• BIST 98.090
  • Altın 143,479
  • Dolar 3,5672
  • Euro 3,9865
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 12 °C

Hizmet, parti mi kursun?

Hüseyin Gülerce

Başlıktaki soruyu cevaplamadan önce üç hususun altını çizmek gerekiyor. Birincisi, “paralel yapı” teranesi bir yargısız infaz sloganı olarak işletiliyor.

Bir algı operasyonu malzemesi yapılıyor. Net olarak söyleniyor: Hükümetin elinde ne belge, bilgi varsa bunları yargıya havale etmelidir. Kim suçlu ise buna yargı karar vermelidir. Suçun şahsiliği prensibi var. Koskoca bir camia zan altında bırakılmamalı, tedirgin edilmemelidir. Tekrarlanan iddialar, hakaretlerle beslenen ötekileştirmeler, birbirini kardeş kabul eden insanları, gerçekten telafisi zor bir kutuplaşmaya sürüklüyor.

İkincisi, hükümet-cemaat meselesi, artık mevzilerde değil meydanda devam ediyor. Bir yıl sonra sular durulduğunda herkes yine birbirinin yüzüne bakacak. Baştan beri üslup ve usul hatalarının meseleyi tırmandırdığı, yangını büyüttüğü ortadadır. Gördüğüm kadarıyla yangının önü alınamıyor. Bari ülkemizin uğrayacağı zararı asgariye indirmeye çalışalım. Yönetenlerin öfkelerini yutması için, topyekûn üslup güzelliğine, hatta sükûta dönmek için hâlâ zaman var. Üçüncüsü, bu meselenin makul çözümü, hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi, evrensel ilkeleri savunmaktır. Tekrar ifade ediyorum, hükümetin elinde somut ve inandırıcı deliller varsa bunların hukuk zemininde ele alınıp incelenmesi gerekir. Hiçbir delil öne sürülmeden defalarca tekrar edilen “paralel yapı”, “çete” isnatları, bir kara propaganda eşliğinde, evrensel hukuk kurallarını yerle bir etmektedir. Devlet içinde, seçilmiş iradenin dışında hiyerarşik bir yapılanmayı kimse kabullenemez, savunamaz. Evet, bürokratlar sadece seçilmiş iradeden talimat alır. Ama deliller ortaya koymadan, yargıya müracaat etmeden yapılan suçlamalar işkenceye dönüşüyor.

Bu hususların altını çizdikten sonra başlıktaki soruyu kendimce cevaplayabilirim. Son günlerde öfke ile karışık, “madem böyle, bu cemaat parti kursun arkadaş…” diyenler çoğaldı. Bu çıkışta, Hizmet’i anlama yerine bir kafa tutma, “kurun da görün gününüzü…” meydan okuması var. Hizmet Hareketi, Türkiye için çözümü sadece siyasette görseydi, elini tutan mı var, parti kurardı. Ama demokrasilerde sivil toplumun da önemli bir yeri, etkisi var. Demokratik baskı, demokratik hukuk devletine, özgürlüklere sahip çıkma da ülkeye bir hizmettir. Siyaseti asla küçümsemiyorum. Mütedeyyin insanlar, içtihatlarına, fıtratlarına, anlayışlarına göre demokrasi içinde iki yol takip ediyor. Ya partileşiyor, “dava”larına böyle hizmet ediyor. Ya da “siyaset bize göre değil, biz eğitim, diyalog, hayır işleri” yoluyla hizmet edelim diyorlar. Nasıl, siyaset yapanlara; “Arkadaş iyi de bu, aynı zamanda tehlikeli bir zemin. İnsanlar bu zeminde değişebiliyor. Bal tutan parmağını yalayabiliyor, rant çukurlarına düşebiliyor, iyisi mi siz bu siyaset işinden vazgeçin, gelin bizimle çalışın” deniyor mu? Riski, imtihanı var diye siyaseti hizmet yolu bilen insanlara böyle bir çağrı yapılıyor mu? Aynı şekilde, “Biz risk almak istemiyoruz, nemelazım çalıyı dolaşırız daha iyi. Bu siyaset işi bizi bozar, uzak duralım” diyenlere de, “gelin parti kurun” denmesi abes değil mi? Hatta siyasetteki insanlara ağır gelmezse, şöyle de söyleyebilirim. Dünya-ahiret dengesinde, siyaset yolu dünyayı öncelemek, hizmet yolu da ahireti öncelemek gibi geliyor bana.

Her iki yol için de ortak söylenecek tek bir şey var. Kimse tercihe zorlanamaz. Ancak hukukun üstünlüğünden, özgürlüklerden, evrensel değerlerden ve ilkelerden taviz verilmemelidir. Niyet ile amel, birbirine ters düşmemelidir…

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89