• BIST 106.764
  • Altın 142,206
  • Dolar 3,5340
  • Euro 4,1188
  • İstanbul 28 °C
  • Diyarbakır 42 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 34 °C
  • Berlin 25 °C

HDP seçimlere parti olarak katılmalı...

Fehim Işık

Seçim tartışmaları Anayasa Mahkemesi’nin baraj konusunu görüşeceğini açıklamasıyla hararetlendi. Esasen seçimin baraj kadar tartışılacak bir diğer boyutu da ittifaklar meselesi ile HDP’nin seçime parti olarak mı yoksa bağımsız adaylarla mı katılacağı yönünde.

Geçmişte ırkçılığı ayyuka çıkmış bir zeminde “ben buyum ve size rağmen buradayım” diyebilmek kolay değildi. Bu nedenle kimliği reddedilen, dili yok sayılan, parlamentoda ancak kendini reddettikçe yer bulabilen bir topluluğun tek bir kişi olarak bile o zeminde temsil edilmesi önemliydi.

Parlamentoda Kürtlerin tekil temsiliyeti HEP’ten önce başladı. 12 Eylül öncesinde her şeye rağmen parlamentoda kimliğini sahiplenen Kürt vekiller oldu. 12 Eylül sonrasında 1987 seçimlerinde bir grup Kürt SHP milletvekili olarak parlamentoya girdi ve kimliğini sahiplendi.

1990 yılında HEP’in kuruluşundan sonra yapılan ilk seçimde Kürtler SHP ile ittifak yaparak da olsa parlamentoda yerlerini aldılar. HEP ile parlamentoda tekillik aşılarak siyaseten temsiliyet başladı.

Kürtlerin parti olarak seçime katılmaları ise ilk kez 1995 yılında oldu. 4 siyasi parti 1995 seçimlerinde HADEP listesi altında “Emek, Barış, Özgürlük Bloku” olarak seçimlere katıldılar. Baraj engeli ile fiili olarak ilk bu seçimlerde yüz yüze kalındı.

Kürtler 1999 ve 2002 genel seçimlerini de parti olarak zorladılar. Her iki seçimde de baraj altında kalınması nedeniyle parlamentoya milletvekili gönderemediler. 2007 ve 2011 yıllarında, bağımsız adaylarla seçimlere katılma seçeneği öne çıktı. İlkinde 22 “Bin Umut” adayı, ikincisinde ise vekilliği gasp edilen Hatip Dicle ile birlikte 36 “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku” adayı parlamentoya gitmeyi başarabildi.

Bağımsız adaylarla seçimlere katılmak bir gereklilik miydi?

Evet, barajların yerle bir edilebileceğini göstermek için gerekliydi. Siyasi zemini zorlayıp barışçıl çözüm seçeneğini öne çıkarmak için de gerekliydi.

Daha birçok gereklilik sayabiliriz.

Ama aynı durum önümüzdeki genel seçimler için yeniden tekrar edilmeli mi, çok iyi tartışılmak gerekir.

Ben, bir kez daha seçimlere bağımsız olarak girilmesi gerektiği kanaatinde değilim.

Kürt siyaseti barışçıl çözüm seçeneğini yalnız Türkiye’yi yönetenlere ya da Türkiye halklarına değil tüm dünyaya açık ve aleni bir biçimde ilan etti. Kürt siyaseti bununla beraber siyasi ağırlığının yalnız parlamentodaki vekillerden ibaret olmadığını da ispat etti.

Daha açık demek gerekirse, devletin ağırlaştırılmış müebbede mahkûm ettiği PKK önderi Abdullah Öcalan’ın parlamentodaki onlarca vekilden daha etkili olmadığını kim iddia edebilir?

Elbet seçime parti olarak girmenin risklerini de tartışmak lazım.

Seçimlere bağımsız girilmez ise olabilecek en kötü durum ne?

Bunun tek yanıtı var: Baraj altında kalınması nedeniyle parlamentoda temsil edilmemek...

Kürtler açısından madem en ciddi risk bu; Selahattin Demirtaş’ın Ruşen Çakır’a söylediklerine bir kez daha dikkat çekmekte yarar var: “İki dönem çok kritik olduğu için seçimlere bağımsız katıldık ama bu dönem hem devletin bakışı değişmiyorsa hem de bizim savunduğumuz değerler sahiplenilmiyorsa varsın parlamentoda olmayalım.”

Şu da bir gerçek; Kürtlerin parlamentoda temsili yalnız Kürtlerin derdi olduğu sürece hiçbir sorun nitelikli bir biçimde çözülemez. Bunu başkaları da, bu ülkede özellikle birlikte, eşit ve özgür yaşamak isteyenler diğer kesimler de kendilerine dert etmeli.

Yüzde 10 barajına gelince, açık belirtmek gerekir ki potansiyel yüzde 10’un üstündedir. Bu potansiyele ulaşılamıyorsa salt oy vermeyenlerin değil, siyaseti yönetenlerin de bunda payı vardır. Etkili ve kapsayıcı bir ittifak politikası, nitelikli bir seçim çalışması ile bu baraj rahatlıkla aşılabilir.

Türkiye’deki ilerici, demokrat, yurtsever partilere, siyasal gruplara; Kuzey Kürdistan’daki partileşmiş ya da partileşmemiş farklı siyasal kesimlere mutlaka ulaşmak ve seçimlere birlikte, ortak katılmak için süreci zorlamak gerekir. Yüzde 10’u aşacak potansiyelin açığa çıkması için herkesten elini taşın altına koymasını istemeliyiz. Bunun için de salt HDP üye ve yöneticilerinin değil, HDP üzerinde etki unsuru olan tüm siyasal kesimlerin, tek tek şahsiyetlerin dışlayıcı değil kapsayıcı olmasına gerek vardır.

Israr ve inatla elini taşın altına koymaya yanaşmayacak olan varsa o da onların derdi olsun.

Bu gerçekleşir, seçimle ilgili çalışmalar yine son dakikaya bırakılmaz, süreç demokratik bir biçimde tüketilirse, yüzde on barajı sorun olmaktan çıkar.

Ötesini ülkeyi yönetenler, yönetmeye aday olanlar düşünsün.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89