• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 12 °C

Hukukun konuşulmayan sıkıntıları

Etyen Mahçupyan

Günümüzde demokrasi adı verilen rejimin niteliği üzerine bunca tartışmanın yapılması gayet doğal, çünkü yönetimlerin meşruiyeti demokrasinin var olup olmaması ile ölçülüyor. 

Dolayısıyla hemen her yönetim, kendi ülkesinde demokrasinin hakim olduğunu gösterme gereğini duyuyor. Bunun görünür kıstası seçimlerin yapılması ise de, arka planda söz konusu seçimlerin de meşru olup olmadığı meselesi var. Ancak herkesin fikirlerini özgürce ifade edebildiği ve bu görüşler etrafında örgütlenebildiği ülkelerde seçimlerin meşru olduğu düşünülüyor. Diğer bir deyişle özgürlük ortamı seçimleri, seçimler ise seçilen yönetimi meşru kılıyor.

Ancak demokrasi sorunsalı bu noktada bitmiyor… Özgürlüklerin ve seçimlerin sağladığı meşruiyet ‘kimin' yöneteceğini belirlese de, seçilenlerin ‘nasıl' yöneteceğini belirlemiyor. Dolayısıyla karşımızda şöyle bir soru var: Meşru bir ortamda seçilen bir yönetimin her yaptığı meşru sayılabilir mi? Nitekim seçilmiş bir yönetimin bir sonraki meşru seçim ortamını zedeleyecek tasarruflarda bulunmasının kabul edilip edilemeyeceği üzerine klasik bir tartışma mevcut. Ama bu pek de zorlayıcı bir muhakeme gerektirmiyor: ‘Demokrasi' tek bir seçimle ilgili bir rejim olamaz, çünkü o takdirde ‘rejim' sayılamaz. Bu nedenle kendisini tekrarlayan bir süreç olmak, yani özgürlük ortamını ve öngörülebilir seçim sistematiğini korumak zorunda. Bu ise yönetimin meşru seçim ortamını zedeleyecek tasarruflarının gayri meşru olduğunu söylüyor. Demek ki seçilmiş meşru yönetimlerin de hareket alanının bir sınırı var ve en azından demokratik düzenin meşru kanallar üzerinden yürümesini sağlamakla mükellefler.

Söz konusu tespit bizi demokrasi ile hukuk arasındaki ilişkiye getiriyor. Demokratik rejimleri kuşatan ve onları süreklilik içinde idame ettiren bir hukuk zemininin varlığı, demokrasiler için ilave bir gerekli koşul haline geliyor. Yönetimin ‘doğru' davranmadığı durumlarda hukukun müdahale edeceği ve demokrasiyi yeniden rayına oturtacağı varsayılıyor. Yüksek yargının demokrasilerdeki esas işlevi bu… Ama yüksek yargı da somut insanlardan oluşuyor ve büyük ölçüde de seçilmiş yönetimler tarafından atanıyor. Bu kişilerin doğrudan halk tarafından seçilmesi de sorunu çözmüyor, çünkü zaten mesele seçilmişlerin ‘doğru' davranacağının nasıl garanti altına alınacağı. Kısacası demokrasiyi koruyup kollayan bir hukuk hayal edebilsek de, bu hukukun somutlaştığı noktada karşımıza ne çıkacağını bilmiyoruz. Buna hukukun sahip çıkması gereken yasaların da yönetimler tarafından oluşturulduğu gerçeğini ekleyelim… Böylece asıl gerilime de geri dönülüyor: Hukuk temsilcilerinin ve bizzat hukukun meşruiyeti belirsizken ve hatta yönetime bağımlıyken, bu hukukun seçilmiş yönetimleri denetlemesinin meşruiyeti ne kadar olabilir?

Hiçbir hukuk sisteminin demokratik idealler açından yeterince nötr olmadığını ve olamayacağını kabullenmek durumundayız. Çünkü her hukuk sistemi belirli bir tarihsel sürecin ve karşılaşmaların sonucunda ortaya çıktığı ölçüde, içinde oluştuğu toplumun eğilim ve önyargılarını taşır, bunlara uyum sağlar ya da onlara karşı tedbirler alır. Dolayısıyla her hukuk sistemi ve anlayışı son kertede kültürel ve ideolojiktir. Bu ise somut haliyle bizatihi hukukun evrensel normlar çerçevesinde meşruiyet zaafı içerdiğini ima eder. Yani hiçbir hukuk sistemi ve anlayışı, tam anlamıyla ve sınırsız bir ifade ve örgütlenme özgürlüğüne izin vermez. Bu durumda demokrasinin zemini de tam anlamıyla meşru olmayacak ve birileri herhangi bir seçimi gayri meşru bulabilecektir. Eğer hukukun da kendi içinde gelişeceğini ve tam özgürlüğe ilerleyeceğini söyleyeceksek, soru bunu kimin yapacağı, o öznenin söz konusu hakkı nasıl elde edeceğidir. Cevap ise siyasete işaret eder… Öte yandan belirli bir hukuk zemininde yapılan seçimlerin gayri meşru olduğunu düşünenlerin çoğunluk haline gelmesi durumunda ne olacağını da kendimize sorabiliriz. Çoğunluğa rağmen sistem aynen devam mı etmelidir? Bu tercihin meşruiyeti nereden kaynaklanacaktır?

Evrensel hukuka güvenip savunanların siyasetin yozlaşması ve keyfiliği karşısındaki tedirginliklerini anlamak zor değil. Ama hayatın temel dinamiği hukukun değil, siyasetin belirleyici olduğunu ve ‘hukuk üreten siyaset' karşısında hiçbir gücün duramayacağını söylüyor. Tarihin hukuk ve özgürlükler açısından süreklilik içerdiğini gözlemleyenlerin ise, hukukun bizatihi bir özne olmadığını fark ederek sürekliliği zihniyet geçişlerinde araması gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89