• BIST 96.808
  • Altın 144,543
  • Dolar 3,5662
  • Euro 4,0101
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 23 °C

‘Hukuk’ devleti değil, ‘yargı’ devleti!

Reyhan Yalçındağ

Bu ülke ne çektiyse vesayet sisteminden çekti. Halklar, bürokratik ve vesayetçi yapıların bileşkesinden oluşan devletin (kurulduğu günden bu yana) idari pratiğinden, uygulamalarından, askeri ve sivil darbelerden çekti. Bunun bir boyutunu da şüphesiz olağanüstü yargılamalar ve "özel yetkiyle donanmış" mahkemeler oluşturdu. İstiklal mahkemelerinden, sıkıyönetime, DGM’lerden, özel yetkili mahkemelere derken bugün de "olağan" ağır ceza mahkemelerinde devam eden politik davalarla karşı karşıyayız. Lakin bu yargılamaların ne kadar adil ve hukuki olduğunu; ne kadar iktidarın elini güçlendirmeye yönelik olduğunu hiç tartışmaya bile gerek yok.

Bugün, geçtiğimiz hafta 230 Balyoz davası hükümlüsünün, AYM kararı gerekçe gösterilerek, bir günde tahliye edildiğiyle alakalı birkaç kelam edeceğim. Anayasa Mahkemesi, gerekçesini, dijital delillerle ilgili itirazların değerlendirilmeden hüküm kurulmasına dayandırmış ve netice olarak 230 kişinin adil yargılanmadığına hükmetmiş.

Peki son 30 yılın tüm olağanüstü mahkemelerinde yargılanıp ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası alanlar mı adil yargılandı? Mesele sadece Kürtlere yönelik 14 Nisan 2009’da başlatılan siyasi soykırım operasyonları sonucu haksız tutuklamalar ya da Türkiye’deki uzun tutukluluk hali değil. Böyle tartışılırsa çok eksik kalınır. 150 -180 günlere varan işkenceli sorgulardan geçip, gözbağları altında zorla imzalatılan ifadelere dayanarak binlerce insan müebbet hapis cezalarına çarptırıldı. İşte bugün adaletsizliğin en bariz ispatı olan "hasta mahkumlar" meselesindeki kurbanlar, kendilerine "düşman hukuku" uygulanarak ceza verilen ve en az 20 yıldır cezaevlerinde bulunan politik mahkumlardır ve bunların neredeyse tamamına yakını da Kürt sorunundan kaynaklı cezaevlerindedirler.

230 Balyoz hükümlüsü adil yargılanmadı da DGM’lerde yargılananlar mı adil yargılandı?

Yoksa sırf Newrozu kutlamak istediği için sokakta gözaltına alınıp "KCK üyeliği gerekçesiyle" yıllarca cezaya çarptırılan yaşlı başlı insanlar mı adil yargılandı?

Kendisinden yoıllarca haber alamadığı kızının ve oğlunun peşinden giden ve "örgüt üyeliğinden" cezaevine konulan Makbule Özbek mi adil yargılandı?

Aydın Erdem, Ali İsmail Korkmaz veya Şerzan Kurt’un polis tarafından katlini protesto ettiği için örgüt üyeliğinden ceza alanlar mı adil yargılandı?

Kürt sorunu gibi yüzyıllara dayanan bir soruna karşılık, Kürt halk önderi Öcalan’ın birkaç haftaya sığdırılan yargılanması mı adildi?

Bunların hiçbirisi adil ve hukuki yargılanmalar olmadığına göre, Kürt sorunun çözümüne giden yol temizliğinin başında gelir bu yargılamalara dayalı hükümlerin geçersiz sayılması.

Yoksa ortada bir hukuk devletinden söz etmek imkansız halde olmaya devam eder; zaten siyasi iktidarlarla göbek bağını asla koparamayan bir yargı gerçekliğiyle baş başa kalırız ki onun da ismi; ha polis devleti, ha militarist devlet ha "yargı devleti" olmuş, ne fark eder!

Tam da bu noktada; bugün Meclise gönderilen yasa tasarısıyla başlayan süreç yeni bir süreç olup; bundan gerçek ve adil bir çözüm çıkıp çıkmayacağını hep birlikte göreceğiz. Dökülen bu kadar kandan, yitirilen ve asla bir daha geri getiremeyeceğimiz candan, ödenen bedelden sonra, yitirdiklerimize duyduğumuz vefanın sonucu onurlu bir barışa var gücümüzle yüklenmek ve sonuca asılmak olacaktır. Çözüm Sürecinin Çerçeve Yasası olarak adlandırılan yasanın başta ismi olmak üzere içeriğinde de eksiklikler ve yanlışlar şüphesiz bulunmaktadır. Ancak, diyalogtan sonuç alıcı müzakereye geçilebilmesinin olmazsa olmazı, görüşmelerin yasal bir çerçeveye kavuşması olduğuna göre, Yasanın geleceği son merhale, bize Hükümetin bu konuda ne kadar samimi olduğunu da gösterecektir.

Gün, halklarımıza olan borcun ödenmesi ve eşit-ortak geleceğin birlikte inşası günüdür. Tek taraflı bir iradeyle süreci başlatmış olan Öcalan, sokak ölümlerinden Lice katliamına, bir türlü yapılamayan yasal değişikliklere rağmen; yani tüm "bam teli basmalarına" rağmen umutvar olmaya, barışın mimarı olmaya ve sürecin itekleyicisi olmaya devam etti. Sıra, bu süreçte misyon ve rol sahibi olması gereken siyasetçilerde ve geleneksel yapısını bir türlü elden bırakmak istemeyen iktidardadır.

Hep birlikte göreceğiz!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89