• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 4 °C

'Hayallerim için, Çocuklarımız için geldim…'

Reyhan Yalçındağ

YPG savaşçısı Ahmet Sözeri, yukarı başlıktaki sözleri söyledikten sadece birkaç gün sonra, Rojava’da, uluslararası sermayenin laboratuarlarında üretilip Rojava’ya sürülen IŞİD çeteleriyle girdiği çatışmada yaşamını yitirdi. Onunla birlikte yaşamını yitiren diğer dört Kürt genci de Siirt, Urfa ve Amedli. Gençlerin doğup büyüdükleri illere bakıldığında, Rojava Devriminin aslında "dört parçaya bölünmüş” bir Kürdistan devrimi olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çetelerin Musul’a yönelik saldırılarından sonra tekrar Rojava’da Kürtler, Aleviler, Süryanilere yönelik insanlık ve akıl dışı saldırılarına, diğer "parça” Kürdistanlıların verdiği cevaplar, ulusal birlik yönünde Kürtlerin asla ve asla eskiyle kıyaslanamayacak bir olgunluğa ve netliğe ulaştığı görülecektir.

Son olarak yaşları 50’nin üzerindeki 3 Kürdistanlının, metropollerdeki yaşantılarını bırakıp IŞİD çetelerine karşı Rojava kazanımlarını korumak için yönlerini oraya çevirmeleri de çok tarihi günlerden geçtiğimizin bir başka kanıtı… Adıyamanlı YPG’li Ahmet Sözeri’ye, neden Rojava Devrimine katıldın diye soran gazetecilere verdiği cevap aslında her şeyi özetliyor: "…Ülkem için geldim, çocuklarımız için geldim, hayallerimiz için geldim…”. Gencecik yaşında yönünü Rojava’ya çeviren ve böylelikle tarihin en onurlu sayfalarına ismini yazdıran Ahmetlere verilecek en büyük cevap, onların bıraktığı yerden sürdürmek; yarım kalan çocukluk hayallerimizin peşinden gitmek olacaktır.

Tam da bu noktada, tüm Kürtlerin yüreğinin artık ortak attığı bugünlerde, Hakkari’de geçtiğimiz günlerde hortlatılan aşiretçilik ve korucu silahlarına dayalı "iktidar-güç” gösterisi asla ve asla yabana atılacak gelişmeler değildir. Tarihi, direnişle, başkaldırıyla yoğrulmuş bir şehir eğer adeta hayalet şehre dönüyorsa, iki aşiret üyeleri birbirlerinin mülklerine dükkanlarına saldırarak yakıyorsa, sokakta insanlar adım atamayacak hale geliyorsa, 41 yaşındaki bir insanımız bir korucu silahıyla ölüyorsa, hastanelerde yaralılar varsa; özel timler sokakta cirit atıyor ve devlet tıpkı askeri darbelerde olduğu gibi, sokağa çıkma ilanı ediyorsa; oturup ciddi ciddi düşünmek gerekir. Bu, hiç de öyle sıradan-basit-birkaç gencin gündelik bir kapışması olarak ele alınacak bir durum hiç değildir. Giden heyetin, bir haftalık hummalı çalışmasından ve neredeyse görüşmedik insan bırakmamasından sonra ortaya çıkan tablo tabii ki sevindiricidir; Kürtlerin kolay kolay oyunlara gelmeyeceğinin de ispatıdır. Ancak her zaman böyle "şanslı” olmayabiliriz.

Bu olayla alakalı, giden heyetin zamanında yürüttüğü çalışmalar sayesinde birçok oyun-dolap teşhir edilmiş olsa da; "koruculukla-silah ve güç ilişkisiyle” iç içe geçmiş aşiretçilik gerçekliğiyle ciddi bir yüzleşme yaşamamız gerekmektedir. Unutmayalım ki, bu halkın, ortada adı geçen aşiretlerin onlarca evladı özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirmiştir. Bu onurlu gençlerin hiçbirisi "şu aşiretin geleceği, bu aşiretin çıkarı” için değil; bu aşiretlerin de bir parçası olduğu Kürt halkının totalinin ortak çıkarları, geleceği, özgürlüğü için kanlarını akıtmışlardır.

Kendi adıma, sadece ve sadece bu halkın bir bireyi olarak, bir hukukçusu olarak, bir kadın olarak bu olaydan çıkardığım onlarca sonuç olmakla birlikte, 40 yıllık bir mücadele birikiminin ardından hangi nedenlerle böylesi ciddi bir vakayı atlattığımızı ciddi şekilde sorgulamaktayım ve sorgulamaya da devam edeceğim. Emeğiyle, duruşuyla, mücadelesiyle var olmak yerine "elerinde silahı da barındıran aşiretlerin” üyesi olarak kendisini bu halka; bu halkın evlatlarının yarattığı değerlere dayatmak hiç kimsenin haddi değildir; olmamalıdır da. Tek bir büyük aile vardır; o da Ortadoğu’nun kalbi olan bir coğrafyada 40 milyonluk bir aile olmaktır. O aile ki, bugün Gazze’nin, Kobanê’nin, Musul’un, Kerkük’ün de umududur. O kadim halk ki, göğsünü sadece kendi halkına karşı gelen kurşunlara değil; Süryanilere, Alevilere, Şiilere, Ermenilere de siper etmiş durumdadır. O yüzden bugün Rojava hem Bakur, hem Başur, hem Rojhilat olmakla birlikte hem Gazze, hem Beyrut'tur.

Son olarak, kadınlar olarak, 16 Temmuz'da Rojava sınırından geçmek isteyen bir kadına Katran Bölük Komutanlığı'na bağlı askerlerin tecavüzünü lanetliyorum. Tecavüz zihniyetinin, insanlığa bir düşmanlık zihniyeti olduğunu geçmiş tecrübelerimiz de gösterdi. Bu olayın peşini asla ve asla bırakmayacağız. Sorumluların tamamı hak ettikleri cezayı alana kadar da hesap sormaya devam edeceğiz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89