• BIST 89.109
  • Altın 146,701
  • Dolar 3,6410
  • Euro 3,9269
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 13 °C

Hayvan Çiftliği ve Akp’li İslamcılar

Ersin Tek

Bir zamanların mazlumu olan ve eşitlikçi bir toplum anlayışıyla yola çıkan ‘‘Akp’li İslamcıların’’ son seçim yenilgisinden sonra maskelerinin tamamen düşmüş olması, yıllarca kendilerini ezen Kemalistlerle ayırt edilemeyecek bir duruma gelmeleri ve kendi dışındaki mazlumlara(bilhassa Kürdlere) karşı küçümseyici, ötekileştirici ifadeleri ve baskıcı bir tavır takınmaları, bana George Orwell’in‘‘Hayvan Çiftliği’’ kitabını anımsattı.

Hayvan Çiftliği kitabı, bir çiftlikte yaşayan hayvanların kendilerini ezen ve sömüren insanların yönetimini devirip eşitlikçi bir toplum oluşturdukları ama zamanla, kurnaz ve iktidar düşkünü domuzların, devrimi yolundan saptırarak, insanların yönetiminden neredeyse daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurduğunu ustaca anlatan güçlü yazınsal bir eleştiridir. Kitabın sonunda sunulan, insanlar ile domuzların aynı masanın etrafında zaferlerini kutladıkları sahne ise, dünya yazınının en çarpıcı sahnelerinden biridir.

Hayvan Çiftliği’ni hatırlayacak olursak;

Mr. Jones Beylik Çitliği’nin sahibidir ve çiftliğindeki hayvanlara adil muamele etmeyen sarhoş, bencil ve sorumsuz bir adamdır. Bu durumdan oldukça rahatsız olan hayvanlar ihmal edilmenin, emeklerinin karşılığını alamamanın ve zaman zaman aç bırakılmanın ezilmişliğinden kurtulmak için akıllı ve tecrübeli bir domuz olan Major’un(lakabı Koca Reis’tir) başlattığı eşitlik ve özgürlük hareketine katılmaya başlarlar; Bir gün Koca Reis hayvanları toplar, uzunca bir süre unutamayacakları bir nutuk(kendi düşünü) verir ve onlara hayatları boyunca tekrarlayacakları birde çoşkulu bir şarkı(ezilenlerin değişmeyen ezberlerini) söyler. Koca Reis, hayvanlara bu kısa hayatın sefalet ve eşitsizlikle geçirilemeyecek kadar değerli olduğunu, sefaletten ve eşitsizlikten kurtulma işinin de hayvanların üzerindeki insan baskısının sona erdirilmesiyle mümkün olacağını kavratmaya çalışır. Ancak Koca Reis’in ömrü bunu görecek kadar uzun değildir. Koca Reis üç gün sonra, uykusunda huzur içinde ölür. Koca Reis’in bu nutku aklı eren hayvanlara hayvanlara yepyeni bir hayat görüşü sağlamıştır. Bir isyanın olması gerektiğini kavrayan ama isyanın ne zaman olacağını bilmeyen, hatta bu isyanın kendi hayatlarında olup olmayacağını bile kestiremeyen hayvanlar uygun zeminin hazırlanmasında kendilerine düşen vazifeyi yerine getirme ve o büyük güne hazırlanma bilincine sahiptirler artık. Koca Reis’in ölümünden sonra öteki hayvanları eğitme ve örgütleme işi, genellikle hayvanların en zekileri diye bilinen domuzlara verilir. Bu domuzlar da Koca Reis’in düşüncelerini geliştirerek dört dörtlük bir öğretiye dönüştürürler...

Ve beklenmedik bir gün çitlikte isyan patlak verir. İsyanın sebebi de çiftlik sahibi ve işçilerin hayvanların öğünlerini ihmal etmesidir. Yani patlamanın nedeni sorumsuzluk ve ekonomiktir. İsyan insanların çiftlikten sürülüp çiftliğin adının ‘Hayvan Çiftliği’ olarak değiştirilmesiyle son bulur. Ancak bu mutlulukları uzun sürmez. ‘‘Bütün hayvanlar eşittir’’ diyen Koca Reis’in bu sözü garip bir değişikliğe uğrayacaktır, ‘‘Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir’’ olacaktır.

