• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

Her toplumun en temel hakkı: Anadilde eğitim

Emrullah Beytar

Genç ve inkarcı cumhuriyetin henüz doğmadığı bir dönemde, Kürdistan medreselerin de yetişmiş ve Ahmet Ramiz’in “yaradılışının nadir eserlerinden sayılan, ateş parçası bir zeka” olarak tarif ettiği Said-i Kurdi’nin 1906 lı yıllarda yazmış olduğu “iki mekteb-i müsibetin şehadetnamesi” isimli eserinde anadilde eğitim ve öğrenimin önemini, ahlaki ve dini gerekliliğini, “ İnsan da kaderin sikkesi (mührü) lisandır. İnsaniyetin sureti ise sahife-i lisanda nakş-ı beyan tersim ediyor. Lısan-ı maderzad (anadili) ise tabii olduğundan, elfaz (lafızlar, kelimeler) davet etmeksizin zihne geliyor. Alış-veriş yalnız mana ile kaldığından zihin çatallaşmaz ve o lisana giren maarif (kültür, eğitim, ilim)–nakşun ale’l hacer- (taş üzerine nakış yapma, yazı yazma) gibi baki kalır” şeklinde dile getirmiştir. Nursi, anadilde eğitimin gerekliliğine ve önemine bu şekilde vurgu yapmış olmasına rağmen ne acıdır ki takipçilerinin önemli bir kısmı Kürtlerin kendi anadilleriyle eğitim taleplerine resmi ideolojinin söylemini kullanmayı tercih etmişlerdir.

Aradan geçen bir asırlık süreye rağmen homojen bir yapıya sahip olmayan bu ülkede halen Türkçe dışındaki anadillerde eğitimi bir bölünme paranoyası olarak topluma enjekte ediliyor olması yeni nesil vatandaşlar için bir talihsizliktir. Resmi ideolojinin inkar üzerinden geliştirmiş olduğu söyleme kurban edilmek istenilen birçok değerlerimizden biri de farklılığımızı ifade eden dillerimiz olmuştur. İnkarcı resmi söylem bugüne kadar Türkiye toplumuna olumlu bir katkı sunmadığı gibi inkarcı ve baskıcı politikalarıyla toplumsal barışa dinamit koymaktan da çekinmemiştir. İşine geldiği zaman kendisini Osmanlının bakiyesi olarak niteleyen inkarcı ve dayatmacı resmi ideoloji temsilcileri yıllardan beri uyguladıkları asimilasyon ve korkutma politikalarıyla Osmanlının bakiyesi olmadıklarını açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. Çünkü Osmanlının eleştirilecek birçok uygulamaları olmakla beraber Osmanlı son dönemlere kadar toplumun farklılıklarına(dil, din, mezhep, ırk, kültür) müdahale etmemiş olması bugünkü resmi ideolojinin iddiasını çürütmektedir.

  Birden fazla dilin konuşulduğu batı toplumlarında dilin özgürlüğü garanti altına alınmış ve insanlar anadillerini hayatın her alanında çok rahat bir şekilde kullanabilmekteler. Kaos ve çatışmadan rant devşiren resmi ideolojinin temsilcileri yıllardan beri Türkçe dışında var olan farklı dilleri reddetme hastalığına yakalanmışlardır. Bu hastalıklı anlayışın Türkiye toplumuna faturası çok ağır olmuştur. Hayatını kaybeden onbinlerce kişi ve silaha verilen milyonlarca dolar bu hastalıklı anlayışa feda edilmiş, toplumun açlık sınırının altında yaşamasına sebep olmuştur.

 Türkiye’de ki rant devşirme maksatlı olan bu hastalıklı anlayışın üretmiş olduğu inkarcı ve baskıcı söylem bu ülke insanların gelişmesine ve tam kapasite ile üretim yapmasına engel olmuştur. Yıllarda beri önce Kürtlerin ve buna bağlı olarak Kürt dilinin inkar edilmesi öncelikle Kürtlerin gelişimine engel olmuştur. Dünyanın bir Pazar haline geldiği, kitle iletişim araçlarının çok hızlı bir şekilde yenilendiği, ulusal ordu ve sınırların ortadan kalktığı bu zaman diliminde Türkiye’de Türkçe dışındaki dillerin halen rahat bir şekilde hayatın her alanında kullanılamıyor olmasının akli, mantiki ve vicdani bir sebebi bulunmamaktadır.

