• BIST 83.048
  • Altın 147,273
  • Dolar 3,7683
  • Euro 4,0468
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -6 °C
  • Ankara -11 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -2 °C

HDP bir proje mi?

Nazlı Ilıcak

AK Parti muhalifleri, onu yermek için “Bu bir proje partisidir” diyordu. Kamuoyunda gerçek bir karşılığı olan AK Parti’nin, “uluslararası proje” gibi takdim edilmesini hiçbir zaman anlayamadım. Onlara göre Türkiye, “ılımlı İslâm” yönetimine, bu parti vasıtasıyla teslim edilmek isteniyordu. Peki vatandaş desteklemeseydi, proje nasıl başarıya ulaşacaktı ya da Batı sahip çıkmasaydı, halkın oylarıyla gene AK Parti iktidara gelmeyecek miydi?

Bugün bakıyorum, AK Partililer HDP’ye “proje partisi” demeye başladı. Mesela Adalet eski Bakanı Bekir Bozdağ… Şu sözlere bakın: “HDP’nin parti olarak seçimlere girmesi, uluslararası bir projedir. HDP, seçime sokulmak suretiyle, AK Parti’nin güçlü iktidarının, Türkiye’nin siyasi istikrarının önü kesilmek istenmektedir. Eğer buna mâni olunamazsa, AK Parti’nin anayasa değişikliği yapacak bir çoğunlukla parlamentoda temsilinin engellenmesi arzu edilmektedir. HDP’ye barajı geçirtirlerse, mutlu olacaklar. Ama eğer bunu başaramazlarsa, o zaman Türkiye’nin istikrarını, huzurunu bozmak için bu kadar oy almış parti Meclis’te niçin temsil edilemiyor diye, bu kozu istikrarı bozmak için kullanacaklar. Yani uluslararası çevreler, onların içindeki işbirlikçileri, ‘kazan-kazan’ politikası uygulayarak, ülkemizin önünü kesmek istiyorlar. Paralelciler HDP’ye çalışıyor; sermaye çevreleri, güçlü iktidardan rahatsız olan kesimler onlara çalışıyor. Uluslararası çevreler de hep beraber çalışıyorlar. Bu kumpası yapanlara sesleniyorum: AK Parti’nin anayasayı değiştirecek çoğunlukla parlamentoya girmesine asla mâni olamayacaksınız.”

Cemaat “itirafçısı” Hüseyin Gülerce’ye göre, bendeniz de bu komplonun içindeyim. Gülerce 15 Şubat 2015’te, Beyaz TV ekranlarında şahsıma yönelik iddialarda bulunmuştu. Şöyle diyordu: “HDP barajı aşma hesapları yaparken, paralel yapıya güvenmektedir. Nazlı Ilıcak gibi, geçmişteki siyasi kimliği bilinen bir insan ‘Ben HDP’ye oy vereceğim’ dedi. Ben bunu işaret fişeği gibi görüyorum. Ilıcak’ın HDP’yi destekleyeceği sözleri öyle ağzından çıkmış bir lâf değil. Soruyorum: HDP yüzde 10 barajı aşma konusunda paralel yapıya mı güveniyor?”

***

Anayasamızda, seçim sisteminin “temsilde adalet” ve “ülkede istikrarı” sağlaması öngörülüyor. Oysa yüzde 10 baraj, temsilde adalete aykırı; sadece istikrarı sağlamaya yönelik bir arayışı yansıtıyor. Hem yüzde 10’luk barajı muhafaza edeceksiniz hem de HDP’nin meydan okumasını uluslararası bir komplo gibi göreceksiniz… Sakın Faiz Lobisi de işin içine karışmış olmasın!

Elbette muhalif düşüncedekiler, AK Parti iktidarını sona erdirmek için en etkili oyu kullanmak ister. HDP’nin barajı geçmesiyle, AK Parti’nin salt çoğunluğa ulaşamayacağını görmek için, bir “üst akıl”a ihtiyaç yok. Herkesin kendi aklı kendisine yeter. Kaldı ki HDP’ye verilen oylar sadece AK Parti’nin iktidarı kaybetmesini değil Kürt siyasi hareketinin Türkiyelileşmesine de hizmet edecektir. Ayrıca Selahattin Demirtaş çok karizmatik bir lider. Cumhurbaşkanlığında aldığı büyük destek, seçimlere parti olarak girme stratejisinin benimsenmesine yol açtı.

