• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 9 °C

Hewler konferansı ve Öcalan-Barzani buluşması

Günay Aslan

4 Eylül 2006 tarihinde Avrupa’da yayınlanan gazetemiz Özgür Politika’ya Öcalan mı, Barzani mi? başlıklı bir yazı yazmış, bu iki Kürt liderini birbirine karşı konumlandırmanın bundan böyle mümkün olamayacağını açıklamaya çalışmıştım.

Yazımda Ortadoğu’da dengelerin kökten değiştiğine, bunun Kürdistan’da ‘parça parça çözüm’ dönemini sona erdireceğine, dört parçadaki sorunların iç içe geçeceğine ve dolayısıyla da ‘birlikte çözümün’ gündeme gelebileceğine yer vermiştim. 

Yeni dönemin Kürtleri birleştiren ve birlikte tarih sahnesine yükselten sonuçlar üreteceğini belirtmiş, geçmişte birbirleriyle çatışan Kürt partileri ve liderlerinin bundan böyle birlikte hareket edeceklerini ve zamanla ortak bir stratejiye yöneleceklerini iddia etmiştim. 

‘Artık devir değişmiştir, Kürtleri birbirine kırdırtan o uğursuz dönem sona ermiştir; Kürtleri silah zoruyla bastırmak gibi birbirine karşı kırdırmak artık mümkün değildir; bu tür beklenti içinde olanlar yanılacak, politikalarını Kürtlerarası çelişki ve çatışma üzerine kurmuş olanlar avuçlarını yalayacaktır’ demiştim. 

‘Ne Öcalan‘ın artık eski Öcalan, ne PKK’nin eski PKK, ne Barzani’nin eski Barzani ve ne de KDP’nin eski KDP’ olduğunu söylemiş, devrin değiştiğinin altını kalın çizgilerle çizmiş, Kürt liderleri ve partilerinin bundan böyle birbirlerinin rakibi değil, müttefikleri olacakları yeni bir sürecin başladığını -mütevazi köşemden- ilan etmiştim. 

Aradan 7 yıl gibi uzunca bir süre geçti. Hayat bu öngörünün gerçekleştiğini gösterdi. 

Aradan geçen zaman içinde Barzani ve partisi KDP gibi, Öcalan ve partisi PKK de ‘zamanın ruhuna’ uygun bir politika izledi. 

Taraflar karşılıklı saygıya, yapıcı ve kalıcı diyaloğa ve ortak ‘ulusal duruşa’ dayanan yeni bir siyaset geliştirdi. 

Kuzeydeki sorun karşısında daha gerçekçi tutum alan KDP, Türkiye’nin dayatmalarına rağmen geçmişin aksine yeni dönemde askeri çözümü şiddetle reddetti. 

Barzani ve partisi bölgesel ve küresel birçok gücün baskılarına her defasında göğüs gerip direndi. Güney yönetimi buradan aldığı destekle Türkiye’deki sorunun askeri değil, siyasal çözümüne ağırlık verdi.

Barzani,’bir daha bırakuji olmaz’ diyerek ve geçmişin kanlı sürecini mahkum ederek içerideki ve dışarıdaki çatışmacı çevrelerin önüne kalın bir set çekti.

Bununla paralel olarak PKK’yle ilişkilerini adım adım geliştirdi. PKK’yi ve Öcalan’ı olumluyan tutumundan taviz vermedi. ‘Terör örgütü’ tanımını reddederek PKK’nin siyasal meşruiyetine her aşamada saygı gösterdi. 

PKK de değişen konjoktüre uygun olarak KDP ve Lideri Barzani konusunda yeni bir politika izledi. O da söylemini ve yaklaşımını değiştirdi. PKK de her türden baskılara, kışkırtmalara ve kuşatmalara karşı direndi ve işbirliğini temel alan bir siyasete yöneldi.

PKK, yeni dönemde Barzani’ye duyduğu güveni onu kuzeydeki sorunun çözümü için ‘arabulucu’ önererek gösterdi. 

Ayrıca Güney Kürdistan’ı dış tehditlere karşı her zamankinden daha güçlü bir biçimde sahiplendi ve her aşamada buraya açık destek de verdi. 

Yeri geldiğinde Bağdat’a, ’gerillayı gerekirse Kerkük’e gönderirim’ restini çekti; yeri geldiğinde Ankara’ya,’Kerkük’e yapılan saldırıyı Diyarbakır’a yapılmış sayarım’ mesajını gönderdi. 

PKK gibi KDP de aralarında görüş farklılıkları olsa ve bu farklılıklar zaman zaman derinleşse de, diyalog ve işbirliği içinde olmanın Kürtlerin ve Kürdistan’ın geleceği açısından hayati önemi olduğu bilinciyle hareket etti. 

Yeni dönemde bunlar arasındaki diyalog ve işbirliği en önemli sınavını ise 2008 başlarındaki Zap Operasyonu’nda verdi. 

2008 yılı Şubat’ında başlatılan Zap Operasyonu’nda Barzani’nin talimatıyla güney halkı ve peşmerge birlikleri Bamerni’deki Türk ordusuna ait üssün etrafını çevirdi. 

Halk ve peşmerge el birliğiyle Türk tanklarının üstten ayrılmalarına ve gerillayı arkadan kuşatmalarına izin vermedi. 

Aynı şekilde gerilla de Zap’ın düşmesi halinde sıranın Güney Kürdistan’a geleceği bilinciyle direndi. PKK gerillasının Zap direnişi özünde özgür Kürdistan umudunun sürdürülmesi direnişiydi. 

Kürtlerin umutlarını kırmak ve onları yeniden kanlı karanlığın için tıkmak isteyen Türk ordusuna karşı gerilla öncülüğündeki kuzey ve güney Kürtleri ortak duruş sergilediler ve işgale geçit vermediler. 

Vermedikleri gibi de özgür geleceğin yolunun işbirliği ve dayanışmadan geçtiğini dost-düşman herkese gösterdiler. 

Bu gün Hewler’de Barzani, Öcalan ve Mam Celal adına ‘ulusal konferans’ çağrısı yapıyorsa; üçlü bu amaç etrafında biraraya geliyorsa, bunu direniş kadar, Kürt partilerinin izledikleri birlik siyasetine de borçlu olduğumuzu görmemiz gerekiyor. 

Özgür geleceği birlikte yaratmak amacıyla ortak tutum alan PKK ve KDP’nin ve elbette hakkını yememek gerekir YNK’nin izlediği birlikçi siyaset olmamış olsaydı, direniş ve ulusal mücadele bu kadar gelişmezdi. 

Direniş ve birlik eğilimi güçlenmemiş olsaydı bu gün ne çözüm süreci ne de konferans gündeme gelirdi. 

Kürt halkı bu güne destansı direnişi ve güçlenen birlik siyaseti sayesinde geldi. 

Şimdi Hewler Konferansı’nın önünde birlik sürecini yeni hamlelerle taçlandırma görevi duruyor. 

15-20 Ağustos tarihleri arasında Barzani-Öcalan ve Mam Celal’in ev sahipliğinde yapılacak konferansın kolektif Kürt bilincinin talebi olan ‘ulusal stratejiyi‘ tespit etmesi, Kürtlerin geleceğini bu eksende örgütleyecek araçları yaratması gerekiyor. 

Yeni süreç bunu zorunlu kılıyor…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89