• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -5 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin -3 °C

‘HPG göreve’ çağrısı

Kurtuluş Tayiz

BDP lideri Selahattin Demirtaş’ı yıllardır takip ediyorum, partisine yönelik eleştiri ve suçlamalar karşısında bu kadar rahatsız olduğunu hiç görmedim. Soğukkanlılığını genellikle korumayı bildi; ancak ulusalcı, solcu ve kimi liberallerin son eleştirileri, sonunda onun da sabrını taşırdı.

Özgür Gündem gazetesinden Veysi Sarısözen ve Oğuz Ender Birinci ile görüşen BDP Eşbaşkanı Demirtaş, gündeme ilişkin soruları yanıtlarken, partileri hakkındaki eleştirileri de yanıtladı. Bu eleştirilerin başında ise “BDP’nin 17 Aralık’tan sonra AK Parti’nin yanında durduğu” eleştirisi geliyor.

Demirtaş’a garip gelen, iktidara karşı diğer partilerden daha fazla muhalefet yapmalarına rağmen, bu suçlamalara muhatap olmaları. Buna anlam veremeyen Demirtaş, bu çevrelere şu soruları yöneltiyor: “Deniyor ya ‘BDP, AKP’nin yanında yer aldı. 17 Aralık rüşvet soruşturmasında AKP’yi destekledi.’ Bu konuda CHP’nin yaptığı, BDP’nin yapmadığı ne var? CHP bu konuda ne yaptı da bizden fazla muhalefet etti? Ama ben şunu da hatırlatıyorum. Biz BDP olarak yürüyüşler yaptık, mitingler yaptık ve üç partilimiz Yüksekova’da polis kurşunuyla katledildi. Bu yürüyüşlerde, bu mitinglerde bizler aynı zamanda AKP’nin yolsuzluk politikalarını protesto ettik. Kürtler haftalarca sokaklarda protesto gösterileri yaptı. CHP tek bir miting, tek bir yürüyüş yaptı mı?”

O halde BDP neden bu eleştirilere muhatap oluyor? Bu sorunun yanıtını Demirtaş şöyle veriyor:

“Şunu demek istiyorlar; asıl muhalefeti BDP’den değil HPG’den bekliyorlar. ‘Neden HPG devreye girmiyor’ diyorlar. BDP’ye bu yüzden saldırıyorlar. Aslında ‘BDP, AKP’nin yanında duruyor’ derken, ‘HPG niye devreye girmiyor’ diyorlar. BDP elinden gelenin fazlasını da ortaya koyuyor. Ben de bu durumu ahlaki olarak doğru bulmuyorum.”

HPG, KCK’nın silahlı bir kolu. PKK’nın silahlı kuvvetleri de denilebilir. Çözüm süreci tam da HPG’nin devreden çıkmasını sağlamak için başlatıldı. PKK lideri Abdullah Öcalan’ın talimatı üzerine 21 Mart Newroz’unda HPG silahları susturdu, 8 Mayıs’ta ise sınır ötesine çekilmeye başladı.

Bu durumun yol açtığı rahatlamayı sanırım anlatmaya bile gerek yok. Neredeyse her gün çatışma ve ölüm haberleriyle sarsılan Türkiye’de, bir yıldır tek bir genç hayatını kaybetmedi; bu sürede ne Türk anaları ne Kürt anaları ağladı. İki taraf da şimdi silahları tümden devre dışı bırakmak için çabalıyor.

Bu tablodan maalesef memnun olmayan bir çevre var. Çatışmasızlığın AK Parti iktidarını güçlendirdiğini düşünen bu çevreler, Gezi olayları sırasında ve 17 Aralık’ta Kürt siyasetinin yokluğunu daha fazla hissetti. Silahlı Kürt muhalefetinin desteğiyle iktidarı zorlayabileceklerini, hatta teslim alabileceklerini hesaplıyorlar. BDP’ye yönelik eleştiri ve suçlamalar, bu “ihtiyaç”tan kaynaklanıyor.

Aslında HPG’nin devreye girmesi için çağrı yapmalarına şaşırmamak gerekiyor. Türkiye’de silah daima siyasetin içinde oldu; Türk Silahlı Kuvvetleri, daha düne kadar siyasi güç dengelerinin bir tarafı olarak işlev gördü. Siyasetçiler sıkıştıkları zamanlarda hep “ordu göreve” çağrısı yaptı. TSK’nın siyasi denklemin bir parçası olmaktan çıkarılmasının yarattığı boşluk hissini ulusalcılar, solcu ve kimi liberal çevreler bir süredir PKK’nın silahlı gücüyle doldurmaya çalışıyor. İmralı, KCK ve BDP üzerinde artan baskının nedeni bu. Bu baskılar sonunda Demirtaş’ın da sabrını taşırdı; bu yüzden Demirtaş, “Çok hevesliyseniz kendiniz savaşın. CHP-MHP koalisyonu kurulsun diye PKK eline silah almadı” demek zorunda kaldı. CHP’nin, solcuların ve kimi liberallerin vardığı nokta işte bu kadar hazin.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89