• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 6 °C

HDP ve Medine Sözleşmesi

Ali Bulaç

Batman’da yayınlanan Çağdaş Gazetesi’nin (29 Nisan) verdiği habere göre basın mensuplarıyla sabah kahvaltısında bir araya gelen Batman HDP adayları şehrin sorunlarını konuşurken toplantıda söz alan 3. sıra adayı avukat Ayşe Acar Başaran birinci sıra adayı Atalan’a yönelik eleştirilerle ilgili şunları söylemiş: “Batman’da bazı kesimler bizi hedefe alıyorlar.

Batman halkı muhafazakâr ama din konusunda bilgili insanlardır. Medine Sözleşmesi’ni kendimize şiar edinmişiz. Ama bir kesim kasıtlı olarak Ali Atalan’ın Ezidi olmasını ön plana çıkarıyor. Marjinal kesimlerin bunun üzerinden saldırdığını biliyoruz. Batman halkı, İslamiyet’i o kesimlerden çok daha iyi biliyor.”

Geçen sene mayıs ayında da Demokratik Toplum Kongresi’nin Diyarbakır’da düzenlediği uluslararası sempozyumda bu konu gündeme geldi. Ben de Medine Vesikası’nı etraflıca ele alan bir tebliğ sunmuştum. Müşahede ettiğim şu ki, Vesika katılımcılar arasında büyük bir ilgi görüyor. Gerek Türkiye’den gerek çevre ülkelerden veya başka yerlerden gelen katılımcılar heyecanla Vesika’ya atıfta bulunuyorlardı. Yıllarca üzerinde çalıştığım, Türkiye’de gündeme taşıdığım ve bugünkü kaos ve çatışma ortamında en uygun çıkış metni olarak gördüğüm Medine Sözleşmesi’nin özellikle Kürt aydınları ve siyasetçileri tarafından rağbet görmesi hem sevindirici, hem umut verici.

Vesika’ya ihtiyacımız olduğu açık. Her büyük beşeri havzanın ortak paydası olacak temel bir referansa ihtiyacı var. Batı’da 900 sene süren çatışmalardan sonra demokratik düzenin çatısı altında çok partili sistem, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, rekabet ederek iktidara gelme hakkı ve en önemlisi devletin tabi olduğu hukukun üstünlüğü ilkesi ile kuvvetler ayrılığı prensiplerinin referansı 1215’te imzalanmış bulunan Magna Carta’dır. Elbette söz konusu basit metnin imzalanması üzerinden epey zaman geçti. Ama siyaseti çatışmadan, husumet ve imhacı saldırılardan koruyan gelişmenin ilk adımı Magna Carta ile atılmıştır. Daha sonra ortaya çıkacak olan metinler -mesela BM İnsan Hakları Sözleşmesi, Paris Şartı, Helsinki, Kopenhag vd.- ilhamlarını Magna Carta’dan alırlar.

Müslüman dünya tabii ki Magna Carta dahil olmak üzere Batı’da siyasete ilişkin ortaya çıkan metinlerden, siyasi ve hukuki müktesebattan olabildiğince yararlanacaktır. Hatta sadece Batı’dan değil, Hint ve Çin gibi Uzakdoğu havzalarında yaşanan tecrübeden yararlanmalıdır. Fakat yine de Müslüman dünyanın altına imza atacağı bir metne ihtiyacı var. Kendi kaynaklarımızdan habersiz olmamız büyük talihsizlik, Batı’dan herhangi bir filtreden geçirmeden iktibas ettiğimiz modeller bizim tarihsel ve toplumsal şartlarımızın ürünü olmadığından çözüm olamıyorlar.

HDP’nin bir Ezidi’yi, 2011 seçimlerinde bir Süryani’yi aday göstermesi önemli. Kökeni itibarıyla bu AK Parti’den beklenirken, bu konuyu diline dolaması siyasi bir rekabet saikinden kaynaklanıyor. Tepki siyasidir çünkü AK Parti de bazı yerlerde ilk sıralarda ateist aday göstermiş bulunuyor, şu anda aklıma gelen üç isim var. “Bakara-makara” deyip Kur’an’la dalga geçen şahıs hâlâ büyük itibar görüyor. Önemli olan HDP’nin bir Ezidi ve Süryani’yi niçin aday gösterdiğini anlatmaya çalışırken Medine Sözleşmesi’ne referans vermesidir. Diğer husus, Kürt hareketi dört ülkede de belli bir noktaya gelmiş bulunuyor. Kürt aydınları ve belli bazı siyasetçileri denenmiş olanı denemenin zaman ve kaynak kaybı olacağını, bu yüzden bölgenin tamamını içine alacak yeni bir toplumsal ve siyasi örgütlenme modeli geliştirilmesi gerektiğini düşünüyor ve bunu dile getiriyorlar. Türklerin, Arapların ve Farsların yaşadığı acı tecrübeyi Kürtler de yaşadıktan sonra aynı noktaya geleceklerse, bu acı meyveyi yemenin anlamı yok.

Kesin olan şu ki 7 Haziran seçimlerinin anahtar partisi olan HDP’nin alacağı sonuç Kürt hareketi yanında Türkiye ve Ortadoğu siyasetini de etkileyecektir. Görünen vitrini, kamuoyuna yansıyan yüzü ve söylemleriyle karşımızda farklı bir Kürt partisi var ki, bu sefer parti bütün Türkiye’ye sesleniyor, Medine Sözleşmesi’ne atıflarda bulunuyor. Bu yeni HDP ve Kürt siyasi yaklaşımı, gördüğü teveccüh belki bir yönüyle “çözüm süreci”nden çok daha önemli, daha umut vericidir.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89