’lılar orada burada polisi hedef aldılar. Polisi hedefe koyan, sadece terör örgütleri değil. Hükümet de binlercesini, “Cemaatçi” yaftası yapıştırarak, oradan oraya sürdü. 3 gün önce Bingöl’de şehit olan Atıf Şahin, AK Parti Aydın Milletvekili Ali Gültekin Kılıç tarafından “paralelci” olarak suçlanmış ve Bingöl’e tayini çıkarılmıştı. Hayatını kaybetti. Başbakan Ahmet Davutoğlu, o polisi“Kahraman evladımız” diye andı.Yaşarken “paralelci” ve “darbeci” oluyor; ölünce “Kahraman.” Bence Davutoğlu ailesinden özür dilese daha doğru bir iş yapmış olur.

Bir reklam

Sabah Gazetesi bir zamanlar bağımsızlığın reklamını yapıyordu. Meslektaşlarını yermek amacıyla, birbirinden güzel sloganlar kullanmıştı:

*Sahibinin sesi olmak için, *Güç peşinde olmak için, *Köşeyi dönmek için, *Köşeye sıkıştırmak için, *Hedef göstermek için, *Hedef şaşırtmak için, *Tehdit etmek için, *Tecrit etmek için, *Baskı kurmak için, *Adam kayırmak için, *Adam harcamak için, *Yolunu bulmak için, *Yoldan çıkarmak için, *Yaranmak için, *Yağlamak için, *Yağmalamak için, *Rant için, *Taht için, *Her devrin adamı olmak için yazıyor olsaydık ne Sabah Sabah olurdu ne de gazete gazete!”

Yıllar önce Sabah halkın sesine kulak veren bağımsız bir gazeteydi. O gazete, Tayyip Erdoğan’ın patronajı altında “yandaş” hale getirildi ve tam da tenkit ettiği eylemleri yapmaya başladı. Hedef gösterdi, hedef şaşırttı, tehdit etti, baskı kurdu, adam kayırdı, adam harcadı, yarandı, yağladı, rant için, taht için faaliyetini sürdürdü ve şimdilik hepsi yolunu buldu.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89