• BIST 90.182
  • Altın 147,216
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 6 °C

Her şey bir yana...

Gülay Göktürk

Birçok önemli olayın iç içe geçtiği, birçok hesaplaşmanın bir arada yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

Bir taraftan tarihimizde ilk defa halkın seçtiği bir cumhurbaşkanına sahip olacağız. Seçim sonrası dönem, Türkiye’nin parlamenter sistemle başkanlık sistemi arasında bir tercih yapacağı bir dönem olacak. Ayrıca cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen sonrasında her partide önemli çalkantılar ve altüst oluşlar bekliyoruz.

Öte taraftan, 7 Şubat’ta gündemimize giren “paralel yapı”yla ilgili olarak yeni bir döneme; yargı önünde hesaplaşma dönemine girmiş bulunuyoruz.

Ama bütün bu önemli süreçler, yaşadığımız bir başka sürecin yanında önemsiz kalıyor: Çözüm süreci...

Her şey bir yana, çözüm süreci bir yana... Türkiye parlamenter sistemle de yönetilse, başkanlık sistemiyle de yönetilse olur. Nihayetinde ülke yönetimsiz kalmaz. Partiler, seçim sonrası altüst oluşlarla epey çalkalansa da sonunda durulur. Devlet içinde yuvalanmış otonom yapı bir kez keşfedildiğine ve teşhir olduğuna göre artık pek fazla zarar veremez; bugün değilse yarın, temizlenir gider.

Ama çözüm süreci öyle değil...
Ülkeyi, iç savaş dahil büyük felaketlere sürükleme potansiyeli taşıyan; demokrasimizin, özgürlüklerimizin, gelişmişlik ve refah düzeyimizin doğrudan endeksli olduğu bu meselenin halledilmesi o kadar hayat memat meselesi ki, bu alandaki gelişmeleri mutlaka ayrı bir yere koymalıyız.
 
Yeni bir dönem
 

Bilindiği gibi, epey gecikmeli olarak çıkarılan Müzakere Yasası ile çözüm sürecinin son aşamasına geçmiş bulunuyoruz ve yapılan açıklamalar seçim sonrasında geri çekilmenin yeniden başlayacağı yönünde.

Süreci içeriden takip eden bazı analistlere göre şu anda güven sorunu neredeyse tamamen aşılmış durumda. Uzun mektuplaşmalar sonucunda Öcalan, Cemil Bayık ve Durak Kalkan’ı ikna etti ve geri çekilme Mahmur başta olmak üzere eve dönüşün yolunu açacak. 1700 civarında örgüt mensubunun çekilmesiyle Öcalan’ın durumunun yeniden ele alınacağı ve böylece kalıcı barışın sağlanabileceği ifade ediliyor.

Zaten Tayyip Erdoğan, Beşir Atalay ve Efkan Ala da son günlerde birbiri ardına yaptıkları açıklamalarla önümüzdeki günlerde beklenen bu önemli gelişmeleri müjdeliyorlar.

O yüzden itiraf etmeliyim ki, diğer bütün meseleler bir yana, benim pür dikkat kesildiğim tek mesele çözüm süreci ve bu süreçte yeni bir aşamaya geçmek üzere olduğumuzu görmekten dolayı müthiş heyecanlıyım. Devlet düzenimizin 1921 Anayasası’nın ve Birinci Meclis’in ruhuna uygun olarak yeniden düzenlendiği, Türk ve Kürt halkları arasındaki kadim dostluğun pekiştirilerek yola birlikte devam kararı alındığı bir tarihi döneme tanıklık etmek; bu tarihi sürece bir parça olsun katkı sunabilmek her yazara nasip olamaz çünkü...
 
Çolpan İlhan
 
Benim çocukluğumda Türk filmlerindeki bütün iyi kızlar kara kaşlı, kara gözlü, mahzun bakışlı ve etine dolgun olur, asla sigara ve içki içmez, bebek gibi bir sesle konuşurdu. Sarı saçlı bir kadın elinde sigarayla ekranda göründü mü, bilirdik ki o kötü kadındır, bizim iyi kızımıza kim bilir ne dolaplar çevirecektir! Böyle bir rol bölüşümünde, Çolpan İlhan'ın -saçları sarı olmasa da- incecik vücudu, hafif kısık sesi, elinde sigarası ve Avrupai haliyle "kötü kadın”ı oynaması kaçınılmazdı.

Ama ben daha o yaşlarda, Yeşilçam yönetmenlerinin bütün empozelerine rağmen, o güzel gözlü “kötü kadın”ı, bebek sesli saf ve mazlum "iyi" kızlardan daha çok severdim. Benim de iyi bir kız olamayacağım daha o zamandan belliymiş!

Dün onu toprağa verdik.
Bütün “kötü kızlar”ın başı sağ olsun...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89