• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır -1 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin -8 °C

Hükümet, kuşatılmışlık ruh hâlinden çıkmalı

Lale Kemal

Bir hatırlayın, AK Parti’nin, ilk iktidar döneminde 2003 yılı ile başlayan demokratikleşme hamleleri, Türkiye’ye, tarihinde görmediği göreceli bir istikrarı yaşatmıştı. Sonrasında ise, 2012’de yaşadığımız reformsuz bir yıl 2013’ün de pek iyi geçmeyeceği sinyallerini veriyor. Türkiye’de, demokrasiden bir hayli taviz verilerek eski kazanımlardan geriye gidişin ilk işaretleri, 2011 Haziran seçimleri sonrası verilmeye başlandı ve beklenenin aksine iktidar, “Ustalık,” diye tanımladığı bu döneminde, Türkiye’ye eski kasvetli havasını soldurur hâle getirdi, Bütün bu olumsuzluklara rağmen, iktidarın uzun vadede bir alternatifi görünmüyor ve belki de bu yüzden özellikle Başbakan Erdoğan, aşırı bir özgüven patlaması yaşıyor, parti içinden kötü gidişatı görenlerin uyarılarını dinlemediği gibi olumlu eleştirileri bile düşmanca eleştiriler gibi algılayıp, öfkeleniyor, belki kabul etmek istemiyor ama kötü gidişattan nemalananların ekmeğine yağ sürüyor.

Başbakan Erdoğan, daha geçenlerde derin devletin varlığına işaret ederken, siyasi danışmanı ve milletvekili Yalçın Akdoğan, iktidarın son 10 yıldır bu derin yapıyla mücadele ettiğini, tam öldü derken bu derin devletin başka bir vücutta yeniden doğduğunu ve bu yapının temizlenmemesi hâlinde ileri demokrasinin olmayacağından dem vuruyordu, 31 aralıkta NTV’ye verdiği söyleşide.

Aslında, iktidarı demokrasiye ara vermesinden dolayı eleştiren bizler de; “kısır çıkarları uğruna devletine ve milletine ihanet eden yasadışı derin devlet unsurlarının temizlenmesi için, acı da olsa demokrasi reçetesini durmaksızın uygulayın” derken, iktidar ile aynı hedefe kilitliyiz. Endişemiz, hükümetin gerektiğinde acı da olsa sonuç alıcı reformları hayata geçirmeyerek, zamanın derin devlet lehine işliyor olmasından kaynaklanıyor.

Derin devletin yasadışı eylemlerini tekrar etmesini önlemek adına yasal düzenlemeler hayata geçirilmediği gibi atılacak kimi vicdani adımlar bile atılmıyor. Örneğin, Erdoğan, yaklaşık bir yıl önce Uludere’de 34 vatandaşın, ülkelerinin F-16 savaş uçaklarıyla bombalanıp öldürülmesinden dolayı olay daha sıcakken keşke özür dileyebilseydi, işte o zaman derin devlet gol attığını sanıp, zil takıp oynayamazdı. Şimdi de kendisine dayatma yapıldığı düşüncesiyle özür dilemiyor ama arka planında maalesef kimi asker kişileri gereksiz yere koruma içgüdüsü bulunuyor.

F-4 jetinin iki pilotla birlikte Akdeniz’in sularına gömülmesi olayı da belki tekrarlanmayacaktı, belki Afyonkarahisar’da, çoğu acemi 24 asker ehil olmadıkları bir işte yani el bombalarının tasnifi sırasında ölmeyeceklerdi şayet iktidarın inisiyatifiyle parlamentodan, askerin siyasi iradeye mutlak itaatini sağlayacak yasalar geçirilmiş olsaydı.

İktidarla muktedirlik mücadelesini sürdüren derin devlet içindeki yasadışı yapıların aktif olduğu bir gerçek iken reformlara ara verip, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimleri için kariyere kilitlenme hâli, hükümeti, ister istemez ileri demokrasi adına inisiyatifi yeniden ele alıp almayacağı konusunda samimiyet testinden geçirmemizi gerektiriyor.

2012’nin son günlerine damgasını vuran ODTÜ’lü öğrencilere karşı aşırı güç kullanımına Başbakan Erdoğan’ın, hocaları ve öğrencileri hedef tahtasına oturtmasıyla gerilen siyasi ortam, bize, 1980 kanlı askerî darbesine götüren öğrenci olaylarının o zamanki iktidar tarafından yönetiliş biçimini hatırlatıyor. Ve 2013’te de siyasi gerilim her alanda artarak sürer mi, endişelerini yaşatıyor.

Bugünün Türkiye’si, iktidarı fiilen elinde bulunduran odaklara karşı basiretsiz politikacıların ve kötü yönetim anlayışının geride kaldığı bir Türkiye olmakla birlikte, özellikle Erdoğan’ın, o kanlı dönemin bir genci olarak, öğrenci olaylarının, yasadışı derin devlet tarafından acımasızca kullanıldığını hatırlayıp, daha soğukkanlı bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor. Her öğrenci hareketi içinde, doğaları gereği gençlerin kullanıldıkları kışkırtma amaçlı faaliyetler bulunur, bunları geçmişte çok gördük. Yasadışı derin yapıların izlerini güçlü şekilde taşıyan kimi öğretim üyeleri var gazeteciler, işadamları olduğu gibi, bunlar puslu havaları severler, fırsatını bulduklarında uykudan uyanırlar.

Yalçın Akdoğan, NTV’ye söyleşisinde, “Derin devlet öldü diyorsun, başka bir vücutta yeniden doğuyor” diyor. Yeniden doğuş; öğrencilerin arasına kışkırtma amaçlı unsurların sokulması, eski Türkiye kalıntısı kimi sözde akademisyenlerin durumdan vazife çıkartması gibi de olabiliyor. Hükümetin, polisin öğrenci olaylarına aşırı güç kullanımını görmezden gelip, öğrenci ve akademisyenlere yüklenmesinden nemalanmak isteyen o kadar çok insan var ki, adeta yeniden doğuşlarını kutluyorlar.

İktidar, zaten bu durumun farkında ama bu zihniyetin kırılması, topyekûn akademisyenleri ve öğrencileri karşına alarak olmaz, itidalli bir politika izlemek gerekiyor, yasadışı yapılara prim vermemek için.

Halktan aldığı desteği güçlü biçimde devam eden iktidarın ve başta Başbakan’ın, kuşatılmışlık olarak gördüğüm ruh hâlinden çıkması, silkinmesi ve derin devlet içindeki yasadışı yapılarla etkin mücadele için reformlara yeniden olanca hızıyla başlaması gerekiyor. Bu da iktidarın, nerede kalmıştık deyip, temiz Türkiye ile yola devamda yeniden doğuşu olacaktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89