• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 26 °C
  • Diyarbakır 27 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 16 °C

Hava bulutlu...

Ali Bayramoğlu

Sorunların çözümleri, o sorunların nedenlerini doğru saptamakla mümkün olur.

Ülkenin yapısal meseleleri, yerleşik devlet geleneği, "eksik modernite anlayışı" bir yana bırakılacak olursa, bu sorunları konjonktürel olarak tetikleyen, büyük bir "toplumsal değişim dalgası"nın sistem tarafından reddedilmesi olmuştur.

Bellekleri tazeleyelim...

Devlet tekelindeki red politikaları ilk darbeyi merkez siyasi partilere vurmuştu. Yeni toplumsal ve ekonomik talepler, siyasetin yapılma biçimine yöneltilen eleştiriler siyaset mekanizmasının tekelindeki "rant sahası"nı tehdit edince merkez sağ ve sol siyasal partiler kendi içlerine kapandılar. Yenilenme yerine devlet çemberinin içine doğru çekilmeyi tercih ettiler.

Nitekim 18 Nisan 1999 seçimlerinde ortaya çıkan tablo netti:

Bu tablo merkez partilerin egemen olduğu Batı, milliyetçi hareketin ve İslami temsilin hakim olduğu Orta Anadolu, HADEP'in önderliğindeki Güneydoğu, hatta Doğu şeklinde üç paralel Türkiye'ye işaret ediyordu.

1990'ların başında hız kazanan toplumsal kutuplaşmanın artık lokalize olmaya yüz tuttuğunu ifade ediyordu.

Seçimler devletin siyaset üzerindeki tahakkümünü hiçbir şekilde değiştirmemiş, tersine pekiştirecek bir yelpaze üretmişti.

5 partiden ikisi cezalı olmayı sürdürmüş, ANAP küçülmüş, toplumsal tepkinin ve yaşanan krizlerin meyvesi olan iki siyasi parti, DSP ve MHP seçimlerin galibi olmuştu. Hükümet onlara kalmış, tek hükümet alternatifi siyaseti biraz daha örselemiş, iktidar, kendilerine biçilen rolü oynamakla yetinmek zorunda kalmıştı.

Ve ülke kendisini bugünlere ulaştıracak gemiye binmişti.

Değişen toplumu; talepleri çeşitlenen, farklılaşan bir bünyeyi, rant politikalarıyla geleceğini tüketen bir ekonomiyi eski araçlarla idare etmeye kalkmanın sonucu, toplumda kaos, siyasette istikrarsızlık, ekonomide iflas olmuştu.

Kasım 2002 seçimleri bu sonucu iyice vurguladı.

Bu seçimlerle gelen siyasi tasfiye en az AK Parti'nin başarısı kadar anlamlıydı.

Sonra yeni bir sayfa açıldı.

AK Parti gerek kimliğinden ötürü gerek uluslararası konjonktürün oyunu üzerinden ise kendisini bir anda cenderede buldu.

Ardından Kıbrıs adımı, AB hattındaki irade, bölge gelişmeleri karşısındaki mesafeli tutum bir rahatlık sağladı.

Sonrası malum, siyasi alanı genişleten, bunu demokratikleşme politikalarıyla yürüten, bu çerçevede süngü savaşı yapan bir siyasi iktidarla Türkiye büyük bir sıçrama yaşadı...

Ne var ki, ülke hayatları daimidir ve sıçramalar kadar geri dönüşler, duraklamalar, sıkıntılar içerirler...

Ve belli dönemdeki sıçramalar geleceği ne yönetir ne tarif ederler...

Nitekim bugün aynı cenderenin yeniden oluştuğuna dair sinyaller var. Kürt sorunundaki 1980'lere geri dönüşü hatırlatan, derinden derine Kürt sorununu PKK'ya, PKK'yı üç beş eşkıyaya indirgeyen, faturayı farklı düşüncelere çıkaran, asayişçi görüntü, otoriter dilin hortlaması, Türkiye'nin kendini boşluğa bırakarak salınan bir dış politika izlemesi, siyasetçinin özerk alan tahammülsüzlüğü, hepsi zincirleme bir şekilde ortaya çıkmaya başladı.

Bu cendereyle ilgili bir dizi gerekçe, hafifletici neden, karşı tez bulmak mümkün...

Bugün Türkiye yeniden siyasetin "sıfır noktası"na yakın bir yerde duruyor.

Şöyle de denebilir:

"Devlet"in kendi dışında hiç özerk alana tahammül edememesi hali, devletin yerini bir tür "siyaset"in, siyasetçinin iktidarının almasıyla süregidiyor.

Kararnamelerle bağımsız idari kurulların bakanlıklara bağlanması bu durumun tipik örneklerinden değil midir?

Dirilmek gerek.

Ve dirilişin tek yöntemi var: Siyasi iktidarın içinden doğduğu değişimi görmesi, ardından da yönetmesi...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89