Diyelim ki, bu bir uluslararası proje… Halkta karşılığı olmasa, seçmen oy vermese, nasıl başarıya ulaşacak? AK Parti için söylediğimizi HDP için tekrarlayabiliriz: Her iki parti de vatandaşın desteğine güvenerek yola çıktı. Yoksa istediğiniz kadar proje üretin, oy yoksa sonuç alamazsınız. Vatandaş sahip çıkarsa da zaten projeye gerek yok. Seçimin galibi siz olursunuz.
 
Altunbaşak’ın dramı
 
TÜBİTAK eski Başkanı Yücel Altunbaşak, önce gözaltına alındı sonra serbest bırakıldı. Personel alımında “görevi kötüye kullanmakla” suçlanıyordu. Kendi kendini itibarsızlaştırmak pahasına, “etkili (!)” bir savunma yaptı:

“Paralel yapılanma içinde bulundunuz mu” sorusuna, “Personel alımı konusunda hassasiyetimi herkes çok iyi bilir. Ayrıca her personel, Milli İstihbarat Teşkilâtı’na bildirilir, görüşleri sorulur ve bu doğrultuda hareket edilir. 700 kişiyi paralel oldukları şüphesiyle görevden uzaklaştırdım” cevabını verdi.

İnsanları fişliyorduk, damgalıyorduk, şüphe üzerine işlerine son verip rızıklarıyla oynuyorduk itirafı…

Yücel Altunbaşak, bu kadar çabaladı ama gene paçasını tam olarak kurtaramadı. Evet tutuklanmadı ama mahkeme, Ankara dışına çıkmasını yasaklamış. Bu adaletsiz değirmenin çarkına su taşımak yerine, herkes haysiyetli bir mücadele sergilese, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demese, Türkiye aydınlık günlere daha tez kavuşur.
 
Sadullah Ergin’i düşünüyorum…
 
Adalet eski Bakanı Sadullah Ergin, Türkiye’yi Avrupa Birliği normlarına yaklaştırmak için büyük çaba sarf etmişti. Yargı mensuplarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kurallarına göre eğitilmesi, bu gayretlerinin sonucuydu. Ama artık her şey tersyüz edildi. AB’ye de sırtımızı döndük; kaidelerine de. Mamafih hâlâ alınan eğitimin etkilerinin sürdüğünü gördüğümüz örnekler mevcut. Mesela hâkim Mehmet Karababa, son polis operasyonunda gözaltı süresinin 8 güne kadar uzamasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesine dayanarak Twitter’da eleştirmiş: “Sözleşmeye göre kişi özgürlüğü esastır. Tutuklama ise istisnadır. Özgürlük hakkı, hukukun üstünlüğüne bağlılığını açıklayan bütün siyasal rejimlerin merkezinde yer alan bir haktır. Özgürlükten mahrumiyet, aile ve özel hayat, toplantı, dernek kurma, seyahat, ifade özgürlüğü gibi birçok hakkı doğrudan ilgilendirmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) birçok kararında, kişinin, iç hukukta belirlenen sürelerden fazla tutulma halini, sözleşmenin ihlâli olarak kabul etmiştir.

Gözaltında tutulan kişi, yasal süre içinde hâkim önüne çıkarılamıyorsa, salıverilmelidir. (Zeynep-Türkiye davası) Yasal süreyi aşan gözaltı dönemi, kişinin önüne çıkarıldığı yargıcın sonradan tutuklama kararı vermesiyle, iç hukuka uygun hale gelmez. AİHM, 4 gün 6 saatlik gözaltı süresini, sözleşmenin ihlâli olarak görmüştür. (Brogan ve diğerleri) 4 günlük gözaltı süresi bile, yetkililere, koşulsuz ve denetimsiz tanınan bir hak değildir. (İpek-Türkiye) Özetle, özgürlük hakkının kısıtlanmasına ilişkin istisna ve sürelerin, yorumla genişletilmesi mümkün değildir. Bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinin ihlâli olur.”

Mehmet Karababa, bu yorumu Organize Şube eski Müdürü Nazmi Ardıç’ın da aralarında bulunduğu 29 polisin, 4 günlük gözaltı süresi dolmasına rağmen serbest bırakılmaması üzerine yazmıştı.

Mekanizmaya hâkim olabilmek için, az miktarda Sulh Ceza Hâkimlikleri ihdas eden hükümet, gözaltı sürelerinin de uzamasına sebebiyet veriyor. Özgürlüğün kısıtlanması gibi hak ihlâlleri ortaya çıkıyor.

Zaman zaman Sadullah Ergin aklıma takılıyor. Acaba nasıl bir ruh hali içinde? AB normlarını hatırlıyor mu? Haydi onları unuttu diyelim… İftira, yalan, dolan siyasetine seyirci kaldığı için, yüreğine bir ahiret korkusu düşmüş müdür dersiniz?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89