• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır 0 °C
  • Ankara -8 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 2 °C

Haritaları kim çizecek?

Ali Bulaç

Bölge yeniden şekillenirken Kürtler yanında bölge halklarının tamamı köklü operasyonlara maruz kalacak. Sorun şudur: Bölge halkları özne olup kendileri mi bölgeye şekil verecek, yoksa nesne olup şekillenmeyi mi kabul edecek? Kürtlerin önemi ilk onların taşının oynaması veya oynatılmasıdır.

Kürt sorununa müdahil olan Türkiye’nin bugünkü resmi çevrelerinin açıktan telaffuz etmeseler de satır aralarında öngördükleri gelişme kısa vadede Güney Kürdistan, Orta vadede Batı Kürdistan ve uzun vadede Büyük Kürdistan’ın kurulup dört parçanın da Türkiye’nin himayesinde yeniden şekillenmesidir. “Yavuz Sultan Selim-Şeyh İdris-i Bitlisi”den ilham alan bu formül, hem Kürt, hem Kerkük-Musul petrollerini ve doğal zenginliklerini Türk iktidar elitinin inisitayitifine sunacaktır. Bunun için yapılacak şey, Türk-Kürt ittifakının ete kemiğe bürünmesidir. Bizim de Türklerin de Kürtlerin de başını büyük belalara sokacak söz konusu formüle itirazımızın dayanağını teşkil eden birkaç gerekçe var. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1) Bölge ülkelerinin aleyhinde böyle bir ittifak bölge ülkelerinin tepkilerine ve husumetlerine yol açacak, bölgeyi yeni çatışmaların içine sürükleyecektir.

2) Küresel güçler buna izin vermezler, küresel güçlere karşı direniş gösterilecekse bölge ülkelerinin tamamını aynı hedef doğrultusunda seferber etmek lazım. Bu da bölge halklarının yeni bir birlik etrafında motive ve mobilize etmeye bağlıdır.

3) Kesin olan şu ki geçen yüzıyılın (1916) Sykes-Picot düzeni çökmüş bulunmaktadır. Bunun devam edemeyeceğini anlamış bulunuyoruz. Elimizde üç somut veri var: İlki 1884’ten bu yana Türkiye’de yaşadığımız acı tecrübe. İkincisi Irak’ın kuzeyinde artık fiilen bir Kürt devletinin kurulmuş olması. Üçüncüsü de Suriye’nin parçalanmasıyla kuzey hattında ortaya çıkan Kürt kantonlarının varlığı.

4) Kürtlerin devlet taleplerinin biri “ahlakî”, diğeri “siyasî” iki boyutu var: “Ahlakî” olarak eğer bu dünyada Türklerin 16, Arapların 22, Arnavutların 2 devlette var olma hakları varsa Kürtlerin de 1, 2, 3 veya 4 devlette var olma hakları vardır. Türkçülük, Arapçılık ve Pers milliyetçiliği oldukça Kürt milliyetçiliği de olacaktır. Her milliyetçilik devlet talebidir. Türklerin, Arapların ve Farsların devletleri olduğu müddetçe Kürtlerin de milliyetçilikleri ve devlet talepleri sürecektir. “Siyasî” olarak ise milliyetçilikler çatıştırır, bölgede yeni devlet(ler)in ortaya çıkması sorunu daha da içinden çıkılamaz hale getirir.

5) Ulus devlet, sorun çözme yerine sorun üretmektedir. Bu çerçeveden sadece Kürtlerin değil Filistinlilerin, Kıbrıslı Türklerin, Çeçenlerin veya başka etnik grubun yeni devletlere sahip olması sorunu çözmeyecektir. “Ulus temelinde bir İslam devleti”nin sorun çözmediğinin en trajik örneği Pakistan’dır.

6) Ulus devlet fiilen egemenliğinin bir bölümünü yerel, bölgesel ve küresel güçlerle paylaşmaktadır. Yeni bir ulus devletin de egemenliğini bu üç aktörle paylaşacağı açıktır.

7) Bölgemiz tarih boyunca büyük imparatorluklar, büyük devletler tarafından yönetilmiştir, bize yine aynı büyüklükte büyük bir kubbe lazım.

8) Din, mezhep ve etnik grupların iç içe yaşadığı bölgemizde hangi ulus devlet olursa olsun, hakim unsurun dışında kalanlar ya “etnik arındırma”ya tabi tutulacak veya “azınlık” durumuna düşeceklerdir. Bu ise bugünkünden daha büyük felaketlerin yaşanmasına yol açacaktır.

9) Bu bölgenin halkları biz Türkler, Araplar, Kürtler, Farslar; Sünniler, Şiiler, Aleviler, Selefiler; Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler; dindarlar, laikler vs. bir arada ve hukuk içinde siyasi birlikler kurmayı beceremezsek; zengin kaynaklarımızı âdilce kullanamazsak, bizim için çoktan küresel güçler yeni haritaları hazırlamış bulunuyorlar. Üç gün önce NYT 5 ülke üzerinde yeni 14 devletin haritasını servis etti bile. Bu demektir ki 1916’dan 2016’ya hiçbir şey değişmemiştir. Zillet içinde yaşamayı, birbirimizi boğazlamayı ve kurtarıcıların tahakküm ve hegemonyası altında yaşamayı hak ediyoruz demektir. İttihad’ın bir ütopya olduğunu düşünebilirsiniz. Ütopya, var olana muhalefettir, değerlidir ve idealdir. Reelin doğru okunması ve doğru pratiklerin geliştirilmesi sonucunda gerçekleşmeyecek ideal yoktur.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89