• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 4 °C
  • Berlin 2 °C

Hangi bırıne gıtsın Drogba?

Hamid Omeri

Yıllar önce Antakya'ya gitmiştim ve inanılmaz güzel bir şehir bulmuştum karşımda. Yöre insanının samimiyeti beni çok etkilemişti. Asi nehrinin bütün nehirlere inat usul usul ben böyle akarım dercesine akışı, defne yaprakları, zeytin, humus ve künefe ilk aklıma gelenler. Akşamları oturup yapılan sohbetlerde çok güzel hikayeler anlatılırdı.

Anlatılana göre Hatay'da bacaklarından engeli olan ve aksayarak yürüyen biri hayatını kaybeder. Konu komşu bir araya gelir ve teselli için eşini kaybeden arkadaşlarını yalnız bırakmak istemezler. Ölen adamın eşi taziyeleri kabul eder. Taziye'ye gelenlerin her biri taziye dileklerinden sonra taleplerine başlar.

“-Benim Bekir’im de orada. Kim bilir ne halde, çok merak ediyorum. Ona selamımı söylesin.” Kadın sabırla dinler. Hemen yanındaki söze girer.

“-Kızım gencecik yaşında beni buralarda bırakıp gitti. Şimdi o da orada tek başına. Söyle benim kızıma da uğrayıversin ve anneciğinin onsuz neler çektiğini anlatsın.”

Benim annem, benim oğlum, benim eşim, benim babam derken sıra uzar ve üzüntüsünden dolayı zaten hali olmayan kadın dayanamaz. Sessiz sedasız gözlerinden yaşlar akıtan kadın birden söze girer. Ama nasıl bir söze giriş. Taziyeye gelenlerin gözleri büyür bu söze giriş karşısında. Pür dikkat kesilirler:

“Yetter yetter zatten topal, hangı bırıne gıtsın!”

Bizim halimiz de biraz bu veciz hikayede anlatılanlara benziyor. Siyasetin o ince çizgisinde siyaset yapmak üzere yola çıkan Kürt siyasetçilerin yaptığı bazı konuşmalar bizleri derinden sarsmaya devam ediyor. Hangi birine yetişeceğiz karar veremiyoruz. Bir önceki yazımda Sayın Aysel Tuğluk'un gazeteci yazar Taha Akyol'a yazdığı o sarsıcı mektubunu değerlendirmiştim. (Aslında Eylül ile birlikte hüzünlenir ve daha hüzünlü sözler ederim. Çünkü Diyarbekir'den kalkıp buralara göç edişim hep Eylül öncesinde olurdu. O yüzden Eylül beni yaralayan bir aydır. Topraktan, anneden, babadan ve kardeşlerden uzaklaşmanın zamanı.) Pek tabii ki mektuptan ziyade mektubun muhatabı ve kullanılan dil dikkat çekiyordu.

Mela'yı, Şexi, Celadet Bedirxan'ı, Qazi Muhammedi, Mela Mustafa'yı okumamış olsayadık her neyse diyecektik belki. Bir de Yunus Eroğlu'nun Nameyek Ji Xwede Re (Tanrıya Bir Mektup)deki çarpıcı hamlesini ve Jan Dost'un Martine Bextewer (Mutlu Martin)'in sonlarına doğru Mirlere mektup niteliğindeki o büyüleyici metinleri okuyunca insan Kürt siyaseti adına konuşanların, meydanlarda söylev çekenlerin daha dikkatli olması gerektiğini düşünmeden alamıyor kendini.

Kim ne derse desin Kürtlerin hayalleri var ve bu hayaller er ya da geç kemale erecek. Sayın Tuğluk'un ardından Sayın Sebahat Tuncel'in basına yansıyan görüntüleri ve sözleri bir o kadar çarpıcı nitelikte. “Tek çare Drogba”nın Gezi'deki ruhundan sonra yeniden çare olma hali ve özellikle barışa olan susamışlığı ve çabası saygındır. Elbette üzerinde yaşadığımız toprakların barışa ihtiyacı olduğu noktasında akl-ı selim olan herkes hemfikirdir. Ancak barışın selamet olma tarafı bir kavram olarak barışın aşırı zikredilmesinden olsa gerek ıskalanmaktadır. Kürtlerin barışa olan ihtiyacını doğru analiz etmek lazım. Çünkü barış, Kürtler için sadece silahın susması değildir; olmamalıdır. İnkar edilenin, yok sayılanın, parçalanın bütünleşmesi ve hakikat olarak tezahür etmesi de olmalıdır barış.

Yoksa “bütün Ortadoğu halklarının birleştiği bir demokratik yapılanmayı savunuyoruz” sözü daha büyük bir 'stratejik derinlik' ve daha bir 'onurlu yalnızlık' demek olacaktır Kürtler açısından.

Kürt siyasetinin bunca bedele ve emeğe rağmen gelip dayandığı hedefin bu olması ise son derece düşündürücüdür. 2013 Newroz mektubu bağlamında bakıldığında demokratik modern bir ümmet anlayışı olarak okunabilecek bu son yaklaşımın bir dönemin ümmetçi düşüncesine sahip olanları etkileyeceği açıktır. Ancak ulusun tadına varamamış bir halktan bu tadı esirgemek nasıl bir ümmet anlayışı olacaktır sorgulamak lazım.

Bu bakımdan Avrupa Birliği, modern bir ümmet gibi duruyor. Ve orada uluslar kendi ülkeleri ve haklarıyla oradalar ve söz sahibiler. Özgürler her şeyden önce. Ortadoğu için böylesi bir hayale kapılmak haksız, hukuksuz ve statüsüz kürde mi düşmeli iyi düşünülmelidir.

Ulus düşüncesinden uzak bırakılmış bir halkın 'bütüncül' hayallerinden uzak bir siyaset! Eleştiri gelince de senin aklın ermez halleri. Geçen hafta Sayın Aysel Tuğluk'u dinlemiştik bu hafta Sayın Sebahat Tunceli! Bu hızla giderlerse hangi birine yetişeceğiz açıkçası cevabı zor.

Şu çok açık. Drogba, bütün yeteneklerine rağmen sahanın her yerinde olamaz. Çünkü sistem böyle bir sistem değil. Oyunun oynanması için başka oyunculara da ihtiyaç var. Yazımızın başındaki anlatıya yani Antakyalı kadının komşularına olan sitemine dönecek olursak eğer;

“Yette yetter! 'Tek çare Drogba' hangı bırıne gıtsın!”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89