• BIST 106.239
  • Altın 160,657
  • Dolar 3,8781
  • Euro 4,5726
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 5 °C

Hükümet, müzakere ve Öcalan

Hilal Kaplan

Başbakan Erdoğan, neden ülkedeki muhalefet partilerine toz yutturan bir lider olduğunu bir kez daha kanıtladı. Nerdeyse her güne ölüm haberleriyle uyanmaya alıştığımız bir dönemde Oslo benzeri bir sürecin yeniden başlayabileceğini söyledi. Dünya üzerindeki çatışma süreçleri üzerine yaptığım okumaların hiçbirinde, şiddetin tavan yaptığı bir dönemde, örgütle müzakere edilebileceğini açıktan söyleyen bir lidere rastlamadım.

Öte yandan OdaTV ve Aydınlık gibi odaklar tarafından kaçıncı kez tongaya düştüğünü unuttuğumuz Kılıçdaroğlu da her zamanki tekinsiz ve güvensiz duruşuyla Başbakan Erdoğan için 'Muhatabı Öcalan'dır' demiş. CHP lideri, kendi partisinin iki senedir önerdiği 'âkil insanlar komisyonu'nun Öcalan'la değil de sevgi pıtırcığı teletabilerle muhatap olacağını sanıyordu herhalde!

Hükümet, müzakere ihtimaline 'yeşil ışık' yakarken, 'önşartsız masaya oturmaya hazır' olduklarını beyan eden PKK'nın Avrupa kanadı da süreçte Öcalan'ın merkezî bir rolde olması gerektiğini vurguladı.

Lâkin ne hikmetse eskiden ağızlarından 'önderlik' dışında söz duymanın nerdeyse imkânsız olduğu BDP, müzakere sürecine destek olacaklarını beyan etmeleri dışında Öcalan'ı ön plana çıkaran bir tavır sergilemiyor. Hatta Öcalan'ın avukatlarından da olan milletvekili Aysel Tuğluk, geçtiğimiz hafta Taraf'ta yayınlanan yazısında Öcalan'ın bile etki edemeyeceği bir döneme girdiğimizi ifade etmişti.

Devrimci halk savaşını bitirme çağrısı yapan Öcalan'a, özellikle Silvan saldırısından itibaren (14 Temmuz 2011) 'itaatsizlik eden' Kandil'den herhangi bir açıklama gelmedi. Zira bu açıklamayı yapabilmek ve müzakereye açık olduklarını beyan edebilmek için öncelikle 'devrimci halk savaşı' stratejisinden vazgeçtiklerini ilan etmek zorundalar. Çünkü hem savaş stratejisini sürdürmek hem de masaya oturmak gibi bir seçenek söz konusu değil. Ki bu da PKK'nın geri adım attığını kabul etmesi demek oluyor.

Bu minvalde hükümet, müzakere ihtimaline sıcak baktığını ifade derek bir taşla üç kuş vurmuş oldu:

1. Çözüm yöntemi olarak savaşıp öldürmek dışındaki yöntemlere de açık olduğunu beyan etti. Böylelikle örgüt mevcut stratejisinden vazgeçmediği müdddetçe, esas savaşı sürdürme niyetinde olanın PKK olduğunu net biçimde ortaya koymuş oldu.

2. CHP'nin son süreçte hükümeti kriminalize etmek amacıyla Oslo müzakerelerini gündeme getirmesini açığa düşürmüş oldu. Mahcup bir şekilde değil, alnının akıyla Oslo sürecini başlattığını, gerekirse yeniden başlatacağını göstermiş oldu.

3. PKK'nın İmralı'ya gömdüğü Öcalan'ın tekrar sürece dahil olmasının önündeki engelin 'bozuk koster'lerden ziyade, PKK liderleri olduğuna işaret etmiş oldu.

Şimdi PKK'nın önünde iki seçenek var: Ya Esed rejimini destekleyen güçlerin taşeronluğunu sürdürmeye ve barışçıl yöntemleri denemeye hazır olan bir hükümete rağmen saldırılarına devam edecek. Ya da 'becerebiliyorsanız yapın devrimci halk savaşını' diye meydan okuyup çekilen Öcalan'ın sürece müdahil olabilmesine fırsat tanıyacak.

Seçenek hangisi olursa olsun, hükümetin 'Oslo' çıkışı siyaseten de ahlâken de doğru bir çıkıştır.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89