• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 5 °C

Hava kurşun gibi ağır…

Reyhan Yalçındağ

Nazım Hikmet nasıl da söylemiş: „Hava toprak gibi gebe. Hava kurşun gibi ağır!!
 Bağır bağır bağır bağırıyorum. Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum... 
O diyor ki bana: — Sen kendi sesinle kül olursun ey! 
Kerem gibi yana yana... 
„Deeeert çok, hem dert yok“. Yüreklerin kulakları sağır... 
Hava kurşun gibi ağır... 
Ben diyorum ki ona: — Kül olayım Kerem gibi yana yana. 
Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, 
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…“

***

„Bir Kürdün güncesi bu topraklarda nasıldır?” diye soracak olursanız, işte tam da yukarıda şairin özetlediği gibidir. Bu satırları yazdığım sabah, tutuklu iki DİHA muhabirinin duruşmasına katıldım; orada da söyledim. Türkiye, dünyada tutuklu gazetecisi en fazla olan ülke ünvanına sahip. Sırf muhalif oldukları için insanları tutuklu yargılamak, yıllarca hapis cezası vermek ile „demokrasi” sözcüğü hiç yanyana durabilir mi? Halen 95 tutuklu gazetecinin varlığı, bu ülke bakımından utançlar hanesine sıralanan sadece bir başlıktır. Bir yıllık tutukluluğun ardından bu defa tahliye kararı verdi mahkeme.

Ama dedim ya, Kürdün güncesi bir başkadır.

Tahliye kararının verildiği dakikalarda, içlerinden birinin teyzesinin, Bitlis’de yaşamını yitiren 15 kadın gerilladan birinin olduğunu öğreniyoruz. Tahliye edilen gazetecinin annesi, 19 yıldır görmediği kızkardeşinin cenazesini Malatya Adli Tıp morgunda teşhis etmiş o dakikalarda. Dönüp salona bakıyor, ne annesini ne de diğer teyzelerini göremiyor. Bir yandan özgürlüğüne kavuşmasının sevinci yüzümüzde; O anlamasın diye gülümsüyoruz. Öte taraftan duruşma salonundan çıkan yakınları boynuma sarılarak ağlıyor.

Bu nasıl bir hayattır?

Bu halka küçücük bir sevinç dahi çok görülmekte. Bir yıllık tutukluluğun ardından, çıkıp 19 yıldır görmediği teyzesinin taziyesine katılacak.

15 kadın..15 dünya.. Daha önce binlercesini öldürenler acaba bu yeni ölümlerle neyin değişeceğini ummaktalar? Çözüm bu mudur, Kürt sorunundan anladıkları hep genç ölümler midir? Yaşlarına bakıyorum: İçlerinde 1990, 1991, 1992 doğumlu olanlar var. Yani bu mücadele başladıktan yıllar sonra doğanlar var; onlar bu halkın dili ve kimliği inkar edilirken doğmuşlar; bunu yaşam gerekçeleri saymışlar. Şimdi de bu halk hala özgür değil diye ölmekteler.

Aynı günün sabahı, bir 28 Mart sabahı daha, Nusaybin’de babasıyla birlikte öldürülen 10 yaşındaki bir kız çocuğu gömülüyor.

28 Mart.. 2006’da Başbakan’ın „kadın da olsa çocuk da olsa gereken yapılacaktır” talimatından sonra öldürülen çocuklar tek tek gözümün önünden geçiyor. 8 aylık hamile bir kadın avukatın, sokaklardan çocuk cesetleri topladığını düşünün; onların otopsi işlemlerine katıldığını, sonra da toprağa gömdüğünü düşünün. Gazetenin manşetinde Enes’in fotoğrafı. Bizden sadece iki adım ötede, gözümüzün önünde polislerin vurup öldürdüğü 6 yaşındaki Enes. Katillerinin ellerini kollarını sallayarak ortalıkta gezindiği, rütbelerinin yerinde durduğu Enes.

***

Hava toprak gibi gebe. Hava kurşun gibi ağır!!

Bağır bağır bağır bağırıyorum. Koşun kurşun eritmeğe çağırıyorum...

Bu halkın kadınlarının, çocuklarının, gençlerinin üzerine yağan tüm kurşunları, bombaları eritmeye çağırıyorum. Erisinler ki bir daha bu coğrafyaya ölüm değil yaşam yağsın…

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89