• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 1 °C

HSYK seçimlerinde ne olmuştu?

Alper Görmüş

2010 referandumunun en önemli sonuçlarından biri olarak 5 kişilik Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) yerini, seçimle gelen 22 üyelik yeni HSYK aldı.

HSYK Kanunu’nda yapılan değişiklik hiç kuşkusuz olumluydu, fakat iş seçime geldiğinde bu olumluluk ciddi bir biçimde sakatlanmıştı... Seçimin yapılış biçimi, yeni HSYK’nın eskisine benzer fakat içi başka biçimde doldurulmuş bir ideolojik yoğunlaşmanın mekânı olabileceğini gösteriyordu.

O günlerde kaleme aldığım yazılara referansla bu konuya döneceğiz, fakat ondan önce, eski yapının nasıl bir ideolojik katılıkla malûl olduğunu ve bunun nasıl göstere göstere realize edildiğini Cumhuriyet gazetesinin bir manşetiyle hatırlayalım...

2003 yılının ortalarında, HSYK’nın 1738 kişilik hâkim-savcı kararnamesini yayımlayacağı günlerde kuruldan gelen sesler çok ilginçti.

Cumhuriyet gazetesi, 30 Mayıs 2003 tarihinde HSYK Başkanvekili Fehmi Ulusoy'un sözlerini haberleştirdi. Cumhuriyet'in “İrticai kadrolaşmaya geçit yok” ve “irticaya geçit yok” başlıklarıyla sunduğu haber, spotlarda şöyle özetlenmişti:

“HSYK Başkanvekili Ulusoy 'Cumhuriyetin bekçisiyiz' dedi... ‘Bakan da müsteşar da kurulda azınlıkta. Etkileri hemen hemen değil, hiç olmaz. Oylamaya katılacaklar, ancak ikisinin oyu yetmez. İkisi muhalif olabilir. İkiye karşı beş oyla bizim dediğimiz olur' diyen Fehmi Ulusoy...”

***

Gördüğünüz gibi, eski HSYK hukuktan çok siyasetle ilgili bir müesseseydi ve o yapıyı değiştirmek üzere atılan adım hiç kuşkusuz doğruydu... Fakat ne zaman ki kanun değişikliği referandumda kabul edildi ve sıra seçimlere geldi, işte o zaman işin rengi değişti.

HSYK seçimlerinin hemen öncesinde kaleme aldığım “HSYK seçimleri ve ‘muhafazakâr demokrat’lar” başlıklı yazıyı (Taraf, 15 Ekim 2010), “demokrasiyi sivil siyaset üzerindeki askerî vesayetin kaldırılmasından ibaret sayan ‘muhafazakâr demokrat’lar” a adamıştım... Çünkü, zannımca, HSYK seçimlerinde pek fena bir performans sergilemişlerdi...

Yazıda, bakanlık bürokrasisinin tepesindeki bazı isimlerin organize bir hareket örgütlediklerinden yakınıyor, bunun sonucunda ortaya çıkacak tablodan da demokratik bir sonuç çıkmayacağını savunuyordum.

Demokrat Yargı Derneği’nin o günlerdeki eleştirilerini ben de paylaşıp yazıma almıştım:

“Demokrat yargının derdi mevcut HSYK’nın ‘Kemalist dikta’ olmasıydı. Ama vurgumuz ‘Kemalizm’e değil, ‘dikta’ya idi. Fakat sizin derdiniz ‘Kemalizm’miş, diktayla sorununuz yokmuş!..”

Yazı, şöyle bitiyordu:

“Demokrat Yargı Derneği çevreleri, ‘evet’çi medyanın ve köşe yazarlarının HSYK seçimlerindeki garabete ‘soğuk’ durmalarını üzüntüyle; ‘hayır’cı medyanın ve köşe yazarlarının soğukluğunu da şaşkınlıkla karşılıyorlar. ‘Acaba’ diye soruyorlar bu ikinci grup için, ‘İbrahim Okur’un inisiyatifinin, sonunda hayırlı bir netice vereceğine dair bir duyum aldılar da, o nedenle mi itiraz etmiyorlar?’”

Gördüğünüz gibi o günlerde Demokrat Yargı Derneği’nin temel eleştirisi, referandumdaki hayırlı sonucun HSYK seçimleriyle sakatlandığı ve HSYK’nın böylece tümüyle hükümetin kontrolüne gireceği yönündeydi.

Demokrat Yargı Derneği eleştirilerinde tümüyle haklıydı ama, “kontrol” meselesinde onlar da yanılmıştı...

HSYK seçimlerinde herkes yanıldı: Bugünkü manzaraya ve Başbakan’ın dahi “HSYK’da hata yaptık” diye konuşmasına bakılırsa, başka türlü düşünmek mümkün değil.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89