• BIST 108.352
  • Altın 143,327
  • Dolar 3,5324
  • Euro 4,1408
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 19 °C

Hangi Türkiye?

Ali Bayramoğlu

Ak Parti, 2002-2008 arası reform politikalarıyla dolu dizgin koştururken de, 2008-2011 arası başlatılan süngü hücumuna kararlılıkla yanıt verirken de, ana tema “değişim”di.

Eski düzenin ayrıcalıklı grupları, aktörleri, muhafızlarıyla, yeni dönemin yeni grupları ve oyuncuları arasında bir çatışma, bir yer değiştirme yaşanıyordu.

Ancak söz konusu olan sadece iktidarın el değiştirmesi değildi, kaçınılmaz olarak bir doku da değişiyordu.

Reformlar, hem cumhuriyet modelinin dışladığı toplumsal kesimleri oyuna sokup, onlar ve diğerleri arasında bir eşitlenme politikası güdüyor, hem bu politikaların, eşitlenme çabalarının kaçınılmaz siyasi gerekleri, demokrasiye kapı açıyordu. Bunlar devlet mekanizmasında sivilleşmeyle, hak ve özgürlükler alanının genişlemesiyle, devlet-toplum ilişkilerinde özgürlükçü yenilenmeyle, Kürtlerden dindarlara, gayrimüslimlerden ortalama vatandaşa kadar herkese değen özgürlük çıtasıyla, darbecilerle hesaplaşılma çabasıyla bir dönüşüm evresinin ipuçlarını barındırıyordu.

O yıllarda sık kullandığım bir ifadeydi “yol ayrımı”: Değişim hattı ve ifade ettiği demokratikleşme ile direnç hattı ve onun işaret ettiği otoriterleşme arasındaki yol ayrımı...

Tercihler önemli ölçüde doğru yapıldı, adımlar önemli ölçüde doğru atıldı ve önemli ölçüde doğru sonuçlar alındı.

Bugün pek çok ismin “yanılmışız, pişmanız” dediği bir dönemin özünü aslında bu tablo ve girdileri oluşturur.

İktidar savaşı barındıran her değişim öyküsü gibi, elbette bu öykünün de pek çok çarpık yönü oldu.

Önce süngü savaşları sırasında, Ergenekon, Balyoz gibi kimi adli süreçlerde hak ihlalleri yaşandı. Bu ihlaller ve arkasında yatan niyet ve zihniyet gayri meşru adımlarla ağır hak gasplarına yol açtı. Evrak sahtecilikleriyle ve yargı eliyle doğru davalar kirletildi ve gayri meşru tasfiye politikalarında kullanıldı. Gülen cemaatinin (kendisini gizleyerek) giriştiği, siyasi iktidarın bilerek ya da bilmeyerek koruma altına aldığı, ancak doğal olarak sorumluluğunu taşıdığı bu durum, gaspın artması, kötü kokunun ortaya çıkması ve yayılmasıyla birlikte, özellikle 2010-11'den itibaren Türkiye'nin önüne farklı bir sayfa açacaktı: Yeni bir otoriterleşme dalgası...

Gülen cemaatinin hedef ve arayışları 2012'den itibaren devlet içi büyük bir iktidar kavgasına dönüşünce, yargı ve emniyet iyiden iyiye, devleti kontrolün ve tasfiyenin araçları haline geldi. Bu kavga çerçevesinde iki yönlü bir gerçeği ifade eden “yolsuzluklar-darbe kıskacı” da devreye girince, iki yönlü otoriterleşme keyfileşmeyi de içererek derinleşti. Bu kez baş aktör cemaat değil, siyasi iktidardı.

Bu siyasi iklimin siyasi aktörler açısından, “alan koruma, rakibi imha, güvensizlik ve öfke” unsurlarını mutlaklaştırdığını, bunun sadakat ve itaat arayışını arttırdığını, basından, hukuktan, toplumdan gelen her itiraz ve talebin darbe, komplo endişesiyle algılanmasına yol açtığını eklemeye herhalde gerek yok.

Ancak en kritik nokta, bu evrede, kısmen bu koşulların etkisiyle, Arap Baharı'nın ters rüzgarlarıyla, ancak daha çok muzaffer siyasi iktidarın ataerkil siyaset anlayışı üzerinden yeni bir “otoriterleşme kaynağı”nın daha doğmasıdır.

Devlet ve siyasi iktidar arasında fiili bir aynılaşma arayışı, aynılaşma ve devlet denetimi arttığı oranda siyasetin diğer alanlar ve farklı talep ve düşünce üzerine kurduğu tahakküm, özgürlük alanlarının daralması, yargının iyice siyasallaşması, iktidarın şahsileşmesi, keyfilik ve çoğunlukçuluk rüzgarları, son 3 yılda gün yüzüne bu kaynaktan çıktılar.

Bugün, doğal olarak yeni bir yol ayrımındayız: Açık toplum ile itaat toplumu arasındaki yol ayrımı...

Öykü özetle bu...

Unutulmaması gereken nokta ise şu:

Bu iki aşamalı öyküde, yanlışlar doğruları götürmüyor.

İkisi yan yana yazılıyor.

Dahası iç içe giriyor.

Türkiye, bugün, “değişim” dalgasının getirilerine işaret eden demokratik bir hal ile ikinci evredeki “otoriterleşme” dalgasının tahribatıyla ortaya çıkan anti-demokratik bir durumun iç içeliğini yaşıyor.

Siyaset yapmak da, doğru siyasi okuma da, açık toplum mücadelesi de ancak bu noktadan hareketle mümkün.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89