Temel İnsan Haklarına Saygı Çokluk İçinde İttihada Vesile Olur

Temel insan haklarından bir olan anadilin serbestçe kullanılması hakkı, eşitliğe dayalı adaletten yoksun ülkeler de bunun bir bölünme saiki olarak topluma servis edildiğini görmekteyiz. Farklı dillere mensup Türkiye toplumundaki bu çeşitlilik resmi söylem tarafından bir tehdit olarak algılanmıştır. Resmi söylem bu algısını topluma servis etmekten de çekinmemiştir. Resmi söylem, tehdit olarak gördüğü bu farklı kesimleri tehdit olmaktan çıkarmak için kendilerine bir yol haritası hazırlamıştır. İşte bu yol haritasının ilk durağında Türkçe dışında var olan farklı dillerin inkar ve baskı yoluyla unutturulma hareketidir. Bu inkar ve baskı hareketine karşı en büyük direnci Kürtler göstermiştir. Kürtlerin bu direnci Kürtçenin Lazca, Çerkezce, Süryanice vb. diller gibi sönük hatta yok olmasına engel olmuştur. Bu dillerin bugün kaybolup gitmiş olması insanlığımız ve toplumumuz adına büyük bir kayıptır. İnkar ve baskıdan rant devşiren resmi paradigmanın temsilcileri halen en temel haklardan biri olan anadilin hayatın her alanında kullanılmasını bir bölünme sebebi olarak görmekte en azında bu inkar politikalarını topluma sunarken gerekçe olarak bölünme paranoyasını göstermektedir. Bölünme paranoyasına sahip bu inkarcı zihniyet ile Pakistan’ı bugün bölünme eşiğine getiren hakim zihniyetle örtüştüğünü görmekteyiz. Pakistan da hakim elitler ile ordunun kendi iktidarlarını güçlendirmek adına uyguladıkları merkezileştirme ve baskı politikaları Pakistan’ı bölünme eşiğine getirmiştir.

Uluslar arası Toplumun Anadile Bakışı

Günümüz modern insan hakları anlayışın bir yansıması olan Birleşmiş milletler çocuk hakları sözleşmesi “Her bireye kendi anadilini okulda ve/veya okul dışı kurumlarda en üst düzeyde öğrenme hakkı tanınmalıdır” şeklinde bir düzenleme getirerek anadilde eğitim hakkını uluslararası sözleşmeyle teminat altına almıştır.

 Oslo’daki Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü PRİO’nun hesaplarına göre zamanımızda meydana gelen devletlerarası ve devlet-içi silahlı çatışmaların %75’ten fazlasında etnik bir neden yatmaktadır. Fakat silahlı çatışmalara dair bu korkunç rakamlar bizi, barış içinde yaşayan birçok etnisiteli devletin varlığını görmezden gelme yanılgısına düşürmemelidir.

İşleyen ve üreten toplumların en belirgin özellikleri, anlaşmazlıklarını güç kullanarak değil de aksine formel ya da uzlaşmaya dayalı informel siyasal sistem içerisinde kanalize ederek düzene sokmaya çalışmaktadırlar.

Birçok etnisiteye ait insanları içinde barındırarak barış içinde bir arada yaşama kültürünü edinmiş toplumlardan birisi 420 yıllık geçmişiyle İsviçre toplumudur. İsviçre anayasasında Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Retoromanca’dan oluşan dört ulusal dili bulunmakta ve bunlardan üçü de resmi dil olarak kabul edilmiştir. Bu farklı dil ve etnisitelere rağmen İsviçre devleti bölünmemiş olduğu gibi bugün dünyanın en zengin ve demokratik ülkelerin başında gelmektedir.

 1831 yılında kurulan Belçika devleti’nin anayasasına göre Belçika kendini “monarşi” ile idare edebilen “desantralize(yerinde yönetimlerin güçlendirilmesi) olmuş bütüncül” demokratik hukuk devleti olarak tanımlamıştır. Belçika toplumunda bugün Flemanca, Almanca ve Fransızca dan oluşan üç ulusal dil olmasına rağmen bugüne kadar bölünme riskiyle muhatap olmamıştır.

Doğu toplumları içerisinde en çok dikkat çeken Ülkerlerin başında Pakistan gelmektedir. Çünkü Pakistan 30-35 farklı dilin konuşulduğu ve halkın sadece %8 tarafında ilk dil olarak kullanan Urduca’nın resmi dil olduğu bir ülkedir. Pakistan’da en fazla konuşulan dil ise % 48 ile Pançabi ve % 13 ile Paştu dili takip etmektedir. Devlet tarafından yapılan merkezileştirme çalışmaları ve ülkede iktidar gücünü elinde bulunduran hakim elitlerin uyguladıkları baskılar, Pakistan’ı parçalanmanın eşiğine getirmiştir. Pakistan’ı bölünme eşiğine getiren, birden fazla etnisite ve dile sahip bir toplum oluşu değildir şüphesiz. Pakistan’ı bölünme riskiyle karşı karşıya getiren ana saik hakim elitlerin uyguladıkları merkezileştirme ve baskı politikasının yanı sıra güvenlik bürokrasinin kendi iktidarını güçlendirme adına uyguladıkları yasakçı ve dayatmacı anlayış olmuştur. Gelinen nokta itibariyle çok dilli ve etnisiteli Pakistan toplumu da bu anlayışa isyan bayrağını çektiğini görmekteyiz.

Türkiye’nin geldiği nokta itibariyle siyasi aktörler değişmiş olsa bile resmi paradigmanın Türkiye de Türkçe dışındaki dillere bakışında esasta bir değişiklik bulunmamaktadır. Siyasi aktörler son dönemde bu bakış açısında bir esnekliğe gitmiş olsa da, bu aktörlerin halen resmi paradigmanın tesirinden kurtulamadığını ve bundan dolayı Türkçe dışındaki dillere Türkçe kadar bir özgürlük alanı tanımamak için direndiklerini görmekteyiz. Ancak bu direnç fitri bir gereklilik olan Anadil hakkına karşı çok uzun süreceğini tahmin etmiyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89