Çiftlik yönetimini eline geçiren kurnaz domuzlar daha önce hayvanların hep birlikte belirledikleri; hayvanların eşitliği, insanları taklit etmemenin gerekliliği, tüm insanların düşman, tüm hayvanların dost olması gibi ilkeleri birer birer çiğneyerek ortadan kaldırır. Böylece kurnaz domuzlar çiftlikte kendi diktatoryalarını kurar ve düşman insanoğlu ile siyasi ilişkileri geliştirmeye başlar. Bir baskı biçiminin yerini, başka bir baskı biçimi alır. Artık çiftlik hayvanlar için eskisinden de çekilmez olmuştur. Zamanla insanlarla tam bir dost olan domuzlar, Çitlik Evi’nde, bir şölen sofrasında insanlarla buluşur ve bu yeni durumu kutlarlar. Çiftliğin ezilen hayvanları, korka korka Çiftlik Evi’ne yaklaşır, yüzlerini cama dayayarak içeride olup bitenleri izlemeye koyulurlar; Attıkları kahkahalardan tombul yanakları mosmor olmuş ve kadehlerini zafere kaldırmış olan insanları görürler. Dışarıdaki hayvanlar, tam o sırada içeridekilerin yüzlerinde bir tuhaflık sezerler. İnsanlar ile domuzları birbirinden ayırt edememektedirler; insanlar domuzlara, domuzlar da insanlara dönüşmüştür. Kısacası, Hayvan Çiftliği trajik bir sonla biten bir ‘peri masalı’na dönüşmüştür..

Orwell’in işaret ettiği şey, insanoğlunun tarihsel alınyazısı ironisidir; Ezilen sınıflar, kendilerini bilinçlendirerek harekete geçiren ‘mazlumluk psikolojisini’ kısa sürede yitirir, güçlenir güçlenmez, zulümleriyle kendilerinin varoluşuna sebep olan o zalim sınıfların yerini alırlar. Yani mazlum, eline fırsat geçer geçmez, zalimlerin zalimi haline dönüşür. Hep aynı şey. Aynı aşırılık, aynı uçtan uça sıçrayış, aynı çıkmazlara düşüş, aynı iktidar ve tahakküm hırsı, aynı azgınlık, aynı ahmaklık...

Çürümüş ve kokuşmuş statükodan kurtulmak isteyen insanlık, hep aynı fasit daireye düşmüştür. Peygamberler dahil olmak üzere, filozofların, siyasetçilerin, savaşçıların önerdiği tüm devrimler ve başkaldırılar yolunu bir şekilde hınç, öc, kin, şiddet, hırsızlık ve idelojiler yönüne çevirmiştir ve kendi özünden uzaklaşmıştır. Kitleleri mazlumluktan kurtarayım derken azmanlaştırmıştır. Yeryüzü imtihanında çürümüş gelenekler, asabiyet, zulüm, iktidar hırsı ve kötü alışkanlıklar masum kılıklar altına girip varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu yüzden çok az insan ilke ile faydayı, özgürlük ile adaleti, bir arada tutabilmiş ve bedelini ödemiştir.

İnsanoğlunun hastalıklı tarihi/kültürü, halihazırdaki sıkıntılarımızın da kaynağını oluşturmaktadır. Siyasi baskı ile hastalıklı kültür arasında varoluşsal bir ilişki vardır. Bu nedenle baskının, sömürünün, hırsızlığın ve yalanın bir kültür haline gelmesine şaşırmamak gerekiyor. Hastalıklı tarih/kültür toplumun garip bir biçimde farklılaşmasına yol açacaktır. Türkiye’de bir zamanlar mevcut sistemin(devletin) baskı, zulüm ve sömürü çarkının kurbanları sayılan bu İslamcıların bugün düşünsel ve eylemsel olarak mevcut sistemi güçlü bir biçimde savunmaları, ahlaki olarak onu meşrulaştırma çabaları, kendileri gibi düşünmeyen herkesi tekfir etmeleri ve kendi diktatoryalarını kurma hevesleri bu hastalığın/azmanlaşmanın bir devamıdır.

Bu ülkedeki diğer mazlum kesimler bir Akp’li İslamcıların yüzüne bakıyor, bir de bu İslamcıları daha önce ezen efendilerinin; ama onları birbirinden ayırt edemiyorlar…

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89