• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 14 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 15 °C
  • Berlin 10 °C

HDP de tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyadır

Ömer Ağın

Türkiye tarihi bir dönemeçten geçiyor tespiti “dar manasını” çoktan aşmış, geniş anlamının da en son sınırına dayanmıştır. Bu tanımdan anlamamız gereken şey: tarihte çok ender rastlanan Kürt ve Türk halkının tarihsel ittifakının nesnel şartlarının bir kez daha ortaya çıkmış olmasıdır. Bu nedenle hepimizin sorumluluğu geometrik olarak bir kat daha artmıştır. Yaşamın ana halkası, Kürt sorununun çözülmemiş olmasından doğan çelişkidir. 

Türkiye’yi dönüştürecek ve onun çekim noktasını oluşturacak olan, Kürt sorununun demokratik barışçı çözüm yoludur. Türkiye, ya bu sorunu çözüp rotasına girecek, ya da rotasından uzaklaşmaya devam edip serseri bir mayın gibi politik arenada gezinmeye devam edecektir. Bu ise, hem Türkiye, hem de Ortadoğu için bir felaketin kaynağı demektir. Bu nedenledir ki, Sayın Öcalan “Kalıcı bir barış ve demokratik çözümü gerçekleştirme adına herkesin duyarlı olması gerektiğini, sürece dar yaklaşan anlayışların da mutlaka aşılması gerektiğini” ifade etti. Artık özgür bir Kürt toplumu olmaksızın Türkiye’nin varlığından bile söz etmek kolay olmayacaktır. Bugünkü politik konjonktörde emperyal güçlerin takındıkları tutumlar dikkate alındığında, bölgenin barışçı bir rotada yürüyebilmesinin önkoşulunun Kürt sorununun demokratik bir şekilde çözümüne bağlı olduğunu göstermektedir. 

Şimdi Kürt ve Türk halkının önünde iki yol durmaktadır: Ya birlikte, eşit, barışçıl, demokratik bir vatan kuracaklar, ya da yangın yerine dönecek olan Ortadoğu ormanında onlar da yanacaklardırÖ Sayın Öcalan’ın, “Toplum Projesi’nin de anti-darbeci bir özü içerdiğini ve bu nedenle bu darbeci çevrelere karşı verilecek güçlü cevabın demokratik barış ve demokratik toplum inşa hamlesi olduğuÖ” sözleri önem arz etmektedir.Bu krizi sadece AKP, Cemaat takışmasıyla sınırlı tutmak saflık olacaktır. Bu nedenle darbe istemi ve girişimini yeni olarak ortaya çıkmış görmek ve AKP ile Cemaat gibi iki kadehdaş grubun iktidar çatışmasına bağlamak saflık olur. Klasik derin devlet ve onun ilişkide olduğu uluslararası güçler kaybettikleri konumları elde etmek için seyyar satıcılar gibi devreye girmiş durumdadırlar. Değim yerinde ise bu güçler “pareler bir ittifak” oluşturmuş haldeler. 

AKP’nin demokratikleşme yolunda gösterdiği zaaflar bu gün ayağına dolaşmış durumdadır. Salya-sümük ağlayan cemaat liderinin feryatlarına kanmayalım. Tehlike hem AKP hükümetinin hem de Cemaat’in bu güçlerle flört ederek konum elde etmeye çalışmalarıdır. Somut bir tarihle konuşacak olursak darbenin ilk ciddi adımı Roboski katliamıyla atıldıÖ Ardından 9 Ocak’ta Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez katliamıyla devam etti. Gever’de Kürtlerin öldürülmesiyle doruğa çıkt. AKP kendini bu günahtan temizleyemez. Çözüm yolunda ayak diremesi onun da başını belaya sokacaktır ve sokmuştur. AKP hükümeti, bu belaya hiç aldırış etmeden Kürdistan’da Kürtlere karşı Cemaatle hala işbirliği yapmaktan geri durmuyor. Kürtlerin tutumu nettir. Bu nedenle bu çatışmada Kürtler her iki tarafın da karşısındadır. Çünkü bu çatışan taraflar demokratik değildir ve bu boğuşmalar da demokratikleşme için yapılmıyor. Demokrasi güçleri bu belaları geriletecek noktaya ulaşmadığı müddetçe darbe tehlikeleri ortadan kalkmayacaktır. Daha da önemlisi Kürt ve Türk halkı hem kendileri için hem de Ortadoğu halkları için bir umut kaynağı olamayacaklardır. 

Halkların tarihi ittifakından söz ediyoruz. Bu değişik politik grupların birlikteliklerinden çok daha derin bir anlam ifade etmektedir. Partiler bir topluluğu “kendiliğinden bir halk” olmaktan çıkarıp, “kendisi için bir halk” olmasına katkı sunduğu oranda görevlerini yerine getirecektir. O nedenledir ki, Sayın Öcalan, HDP ve BDP ile ilgili belirlemeler yaparken özellikle HDP açısından “bu tarihi Türk-Kürt ittifakını açığa çıkartma ve bunu halka taşıma” sorumluluğunun önemine vurgu yapmaktadır. HDP’nin tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu düşünüyoruz. Bu süreçte önde duran görevin daha da önem kazandığını vurgulamak gerekir. Bu nedenle geçen haftaki yazımın başlığını “Herkes görevi başında mı?” diye yazmıştım. Evet tekrarlıyoruz; herkes görevi başında mı?...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89